Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-
Bismillahirrahmanirrahim
Bütün peygamberler özellikle son elçi İslam Peygamberi’ne selam olsun. Selam olsun Peygamberin (s.a.a) temiz soyuna ve sadık ashabına.
Sayın başkan ve sevgili din kardeşlerim, sizi selamlıyor ve bu toplantıda bulunduğunuzdan dolayı size teşekkür ediyorum. Ayriyeten bu güzel toplantıda aranızda bulunamadığımdan dolayı da hepinizden özür diliyorum.
Sözlerimin şu bölümünde Hz. Peygamberin kutlu doğumunu siz kardeşlerime tebrik ediyorum. Ayrıca bugünlerde, o yüce Peygamberin torunu İmam Cafer-i Sadık hazretlerinin kutlu doğum günleridir. Sünni’siyle Şia’sıyla, Ehl-i Beyt’in Sadığı diye bilinen bu imamın veladetlerini siz kardeşlerime tebrik ediyorum ve rabbimden, o İmama layık olmamızı diliyorum.
Sevgili kardeşim!
Bu güzel etkinliğin yapıldığı güzel ülke, İslam ümmeti tarihinde iki önemli acı ve tatlı tarihi vakıaya şahitlik yapmış tır. İki olaydan tatlı ve güzel olanı şu ki geçtiğimiz asrın başlarında bu ülke büyük ve saygın İslam’ı bir hükümet medeniyetine beşiklik yapmıştır.
İki olaydan acı ve talihsiz olanı ise, birinci dünya savaşı sonrası bu büyük medeniyetin dağıtılması İslami coğrafyada sömürgecilerin oluşturduğu sınırlar ve İslam ümmetinin bölünüp parçalanması olmuştur.
Ancak İslâm ümmeti arasındaki bölünmeler ve sultanların diktatörlüğü 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı sonrasında onların yardımından yararlanmasına engel oldu. Oysa Osmanlı’nın o dönemde Müslümanların bir araya gelerek bu savaşa iştirak etmesine ihtiyacı vardı.
Bu tür fitne ve ihtilaf olaylarına öncülük edenlerin bir bölümünü de Hicaz Yarımadası’nın yöneticileri teşkil ediyordu. Bunlar İngilizlerle işbirliği yapmakta, Mac Mahun’un boş vaatlerine aldanmakta veya Vahhabilerin ileri gelenleri gibi Osmanlı’ya yardım etmeyi tahrim, yardım edenleri ise tekfir ediyorlardı.
Vahhabilik tarihi, onların âlimlerinin ve yöneticilerinin İslâmî ilkelere hıyanetleriyle doludur. Bu fırkaya göre, Osmanlılara yardım etmek caiz olmadığı gibi, Osmanlı İmparatorluğu ile yakından uzaktan her türlü ilişki ve mensubiyet küfür ve öldürülme sebebi sayılıyordu.
Bunların dışında, nasyonalistlerin bu tefrikanın büyümesinde etkin rolü vardı. Günümüzde Nasyonalizm iki şekilde ortaya çıkmıştır: Bölücü Nasyonalizm ve Birleştirici Nasyonalizm.
Ama maalesef İslâm dünyasında ortaya çıkan Nasyonalizm ise ikinci türdendi ve sömürücülerin İslâm ülkeleri içinde Siyonizm’i ortaya çıkarması sonucu da etkisini arttırdı.
Müslüman Nasyonalizmi 19. Asırda önce Mısır’da, sonra Suriye’de, Türkiye’de ve ardından da İran’da ve Arabistan’da ortaya çıktı. Bu düşüncenin temelinde, toplumların düşüş ve zaaflarına cevap vermenin en güzel yolu halk, halkın çıkarı ve millî birlik terimleri idi. Oysa bunlar İslâm’da ve Resulullah’ın (s.a.a) düşüncesinde asl olanın kavmiyetçilik, ırk ve milliyetçilik değil, iman ve amel olduğundan gaflet içindeydiler.
Sonuç o ki: İslâm İnkılâbı Rehberi İmam Hamenei’nin de buyurduğu gibi, tek parça halindeki İslâm topraklarında şu özelliklere sahip ülkeler oluşturuldu:
• Zayıf
• Birbirine düşman
• Kukla ve Batı emrinde yöneticiler
• Ekonomik açıdan tüketici
• Askeri açıdan zayıf
• Ahlaki açıdan bozuk
• Dini açıdan tamamen yüzeysel bilgilerle donatılmış yöneticiler
Bunlar, istikbarın İslâm ülkeleri için tanımladığı özelliklerdi ve bunların oluşturulmasında da başarılı oldu.
İstikbar, bununla da yetinmeyip gafletten, tefrikadan ve o dönemin yöneticilerinin dünya düşkünlüğünden yararlanarak Arapları aldatmayı da başararak kanser hücresi İsrail’i Müslümanların ilk kıblesinin bulunduğu yerde ortaya çıkardı.
Kâfir istismarcılar, stratejik bir öneme sahip olan Ortadoğu için inceden inceye hesaplar yapmış, ayrıntılı programlarını dökmüşlerdi. Yıllar boyu bu planlarını başarıyla icra ettiler. Ancak İslam inkılâbının zaferle sonuçlanması onların bütün dengelerini bozdu. Zamanın büyük mücahidi ve müceddidi İmam Humeyni (r.a) Müslüman İran halkının yardımıyla gerçekleştirdiği büyük inkılâbıyla kapitalist Batı bloğunun ve mülhit Doğu bloğunun rüyalarının kâbusu oldu. Tarihte bir kez daha Nasyonalist, Marksist ve Liberalist düşünceleri ki bunlar İslam beldelerini istila etmişti, elinin tersiyle iterek bu beldelerde İslam inancını hayatın önceliği hâline getirdi. İslamî vahdet düşüncesini teoriden pratiğe geçiren ve Müslümanları Allah’ın ipine sarılmaya davet et oydu.
Bugün, bu konferansta bir araya gelmiş ve vahdetten bahsediyor, vahdetin gerçekleşmesi için planlar döküyor, bir şeyler yapmaya çalışıyorsak, bu, Allah adamlarının söylem ve eylemde attığı adımlarının sayesindedir.
Aziz kardeşlerim!
Eğer 30 yıl bundan önce birileri İmam’ın kıyamının hakkaniyeti ve İslamî vahdetin gerçekleşmesi için şüphe içinde olmuşsa, artık o şüphesinin yersiz olduğunu görmüştür. Zaman gerçekten de değişti. Bir yıldan fazladır esen rüzgârlar İslamî uyanış adlı bir baharın habercisi oldu. Mısır ve Tunus’ta ümit tohumları filizlenmeye başladı. Rüzgâr yoluna devam ediyor. Diğer İslam ülkelerine de uğrayacak gibi.
Hiç kuşkusuz İslam ümmeti, böyle bir zamanda vahdete her zamankinden daha fazla muhtaç durumdadır. Hem içeride, hem de dışarıda vahdet gereklidir.
Bugün gençlerimiz, Batı’nın kültürel saldırısı altındalar. Onların İnkılaba dayalı kazanımları Batı’nın kirli entrikalarıyla yüz yüze gelmiştir.
Tekfirci zihniyet, “Selef-i Salih’in Yolundan Gitmek” gibi görünürde inançlı kimselere çekici gelen bir şiarla onları kandırmaya çalışmaktadır. Bu zihniyetin ürünü olan terörizm, bazı İslam ülkelerinde İslam ümmetinin ne yazık ki kanını akıtmaktadır.
Bu hassas ortamda âlimlerin, aydınların, düşünürlerin ve yazarların görevi, her türlü tefrikalarıyla Müslümanların arasına fitne ve ayrımcılık sokmak isteyenlerin karşısında topyekûn durmak, İslamî vahdeti dünya Müslümanlarına ve bir sonraki nesillere armağan etmektir.
Muhterem bay ve bayan düşünürler;
Dünya Ehlibeyt Kurultayı uluslararası bir kuruluş olarak devletten bağımsız bir şekilde Hz. Peygamberi ve Pak Ehlibeyt’ini önder edinerek bu hazretlerin öğretileri doğrultusunda vahdetin gerçekleşmesi için canla-başla çalışmaktadır. Kardeşçe ve dostça ilişkilerin devamı neticesinde bütün ülkelerde, özellikle Türkiye ve İran arasında bu amacına ulaşacağını umut etmektedir.
Son olarak, Türkiye Ehlibeyt Âlimleri Birliği’ne, düzenledikleri bu konferanstan dolayı teşekkürlerimi bildirirken konferansın İslam ümmeti için bereketli olmasını temenni ediyor, Türkiye âlimlerinin kendi aralarında birlik ve beraberliklerini pekiştirmesinde önemli bir adım olarak meyvesini vermesini Yüce Allah’tan diliyorum.
Yine fırsatı ganimet sayarak İstanbul’daki Ehlibeyt Âlimleri Derneği’nin açılışından dolayı tebriklerimi arz ediyor, hayırlı uğurlu olsun diyorum.
Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Dünya Ehlibeyt Kurultayı Genel Sekreteri
Muhammed Hasan Ahteri