13 Şubat 2012 - 05:15

Bismihî Teâlâ... "Harp hiledir!" Bu hadîsin, hem Allah'ın Elçisi'nden (s.a.a)1, hem de Emîr'ul-Mü'minîn Hz. Ali Efendimizden2 (a.s) -sözlü olarak- rivâyet edildiğini biliyoruz. Savaşta hilenin, düşmanı aldatmanın iki yolu var: 1. Plan yaparak, taktik geliştirerek, tuzaklar kurarak, beklemediği yerden vurarak. 2. Yalan konuşarak, verilen sözleri çiğneyerek, karşı tarafa çamur atarak... Bunlardan Kur'ân'a, Hz. Peygamber'in sîretine uygun düşen, birinci yoldur. Ehl-i Beyt yolu da budur. Kuşkusuz, evrensel ahlâkî değerler ve savaşta "ilkeli" duruş bunu gerekli kılar. Zaten hadiste geçen "hile" bu anlamdadır. Savaşta hile ve aldatmanın meşru olanı da budur. İkincisi ise Muâviye'lerin, Yezît'lerin yoludur!

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-

Şimdi siz, eğer savaşta Hz. Peygamber'i örnek alıyor, onun Ehl-i Beyti'nin yolunu izliyorsanız; düşmana karşı ummadığı yerlere tuzaklar kurarsınız. Onlara hayal bile edemeyeceği sürprizler hazırlayabilirsiniz...

Ama bu arada, savaşın da bir hukukunun ve ahlâkının olduğunu unutamazsınız. Yalan konuşamazsınız. İftiradan, ahitleri bozmaktan uzak durursunuz. Çünkü siz, her şeyden önce "dürüst, ilkeli ve ahlâklı" olmak durumundasınız.

2006 Temmuz'unda, Siyonist rejime hayal edemeyeceği bir yenilgi tattıran, Hizbullâh Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullâh'ın, bütün dünya halklarını kendisine hayran bırakan ilkeli tutumu, bunun en canlı, en taze örneği değil midir?

Yok eğer Muâviye'nin, türlü yalan ve desiselerle onun saltanatını tahkim eden Amr'ın ve Yezîd'in yolundan gidiyorsanız; açıktan, tevilsiz yalanlar söyleyebilirsiniz. Verdiğiniz ahitleri hemen, ilk fırsatta ayaklar altına alabilirsiniz. Bu arada, karşı tarafa "akıllara zarar" iftiralar atarak; kendi insanlarınızı kandırabilir, onların karşı tarafa yönelik öfkelerini böylelikle daha da köpürtebilirsiniz!

Bu yolda gerekirse daha da çirkinleşir, "düşmanın kisvesine bürünerek" kendi köylerinizi basar, insanlarınızı öldürebilirsiniz! Mağazalarınızı, halkınıza ait araçları benzin döküp yakabilirsiniz!..

Üstüne üstlük, bütün bunları kendiniz "haksızken" yaparsınız!

Kelimenin tam anlamıyla, "ibâhiyyeci" olur, "Bizi hedefe götüren her yol mübahtır!" dersiniz.

İlk olarak, bir Rus bilim adamı olan Prof. Sergyei Nilus tarafından 1905'te, Rusya'da neşredilen "Siyon Hâkimlerinin Protokolleri" adlı esrarengiz kitapta3, bakın ne deniyor:

" الغاية تبرر الوسيلة= Gâye, vâsıtayı meşrû kılar. Bu yüzden, planlarımızı yaparken, ahlâkî ve iyi olandan ziyade, (bizler için) zarûrî ve faydalı olana yönelmemiz gerekir." 4

Böylece, Siyonizm'in hedefine varmak için kullandığı araç mantalitesiyle, Muâviye'lerin ve Yezit'lerin yolunun kesiştiğini görüyoruz!

Savaşta hile ve aldatma konusunda Qâdî Iyâd diyor ki: "Savaşta, (düşmanı) mümkün olan her yolla aldatmak caizdir. Yeter ki verilen ahitleri ve emânı bozmak türünden olmasın. O takdirde helal olmaz." (Şerhu Sahîh-i Müslim: VI, 42)

Muhyiddîn en-Nevevî bu sözlere aynen katılıyor ve buna "ulemanın ittifakını" da katarak, olduğu gibi tekrarlıyor. (Şerhu Sahîh-i Müslim: XII, 45)5

Peki, ahitleri ve emânı bozmamak kaydıyla, "mümkün olan her yol"a, katıksız ve tevilsiz "yalanlar" da dâhil midir? diye soracak olursanız:

el-Qurtubî, en-Nevevî, İbn Mülaqqın, el-Übbî, Hâfız İbn Hacer, el-Aynî, el-Qastalânî, el-Münâvî, Ali el-Qârî vb. bu soruya "Evet, dâhildir!" cevabını vereceklerdir.6

Siyâset tarihinde Yezîdî duruşuyla bilinen Ebûbekr İbn'ül-Arabî işi daha da ileri götürerek, "Düşmana verdiğimiz ahitleri de bozabiliriz." diyor! işte sözleri:

"Savaşta hile ve aldatma; tevriyeli sözlerle olur, ordunun pusu kurmasıyla olur, verilen sözden dönerek olur..." (Âridat'ül-Ahvezî Şerhu Sahîh'it-Tirmizî: VII, 171-172)

İbn'ül-Arabî'nin bütün ilkeleri yerle bir eden, savaş ahlâkını hiçe sayan bu sözlerini, İbn Mülaqqın, İbn Hacer, el-Aynî ve el-Münâvî de; hiçbir eleştiriye tabi tutmadan, aynen aktarıyorlar.7

Oysa Hanefîlerin ilk dönem hatırı sayılır fıkıh üstatlarından olan Ebû Ca'fer et-Tahâvî, Şemsüleimme es-Serahsî, Burhânüddîn el-Buhârî vb. "Savaşta bile olsa, bizim mezhebimize göre, imalı sözler dışında; katıksız, tevilsiz yalan söylenemez." diyorlar.8

Günümüzde, bilhassa son birkaç aydır, kimi çevrelerin neredeyse savaş pozisyonu aldıklarını, var güçleriyle bir hedefe kilitlendiklerini görüyoruz.

Nereye olacak; elbette İsrail'e, ABD'ye karşı olacak hali yok! Hedef belli: İRAN!

Bazı "İslâmcı" yazar ve çizerler, İran'ı yoğun biçimde eleştiren yazılar yazıyorlar.

Şimdiki iktidarın "arka bahçesi" olan kimi "muhafazakâr" basın yayın organları da, gerçek dışı, hayâlî haberlerle, bu doğrultuda, halkı resmen bombardımana tabi tutuyorlar!

Peki, suçu neymiş İran'ın?

Bölgede İsrail'in, ABD'nin oyunlarını bozması, onların yoluna taş koyması!

Bizler eleştirilerden rahatsız değiliz. Elbette eleştirilsin. Ama eleştirirken, hakarete varan, karşı tarafa haddini bildiren bir üslup kullanılmasın.

Eleştirilerimiz doğru, makul temellere dayansın. Dini esaslar göz ardı edilmesin.

Artı, bu eleştiriler yalan, dolan, iftira içermesin...

Geçenlerde Mustafa Özcan bir yazısında, Suriye'de olup bitenleri denetlemek üzere bu ülkeye gelen gözlemcilerden, Cezâir asıllı birinin ağzıyla, Suriye Devlet Başkanı Esed tarafından, "gözlemcilere hayat kadını teklif edildiğini" ileri sürmüştü.

Lâkin, verilen haberin kaynağına indiğimizde, bunun -maalesef- düpedüz yalan olduğunu gördük!

Bu, Suriye ve İran konusunda okuyucusunu yalan yanlış bilgilendiren Mustafa Özcan'ın, ne ilk, ne de son yazısı! O bunu -maalesef- hep yapıyor, yapmaya da devam ediyor.

TRT, bir devlet kanalı olmasına rağmen, bu alanda "devlet ciddiyeti" ile bağdaşmayan, halkı İran'a karşı soğutmayı amaçlayan yayınlar yapıyor.

Hatta haftalık diziler bile buna el attı: 09 Şubat akşamı yayınlanan "Kurtlar Vadisi"nde, "İran'ın İsrail ile işbirliği" açıkça vurgulandı!!! (Polat'ın ağzından)

Yani İran aleyhtarlığı, maalesef, yavaş yavaş "devlet politikası" olma yolunda.

Bilhassa, muhafazakâr kisveli "Zaman" grubunun; ilkesiz, ahlâk tanımaz tavrı dikkatlerden kaçmıyor. Gazetesiyle, televizyonuyla, Allah'ın her günü, sunduğu yalan yanlış haberlerle, halkımızı İran'a karşı resmen dolduruyor!

Bu "yeni kartelci" medya grubu, geçtiğimiz günlerde, Siyonist kaynaklara dayanarak, İran'dan Türkiye'ye "hemşire" kılıfında casuslar gönderileceğini haber yapmıştı.

Ardından, basında bu hemşirelerin, kimi etkili ve yetkili kimselerle, "istihbarat amaçlı evlilik" yapabilecekleri haberi bile yer aldı!

Sonunda İranlı yetkililerden bir açıklama geldi: "Yok öyle bir şey." dendi. Yani, bunlar düpedüz "yalan haber" idi ve Zaman grubu bu yalanı günlerdir eveleyip geveliyordu.

Derhal "özür dileyip" geri adım atması beklenen grup, yine fitne, fesat ve tahrik kokan tutumunu, hiç aldırmadan, aynen sürdürdü: "İran deşifre olunca geri adım attı!" ...

Allah aşkına böyle habercilik olur mu? Bu ne aymazlık, bu ne sorumsuzluk!

Bunun dinde yeri, yurdu var mı?

Sizde hiç insaf yok mu? Bu ne gözü dönmüşlük!

Kur'ân, iftirayı yayanları, dünya ve âhirette, elim bir azapla uyarmıyor mu? [Nûr: 19]

Bu düşmanlık, bu haset niye? İran'ın bizleri kardeş bilmekten, bölgede Müslümanların haklarını "Emperyalist güçlere yedirmemekten" ... öte ne suçları var?

İran'a karşı; ABD'nin, bizzat görevlendirdikleri Suriye heyetinin raporunu tanımayacak kadar ilkesiz, ahlâksız, haysiyetsiz bir Arap Birliği'nin yanında ne işiniz var sizin?

Bölgesel sorunlar karşısında ABD ile iş tutacak; Körfez savaşında, Bağdat'ta on binlerce sivilin öldürülmesine karşı sessiz kalırken, İsrail'e düşen birkaç Scut füzesi karşısında "salya sümük" ağlayacak, Mavi Marmara eyleminde "İsrail'in otoritesinden" söz edeceksiniz; öte yandan kalkıp İran'ı, İsrail ile gizli "işbirliği" yapmakla suçlayacaksınız!!! Yemezler!

Sahi, sizin hiç mi Allah'tan korkunuz yok? Hesap gününü düşünmüyor musunuz? Bütün bunların vebalini nasıl ödeyeceksiniz? Yarın onların yüzlerine nasıl bakacaksınız?

Bu gidişle, Hanefî mezhebi şöyle dursun, hadisçilerin fetvası da kurtaramaz. Zira, onlar katıksız yalan söyleyerek, sırf "düşmanı aldatmaya" cevaz vermişler.

Ya siz ne yapıyorsunuz?

Aslı esası olmayan bu haberlerle, yaptığınız hayâlî yorumlarla İran halkını değil, bizzat kendi halkınızı iğfal ediyor, kendi insanlarınızı aldatıyorsunuz!

Hani eskiden malum kartel medyası, Müslümanları karalayan bir haber yaptıklarında, hemen peşlerine düşer, olayı deşifre eder, yalanlarını yüzlerine vururdunuz.

Allah için, sevinirdik!

Ne oldu? Şimdi onların yerine siz mi oturdunuz? Bu görev size mi verildi?

Yukarıda da belirttik: Bu yol Hz. Peygamber'in, Ehl-i Beyt'in yolu değildir.

Gittiğiniz bu yol, Muâviye'lerin, Yezit'lerin, Amr'ların, Mervan'ların yoludur! Bu araç, "Bizleri hedefe götüren her yol mübahtır." diyen Siyonistlerin aracıdır!

Eğer hesap gününe inanıyorsanız, insafınız hâlâ tükenmemiş, gönlünüz hâlâ kurumamış , gözlerinize hâlâ perde inmemişse; yol yakınken dönün bu yoldan.

Vesselâm...

----------------------------

1- bk. Buhârî: cihâd, 157; Müslim: cihâd, 17-18 ...

Şeyh Sadûq, el-Faqîh: IV, 272; el-Hurr el-Âmilî, Vesâil'üş-Şîa: XV, 133-134

2- bk. Buhârî: menâqıb, 25, istitâbe, 6; Müslim: zekât, 154; Ebû Dâvûd: sünnet, 30; Nesâî, el-Hasâis: 173 nolu hadis (bk. Çuhacıoğlu, Peygamberimizin dilinden Hz. Ali: s. 469)

Ebul-Abbâs el-Hımyerî, Qurb'ül-İsnâd: s. 133; el-Küleynî, el-Kâfî: VII, 460; Ebû Ca'fer et-Tûsî, et-Tehzîb: VI, 162; el-Hurr el-Âmilî, Vesâil'üş-Şîa: XV, 133-134

3– Çoğu araştırmacı, toplam 24 protokolden oluşan bu kitabın, Avusturyalı Yahûdî gazeteci Theodor Herzl (1860–1904) öncülüğünde, 1897 yılında İsviçre'nin Basel şehrinde tertiplenen ilk Siyo­nist kongrede alınan kararların bir kısmından ibaret olduğunu ileri sürmektedirler.

(bk. Prôtôkôlâtü Hukemâ-i Sıhyûn: s. 29; Ahmed Çelebi, Yahûdîlik: s. 287)

Türkçe'ye de çevrilen bu kitabın, bizde Arapça'sı var. [bk. http://waqfeya.com; http://shamela.ws]

4- Prôtôkôlât (I): s. 116. Ayr. bk. s. 118

5– en-Nevevî'nin "bil-ittifak" ekli bu sözleri, sonrakiler tarafından aynen benimseniyor. bk. el-Irâqî, Tarh'ut-Tesrîb: VII, 215; el-Übbî, Şerhu Müslim: V, 53; İbn Hacer, Feth'ul-Bârî: VI, 158, 159; el-Qastalânî, İrşâd'üs-Sârî: V, 155; el-Münâvî, Feyd'ul-Qadîr: III, 411; Ali el-Qârî, Mirqât'ül-Mefâtîh: VII, 447; Davudoğlu, Sahîh-i Müslim Tercüme ve Şerhi: VIII, 466

6– bk. el-Qurtubî, el-Müfhim: VI, 592, en-Nevevî, XII, 45; İbn Mülaqqın, et-Tavdîh: XVIII, 225; el-Übbî, V, 53, VII, 48; İbn Hacer, VI, 159; el-Aynî, Umdet'ül-Qârî: XII, 96, XIII, 208; el-Qastalânî, V, 156; el-Münâvî, V, 296; Ali el-Qârî, VII, 447

7– bk. İbn Mülaqqın, XVIII, 225; İbn Hacer, VI, 159; el-Aynî, XII, 96; el-Münâvî, V, 296; Davudoğlu, VIII, 466-467

İbn'ül-Arabî sözlerinin devamında şöyle diyor: "Yalanın haram yada helâl oluşunda aklın bir etkisi yoktur. Bu iş tamamen şerîate bırakılmıştır. Şayet yalanın haram oluşu, bid'atçilerin dediği gibi, akıl ile sâbit olaydı...; o takdirde yalan konuşmak hiçbir zaman helâl olmazdı!"

Bu sözler, Husün - Kubuh meselesinin şer'î olduğunu iddia eden Eş'arîler için normaldir. Ancak, bu meselede "akılcı" yolu seçen Mâtürîdî ekole mensup olan el-Aynî'nin İbn'ül-Arabî'ye itiraz etmemesi, hele onun kendileri gibi düşünenleri "bid'atçilikle" suçlaması karşısında sessiz kalması, anlaşılır gibi değildir.

Üstelik "sıkı" bir Hanefî olan el-Aynî, her nedense hadisçilerin peşine takılmış, böylelikle -birazdan göreceğiniz gibi-, kendi üstatlarının yolundan ayrı düşmüştür!

8– bk. et-Tahâvî, Şerhu Müşkil'il-Âsâr: VII, 369; es-Serahsî, Şerh'us-Siyer'il-Kebîr: I, 119, el-Mebsût: XXX, 211; el-Kerderî, el-Fetâvâ el-Bezzâziyye: III, 359; el-Haskefî, ed-Dürr'ul-Münteqâ: II, 552; İbn Âbidîn, Redd'ül-Muhtâr: VI, 427-428

Abdulkadir Çuhacıoğlu