18 Nisan 2012 - 22:59

Birkaç ay önceye kadar Suriye olayları belirsizlik içinde olsaydı da bugün artık birçok ülkenin Suriye'ye yönelik izlediği tutumunun netleşmesiyle birlikte, bu konuda artık belirsizlik ortadan kalkmış bulunuyor.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-  Suriye konusunda bütün olup bitenler şudur ki Amerika, Siyonist rejim ve gerici Arap rejimleri, Arap dünyasında 4 diktatörün devrilmesine yol açan İslami uyanış dalgasından, Siyonist rejim ve diğer Arap dikta rejimlerini korumak amacıyla kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyorlar. Bu yüzden, Arap Ortadoğu'da Siyonist rejime karşı direniş cephesinin önemli halkalarından biri olan Suriye'nin hedef alınması, daha önceden hesaplanmış ve dikkatli bir seçenektir. Zira söz konusu komplonun hedefe ulaşması halinde bir taraftan Siyonist rejim rahat nefes alırken, diğer taraftan da bölgede diğer Amerika'ya bağlı kukla rejimler az bir süre de olsa İslami uyanışa hedef olmaktan uzak kalacaktır.

Söz konusu üçgen, hatta Suriye hükümetini deviremezse de, Şam yönetimini zayıflatıp dünya kamuoyunu yönlendirmekle, kendi varlıklarını korumak için fırsat kolluyor. Bu bağlamda Suriye yönetimi ve Beşşar Esad'a karşı ağır karalama kampanyası başlatmak, Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Irak sınırlarından Suriye dâhilindeki Muhaliflere silah sevkiyatı yapılması, Şam yönetimi muhaliflerinin Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar rejimlerince finanse edilmesi, Arap Birliği genel sekreterinin Suriye'nin Birliğe üyeliğinin askıya alınması konusunda ikna edilmesi, Birlikçe Beşşar Esad aleyhinde rapor hazırlanıp BM güvenlik konseyine sunulması, Suriye yönetimine baskıları arttırma hedefiyle, sözde '' Suriye'nin dostları'' adı altında toplantılar gerçekleştirilmesi, Amerika, İngiltere ve Fransa'nın Suriye yönetimine karşı düşmanca tavır takınması, Suriye konusundaki hedef kapsamında yürütülen faaliyetlerin bir kısmını yansıtıyor.

Suriye'deki mevcut durumu bölgedeki diğer inkılâplardan ayıran başlıca etkenler şu şekilde sıralanabilir:

- Suriye dâhilindeki muhalifler, siyasi aktivistler ve silahlı eylemciler olarak ikiye ayrılıyor. Siyasi aktivistler çeşitli platformlarda açıkça kendi görüşlerini bildiriyor ve Suriye yönetimi de gitgide reformları hayata geçirerek söz konusu siyasi aktivistlerin daha fazla faaliyetleri için zemin hazırlıyor. Bu grupta yer alan muhalifler silahlı çatışmalar, terör girişimlerine karşı oldukları ve sorunların barışçıl bir ortamda çözülmesi gerektiğini her defasında açıkça söylemektedir.

İkinci grupta yer alan silahlı muhalifler ise hem yönetim ve hem birinci gruptaki muhaliflere karşı olarak, yönetimin yıkılmasından başka bir hedef gütmüyor.

Burada üzerinde durulması gereken konu şu ki yaşanan durumdan dolayı, Mısır, Tunus, Libya ve Yemen inkılapların mahiyeti Suriye'den daha farklıdır.

- Tunus, Yemen ve Mısır inkılâplarında Batılı güçler hükümetin yanında yer alarak, despot rejimleri halka karşı korumaya çalıştılar. Libya'da da durum aynıdır. Fakat Kaddafi'nin devrilmensin kaçınılmaz olduğunu anladıktan sonra, Libya Petrolünü ele geçirme hedefiyle, Kaddafi'yi devirmekte payları olduğunu göstermek için Libya'ya askeri müdahalede bulundular. Batılı güçler bugün Libya petrolünden elde ettikleri gelirin yanı sıra, kendi yakıp yıktıkları Libya'yı yeniden yapılandırma bahanesiyle hayata geçirdikleri projelerden çok miktarda gelir elde ediyorlar.

Suriye'deki durum Tunus, Yemen, Mısır ve Libya'daki durumun tam tersinedir. Amerika, Fransa ve İngiltere Suriye'deki huzursuzluğun asıl planlayıcısı olarak ilkinde beri muhalifleri eğitip silahlandırmaya başladı. Söz konusu ülkeler geçen seneden beri çeşitli ülkelerde Suriye'de yönetim karşıtı toplantılar düzenleyip, Suriye'deki silahlı muhaliflere destek için çeşitli planlar ortaya koymuş bulunuyor.

- Fars Körfezi liderleri bölgede despot rejimlere karşı başlayan halk ayaklanmasını onaylamazken, bütün imkânlarıyla inkılâpçı halka karşı despot liderleri desteklediler. Söz konusu diktatörler Suriye olayında silahlı terörist gruplar tarafında yer alarak yönetime karşı komplocu girişimlere başladılar. Katar, Suriye ve Suudi Arabistan petrol dolarları Suriye'de yönetimi devirmek için muhalifleri silahlandırmaya harcanıyor. Nitekim gerici Arap liderler Suriye yönetiminin devrilmesi gerektiğini açıkça söylemekten çekinmiyorlar. Burada ilginç olan konu şu ki Bahreyn konusunda aynı liderler Suriye'dekinin tam tersine, despot Al-ı Halife tahtını korumak için mali, siyasi ve propagandasal destekte bulundu.

Suriye'de silahlı grupların terör eylemlerinde Siyonist rejim ve onun Amerika başta olmak üzere destekçilerinin büyük rolü olduğu açıkça biliniyor. Nitekim Siyonist casusluk teşkilatı MOSSAD'ın eski başkanı Dogan geçen hafta yaptığı bir açıklamada şu ifadeleri kullandı: Suriye iktidarının ayakta kalması, Siyonist İsrail için en büyük yenilgidir.

Amerika başkanı Barack Obama da açıkça Beşar Esad'ın devrilmesi gerektiğini savunurken, dışişleri bakanını Suriye karşıtı planlarını hayata geçirmek için sürekli Ortadoğu'ya gönderiyor. Bu konuda Obama'yı motive eden asıl etken, önümüzdeki Kasım ayında Amerika başkanlık seçimlerinde başarılı olması için Siyonistlerden aldığı mali destektir. Son aylarda Obama'nın seçim kampanyası içn toplanan 68 milyon dolarlık yardımın, 38 milyon dolar kadarı Siyonist rejim taraftarı Yahudi'ler tarafından karşılanmıştır. Arap dünyasında en önemli müttefiklerini kaybeden Siyonist rejim liderleri, konumlarını güçlendirmek için iyi fırsat kollayıp Arap dünyasının düşünce, enerji ve bütün gücünü Suriye üzerine odaklandırmış bulunuyor.

Aslında Siyonist rejimin üzerinde odaklandığı nokta, bölgedeki direniş cephesidir. Suriye ise direniş cephesinin önemli bölümünü oluşturuyor. Bugün ise El-kaide, Selefiler ve gerici Arap rejimlerinin bütün imkânlarıyla Suriye'deki silahlı grupları devirmek için çaba göstermeleri, gerçekte batı- Siyonist planı kapsamında gerçekleşiyor.

Suriye konusunda uluslar arası Camia'nın diğer Arap ülkelerine kıyasla izlediği tutum farklı olmuştur. BM, Bahreyn konusunda tamamen seyirci kalırken, Arap Birliği de BM'yi izliyor. Fakat söz konusu birlikler Beşar Esat yönetimini devirmek için defalarca Suriye'ye askeri müdahale izini için yoğun çabada bulunmuştur. Ne yazık ki Arap Birliği genel sekreteri Nebi Arabi de Katar Şeyhlerinden aldığı 50 milyon dolarlık rüşvet karşılığında Birliği Amerika, İngiltere, Fransa ve Siyonist rejime satıp, Suriye yönetimine karşı tavır takındı.

Anlattığımız bütün söz konusu olaylar, Suriye'deki yaşananların diğer Arap ülkelerdeki inkılaplara kıyasla, bir inkılap olmadığı ve sadece Amerika, uluslar arası Siyonizm ve gerici Arap rejimleri üçgeninin bir komplocu planından ibaret olduğu ve asıl hedefinin gerici ve dikta Arap rejimlerinin yanı sıra Siyonist rejimi bölgeyi çemberi altına alan İslami uyanıştan kurtarmaktır. Söz konusu gerçeğe karşı duyarlı ve uyanık olmak, şom üçgenin tehlikeli komplosunun etkisiz hale gelmesine neden olurken, bölgenin dikta Arap rejimler ve kanser tümörü Siyonist rejimden arındırılmasını sağlayacaktır.

Bu arada üzüntü ve şaşkınlığa yol açan husus, Türkiye başbakanı başta olmak üzere Türkiye yetkililerinin Amerika- Siyonist rejim- gerici Arap rejimleri üçgeninin yanında yer alıp, Suriye yönetimine karşı bütün imkanlarını kullanarak onlarla işbirliğinde bulunmasıdır. Suriye yetkililerinin Esat yönetiminin hayata geçirmesi gereken bazı reformlarla ilgili bazı ifadeleri doğru olabilir, fakat mantıklı bir hedefe ulaşmak için, söz konusu şom üçgenin yanında yer almak, asla doğru bir tutum değildir. Türkiye'li yetkililerin bilmesi gereken önemli bir konu şu ki Amerika ve uluslararası Siyonizm şebekesi, bugün Suriye'ye yönelik izlediği tutumu diğer bir gün bölgede başka bir ülkeye yönelik kullanarak, bütün planları kendi çıkarları kapsamında uygulayacaktır.

Her halükarda Türkiye krizinin bütün boyutları su yüzüne çıktığı ve Türkiye halkının Suriye olayının Batının komplosundan ibaret olduğunu anladığı bir dönemde artık Türkiye yetkililerinin Suriye'ye yönelik tutumlarını değiştirmeleri gerekiyor. Zira Suriye yönetiminin komplolara karşı zafer kazanacağı ve Amerika ve Siyonist rejimin Suriye planlarının yenik düşeceğine artık kesin gözle bakılıyor.