22 Ocak 2012 - 09:53

(Bir önceki yazının devamıdır.) 5. Dökülen kanlardan Yezid'i temize çıkarma gayretleri de var. "İmam Hüseyin'in katlini Yezid emretmemiş!", "İbn Ziyâd'ın yerinde Yezid olaymış, kan dökmez, Hüseyin’i affedermiş!", "Olan bitenlerden haberdar olduğunda üzülmüş!" vs. [1] beyhûde dedikodular da, Sünnî toplumların bu büyük özveriden yeterince nasiplenmesini engellemiştir.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Oysa, Sa'düddîn et-Taftâzânî'nin de açıkça belirttiği gibi; "Yezîd'in, Hüseyin'in öldürülmesinden memnuniyet duyduğu, bu duruma sevindiği ve peygamberin Ehl-i Beyti'ne ihânet ettiği; özü itibariyle mütevâtir haberlerdendir..." (Şerh'ul-Aqâid: s. 188)

6. Kerbelâ kıyâmının tahrifinde, "dostluk, sevgi ve şefkat" pozlarına bürülü "kin ve nefret" dolu açıklamalar da az önemsiz değildir.

Örneğin İbn Teymiyye "Hüseyin’in çıkışında, ne dînî ne dünyevî; hiçbir maslahat yoktu! Aksine, o azgın zâlimler bu durumu fırsat bildiler ve nihâyet Rasûlüllâh’ın (s.a.s) torununu mazlum ve şehid olarak katlettiler." diyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

"Onun çıkışı ve katledilişi yüzünden ortaya fesat çıktı! Şayet yerinde otursaydı, bunlar olmazdı. Onun, ‘hayır elde etme ve kötülüğü def etme’ amaçlarından hiçbiri gerçekleşmedi. Aksine, çıkışı ve katledilişi yüzünden kötülükler çoğaldı…" (Minhâc’üs-Sünne: IV, 530)

Mısırlı çağdaş tarihçilerden Şeyh Muhammed el-Hudarî ile Kuveytli Selefîlerden Osman el-Hamîs de bu konuda Selefleri İbn Teymiyye ile "uygun adım" hâlindedir! [2]

7. Sünnî câmiada sıkça görülen, "Yezîd'e lanet edilip edilemeyeceğine" ilişkin kısır tartışmalar da, sonuçta İmam Hüseyin'in şanlı kıyâmını perdeleme girişimlerinden biridir. Tabii ya! Yezîd laneti hak edecek bir şey yapmamışsa, ona karşı yapılan Âşûrâ kıyâmını hangi meşru zemine oturtacak, neyi nasıl izah edeceksiniz?

8. Bu kıyâmı, kıyama destek vermeyen, hatta karşı çıkanların ağzından anlatmak, olayı sırf acıtasyon boyutuyla ele almak da, kıyâmın asıl maksat ve mesajını "hasır altı" etme operasyonlarından birisidir.

9. Muharrem ayının 10. gününün, tarihte nice kurtuluşlara sahne olmuş, ne mübârek gün olduğuna ilişkin; o gün gerçekleşen Kerbelâ katliamını örtbas etmek için Emevîlerce kotarıldığı her hâlinden belli "uyduruk hadisler" de bu yolda hayli etkilidir.

İHH mütevelli heyetinde görevli birisinin "Muharrem ayının bu yıl coşkuyla kutlandığını" [3] söyleyebilmesi, bu çarpık anlayışın tezâhürü değil midir? Bu ne acı bir bilinç körelmesidir! Muharrem ve coşku... Ne de yakışıyorlar(!) birbirlerine, değil mi?

10. Son zamanlarda, birileri Âşûrâ günleri düzenlenen mâtem merasimlerine takılır oldu! Hatta o gün döktüğümüz göz yaşlarına bile anlam veremeyenler çıktı!

Geçtiğimiz ay, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı tarafından, "Hacı Bayram Veli Câmii"nde "Aşure Günü ve Kerbelâ Şehitlerini Anma Programı" düzenlendi. Programda bir konuşma yapan Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez şunları söyledi:

"Bugün Kerbelâ şehitleri için gözyaşı dökmek elbette takdire şayandır. Ancak sizce bu yeterli midir? Sadece hüzün, sadece keder, sadece gözyaşı yeterli midir Kerbelâ'yı anlamak için?... Bugün bize düşen Kerbelâ'yı doğru okumak, Kerbelâ'yı doğru anlamaktır..." [4]

Bütün bunlar, kuşkusuz, o gün düzenlenen matem merasimlerine "bid'at" gözüyle bakan İbn Teymiyye vb. [5] nâsıbîlerden beslenen, talihsiz yaklaşımlardır!

"İmam Hüseyin Kûfelilere kanıp yola çıkmasaymış...", "Ne yapalım, olan olmuş! Yürekleri dağlayan bu hâdiseyi sürekli hatırlayıp hatırlatmak, kabuk bağlamış yarayı kanatmak demektir. Bunun kime, ne faydası var! İyisi mi, unutalım gitsin!" vs. yaklaşımlar; hadiseyi hiç anlamamış olmak bir yana, İmam Hüseyin'in yolunu sabote etmek, onun yaktığı özgürlük meş'alesini söndürmek, hedeflediği gayeyi, verdiği mesajı "katletmek" demektir.

Günümüzde, "Ehl-i Beyt" sözcüğünü ağızlarından düşürmeyen Semerkand cemaatinin çıkardığı takvime; 10 Muharrem'i gösteren yaprağın önüne arkasına bir bakın: İmam Hüseyin'in adından bir eser bulabilecek misiniz!

Gerekçe aynı: Yaramızı deşmeyelim...

Yezîd, İmam Hüseyin'in bedenini katletti; bu zihniyet ise onun kanıyla yazdığı evrensel mesajı katlediyor! Emin olun, bu ikinci katil İmam Hüseyin'e birincisinden daha çok acı verirdi!

İmam Hüseyin'in ardından iki damla göz yaşını çok görenlere sormak istiyoruz:

Olaydan sonra, tarih boyunca zâlim yöneticilere payanda olanlar, hak batıl kavgasında duracağı yeri şaşıranlar kimler; Hüseyin'in ardından ağlayanlar mı, ağlamayanlar mı?

Etrafınıza bir bakın ve Allah için söyleyin: Şimdilerde Irak'ı, Pakistan'ı mezbahaya çeviren "müslüman" kaportalı tekfirci teröristler; ağlayanlardan mı, ağlamayanlardan mı? Öldürenler kimler, öldürülenler kimler?

Bu durumda İmam Hüseyin'in mesajını kimler doğru anlamış; o gün göz yaşı dökenler mi, dökmeyenler mi?

Ağlayın beyler, ağlayın! Hüseyin'e ağlayan gözler zarar görmez! Onun için dökülen göz yaşları hiçbir zaman boşa gitmez!

Yok eğer göz yaşlarınız kurumuş, yürekleriniz katılaşmışsa; bari gölge etmeyin, ağlayanlara dil uzatmayın.

Doğrusunu isterseniz, İmam Hüseyin'in bu emsalsiz özverisini karartma gayretlerinin altında yatan tek bir sebep var: O da sahâbeyi temize çıkarmak!

Tabii ya! Kerbelâ'yı doğru okuduğunuzda, fâsık Yezîd ve yönetimi hepten yerle bir oluyor. Bu olayda Yezîd'le birlikte hareket eden sahâbe, bütün itibarını(?) kaybediyor. Bunun ucu, kendisini türlü ayak oyunlarıyla ümmetin başına musallat eden babası Muâviye'ye dokunuyor. Az yukarı yöneldiğinizde, Şam topraklarını "tepe tepe" kullanma serbestisini "amca-oğlu" Muâviye'ye tanıyan, Halîfe Osman sorgulanmaya başlıyor!

Sorgulama trendi, böylece yukarıya doğru çıkıp gidiyor!...

el-Ğazzâlî ve diğerlerinin verdiği fetvânın devamını okuduğunuzda, onların da aynı gerekçeye yaslandıklarını görüyorsunuz:

"Bu durum sahabeden nefret etmeye ve onlara ta'n etmeye sebep olur..."

Yezîd'e (l.a) dokunmaktan çekinenlerin asıl korkularının bu olduğu yönünde, Sa'düddîn et-Taftâzânî de aynı tespiti yapıyor. (Şerh'ul-Meqâsıd: II, 307)

Esasen Ehl-i Sünnet toplumunun bu olayı doğru okuyamayışının temel nedeni, Hüseyin'e "Dedesinin torunu" farkıyla, sıradan bir sahâbî gözüyle bakmalarıdır. Eğer ona, meveddet ve tathîr ayetlerine mazhar olmuş, Hz. peygamber'in ilminin yegâne vârislerinden biri, söz ve davranışları bizim için bağlayıcı bir "huccet" gözüyle bakılsaydı, elbette bu yanlışa düşülmezdi.

Selam olsun Hüseyin'e; onun dedesine, babasına, anasına, kardeşine ve çocuklarına!

Selam olsun; Hüseyin'in yaktığı meş'alenin aydınlattığı yolda yürüyenlere!

Selam olsun; özgürlük aşıklarına, bütün dünyanın mahrum ve mustaz'af halklarına!

Selam olsun; "Her gün Âşûrâ, her yer Kerbelâ" bilinciyle hareket edenlere!

Ve lanet olsun; Yezîd'e, Yezit'lere ve onların bilinçli, "gönüllü" avukatlarına!

Vesselâm...

[1]– Örn. bk. el-Ğazzâlî, el-İhyâ: III, 120; İbn'üs-Salâh, el-Fetâvâ: I, 216; İbn Teymiyye, Minhâc'üs-Sünne: IV, 557-558; İbn Kesîr, el-Bidâye: VIII, 221; İbn’ül-Hümâm, el-Müsâyera: s. 273; İbn Hacer el-Heytemî, es-Savâiq'ul-Muhriqa: s. 226-227, el-Fetâvâ'l-Hadîsiyye: s. 198; Şemsüddîn İbn Tûlûn, Qayd'üş-Şerîd min Ahbâri Yezîd: s. 39; Ali el-Qârî, Şerh’ul-Fiqh’il-Ekber: s. 72, Şerh'ul-Emâlî: s. 27 (= 39. beytin şerhi), Şerhu Ayn'il-Ilm: I, 339; el-Halebî, es-Sîrat'ül-Halebiyye: I, 238 ...

 [2]– bk. el-Hudarî, Târîh’ul-Ümem el-İslâmiyye: II, 129-130; el-Hamîs, Hıqbetün min'et-Târîh: s. 256

 [3]– http://www.haberinvakti.com/mazlum-suriye-halkinin-yanindayiz-makale,2661.html

 [4]– http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1210355

Bu ifadelere, Aralık 2011 tarihli Diyanet Dergisi'nin Başyazısında da aynen yer verilmiştir. bk.

http://www.diyanet.gov.tr/turkish/DIYANET/2011aylik/aralik/aylik/index.html

 [5]– bk. İbn Teymiyye, Minhâc'üs-Sünne: IV, 554, es-Sırât'ul-Müsteqîm: s. 299-300; İbn Kesîr, el-Bidâye: VIII, 220, 221; el-Heytemî, es-Savâiq: s. 183

Abdulkadir Çuhacıoğlu