Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- "Sahneye gelirken ne söylemem gerekir diye düşünüyordum! Annem, babam, sevgili eşim, kızlarım, değerli dostlarım, ekibim... Benim harika ekibim hakkında bir şeyler mi söylemeliydim? Ancak şu anda sadece halkımla ilgili bir şeyler söylemeyi tercih ediyorum. Onların (İran halkı) gerçekten barışsever bir halk olduğunu düşünüyorum.
Bizler önemli bir ödül aldığımız için mutlu değiliz, ya da film yaptığımız için ya da filmciler olarak mutlu değiliz. Bir taraftan savaş çağrıları yapılırken, yabancılaştırma olurken, siyasetçiler birbirleriyle kavga ederken ve İran ülkesinin ismiyle müstesna kültürü unutulmuşken bu ödülü kazanmış olmak, adımızı duyurabilmek bizi çok mutlu ediyor. Siyasetin ağır baskısı altında kaybolmakta olan bu değerlerimizi hatırlama şansına sahip olduğumuz için çok mutluyum. Ülkemin halkı, tüm halklara, tüm medeniyetlere bütün, insanlara saygı duyar ve düşmanlığa tamamen karşıdır. İran sevgi dolu insanlardan oluşur. Teşekkür ederim..."
Kendi geleceğini halkının geleceğinden başka hiçbir kuvvete, ülkeye, cemaate dayandırmayan her derdi olan sanatçı gibi, kendisini değil "meselesini" öne çıkarmaya çalıştı.
Hem de Ortadoğu'yu, kendi topraklarından başlamak üzere, koca bir mezbahaya çevirmek için gün sayan arsız ve açgözlü kuvvetlerin boyalı pavyonunda bunu yapması olayı daha da anlamlı kıldı.
"They are a truly peace loving people" (Onlar gerçekten barış seven insanlar) cümlesini sarfederken gözlerindeki hüzün fena halde iç burkucuydu.
Yaralı bir ceylanın bakışları vardı gözlerinde. Yavrusunun başına geleceklerden endişeli, başlarına gelenleri anlamaya çalışan, pazarlığa meyilli ancak gerekirse kanının son damlasına kadar da onu koruyacağını haykıran bir çift gözdü sadece o sahnede konuşan...