3 Mart 2012 - 20:30

ABD ve dostları artık Ortadoğu’da demokratik yönetimlere izin veriyor hatta bunun yolunu açıyor. Bunu hem askeri hem de sosyolojik olarak yaptığı operasyonlarla destekliyor. Türkiye de dâhil olmak üzere, pek çok ülkede bunca senedir çekilen huzursuzluklardan kurtuluşun demokraside olduğu inancı yaygınlaştırılıyor.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Demokrasi öylesine bir dogma haline geldi ki şu hayattaki tek gerçek, tek doğru olduğu inancı kabul görüyor. Bütün her şeyi demokrat ve demokratik olmak üzerinden şekillendirir hale geldik. Bir hareketin, tavrın, kararın meşru olması için önce demokrat olup olmadığına bakılıyor. 

ABD’nin artık sadece askeri seçeneklerle sahada olmadığı bir dünyadayız. Oldukça güçlü bir şekilde en ince sosyolojik hesapları hayata geçirdikleri medya silahıyla, sömürü sistemlerinin devamı için yeni bir dünya oluşturuyorlar. 

Demokratik bir devleti başında kim olursa olsun istedikleri gibi yönlendirebiliyorlar. Bu yüzden Türkiye’de Tayyip Erdoğan’ın, Mısır’da İhvan-i Müslimin’inin hükümet olması onları rahatsız etmiyor. Ortadoğu’daki her hangi bir ülkenin de başında kim olursa olsun demokratik bir yapıda olması onların işine geliyor. 

Demokratik sistem, her evde bir televizyonun bulunduğu, internetin başından ayrılmayan genç nüfusun zihnine nüfuz etmenin bu kadar yolunun olduğu bir ülkeyi yönetmek için en uygun seçenektir. 

28 Şubat bu yüzden küresel sistem için çok önemli bir denemeydi. Demokratik yollarla gelen bir hükümeti istedikleri an sadece medya yoluyla nasıl indirebileceklerini test ettiler. Test başarılı oldu ki hem halkın memnun olduğu, hem küresel sömürü sistemlerinin devamını sağlamak için, yönlendirilmeye açık hükümetlerin demokratik yollarla başa gelebilmesi için çalışmalara başladılar.

Türkiye’de 28 Şubat sonrası ve bölgede Arap Baharı denilen süreç, işte bu çalışmaların ürünüdür.  

Bu tespitleri yapanların halktan tepki almasının sebebi de ülkelerdeki diktaya dayalı yönetim biçimlerinin değişmesi ve demokratikleşmesi… Yani, halk kendi oyuyla iktidara gelen hükümetlerini koruyor ve onların samimiyetlerine inanıyor, dolayısıyla işaret ettiğimiz bu küresel oyunun varlığını inkâr ediyor. 

Türkiye’de mazlum halkın içinden çıkmış Tayyip Erdoğan’ın veya Mısır’da yine senelerce zulüm görmüş, liderleri asılmış İhvan-i Müslimin hareketinin iktidara gelmesi ya da iktidara geldiğinin sanılması, demokratik ülkenin ve demokrasinin gerçekten yaralara merhem olabildiğinin sanılmasına yol açıyor… 

Hâlbuki, demokratik yollarla iktidara gelenlerin fark ettiği ama oy verenlerin henüz fark edemediği bir gerçek var ki ülke yönetimleri ABD ve ortaklarının ekseninden çıkamıyor.   

Türkiye örneğinden yola çıkarsak… 

Tayyip Erdoğan ve ekibi ABD’nin Ortadoğu’yu şekillendirme planını bozacak bir politika izlemesi halinde başına gelecekleri bilmiyor mu? 

28 Şubat süreci çok daha güçlü bir şekilde tekrar başlayacaktır. 

Tek bir talimatla PKK hiç olmadığı kadar faal savaş haline geçebilir. Sabah uyandığımızda gelen ‘şehit’ haberlerinin ülkede yarattığı infiali bir düşünün. Günde 20-30 askerin 1 hafta boyunca her gün kaybedilmesi hükümeti nasıl bir duruma sokacaktır?

Güneydoğu’da ayrı ayrı yürürlüğe sokulacak olan kaos senaryolarının bölgeyi nasıl saracağını, bunun yanı sıra ülkenin batısında milliyetçi grupların provokasyonuyla oluşturulacak linç havasının Türk-Kürt iç savaşını çok kolay bir şekilde tetikleyeceğini, bilmiyorlar mı? AKP hükümetinin daha önce yaşadığı buna benzer daha küçük çaplı senaryoların aslında ileride tehdit kartı olarak kullanılmak üzere sahneye konulduğundan zerre şüphem yok. Yani daha önce yaşadığımız benzer olaylar da hükümete ‘bunun daha fazlasını da yapabiliriz’ mesajıydı. 

28 Şubat’ta dört koldan saldıran medyanın bu kadar kısa süre içerisinde neredeyse aynı yöneticilerle 180 derece değişmesini, normal mi görüyorsunuz? 

Yine medyaya verilecek tek talimatla manşetlerden hükümetin bir an önce bırakıp gitmesi çağrıları, hükümet mensuplarının çeşitli mizansenlerle yıpratılması ve yürütülecek psikolojik harp planları, tekrarlanmayacak mı sanıyorsunuz?

Ülkenin demokratikleşmesi için ordu gibi çalışan medya yarın hükümeti indirmek için tam tersi yönde de çalışacaktır. 

Bütün bunların yanı sıra 28 Şubat sürecinde parti değiştiren, milletvekili kalmak için kılıktan kılığa giren, süreç sonrası zarar görmemek için güçlünün yanına yanaşan milletvekillerinin şuan ki AKP milletvekillerinden çok daha farklı olduklarını mı sanıyorsunuz? Kendilerini güvende hissetmedikleri anda gemiyi terk edeceklerdir. 

AKP yönetimi bütün bunları bunca süre zarfında anlamıştır. Anladıkları da belli oluyor ki hayatları boyunca inandıkları ideallerin tam zıttı bir dış politika izlediklerini görebiliyoruz. 

Bu konuya devam edeceğim… 

Cihad Kayaduman

cihadkayaduman@hotmail.com