Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Türkiye’nin, devlet siyasetini dizayn ederken komşularını da unutmuyorlar. Bölge ülkelerine; özellikle İslami uyanışın başladığı ülkelere alternatif sistem sunma gayreti içine girmiş bulunuyorlar. Erdoğan, Mısır’a laikliği tavsiye ederken aldığı tepki karşısında laikliğin yanlış anlaşıldığı gerekçesiyle kendisini haklı çıkarmaya çalışıyordu. Mısır’daki bu acı hatıradan sonra sayın başbakan, diğer ülkelere laikliği değil artık demokrasiyi tavsiye etmeye başladı. Sesini en fazla da “komşularla sıfır problem sloganıyla başladığımız” komşu ülke Suriye’ye yükseltmeze başladı.
Türkiye’nin siyasal alanda ihrac edeceği bir sistem yok, neyimiz varsa “made in batı”, laiklik, demokrasi, liberalizm, sosyalizm...v.s. Devlet politikası olarak, batı dünyasından ithal edilen siyasi sistemi, Araplara ihraç etmek istiyor, ne de olsa Araplar asırlarca bizim egemenliğimiz altında yaşadılar, az da olsa hatırımız vardır.
Maalesef Türkiye’nin bu ülkelere verecek küresel bir sistemi/ideolojisi yok, ama AKP hükümeti bunun da çaresini bulmuş yeni bir sistem geliştiriyor; İslam-demokrasi sentezinden ortaya çıkacak “demokratik İslam”, “liberal İslam” adında bir sistem. Böylece hem müslümanlar razı edilecek, hem de batı emperyal siyasal vizyonuna uygun hareket etmiş olacaktır.
Şimdilik bu sistem, İslami uyanışın başladığı Tunus’tan Mısıra, Libya’dan Suriye’ye gibi ülkeler için öngörülüyor.
İslam ülkeleri olmaları itibarıyla “İslam demokrasisi”, “Demokratik İslam”, Liberal İslam”, “Liberal demokratik İslam” gibi sistemler dile gelmese de eğilim ve seçenek bundan başka birşey değildir.
Türkiye siyasilerinin adı geçen ülkelerdeki sistemlerin diktatör olduğunu batı söyledikten sonra dile getirmesi, batı emperyalizminin “bu ülke halkları demokrasi istiyor” feryadının ardından, “evet halk demokrasi istiyor” demesi devlet siyasetinin kimin güdümünde ve izinde olduğunu gösteriyor.
Başbakan acaba Suud Krallığını, İslami bir devlet mi görüyor, yoksa demokratik bir sistem mi?
Ürdün krallığını demokratik bir devlet mi görüyor? Ürdün kralı ile Suriye başkanının arasında ne gibi bir fark vardır?
Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt gibi ülkeciklere hakim sistemleri, savundukları demokratik birer rejim olarak mı görüyor? Yoksa bu ülkelerin de kendilerini oraya kukla olarak yerleştiren babaları tarafından diktatör olduklarının ilan edilmesini mi bekliyor?
Türkiye’nin devlet politikasının derinliklerindeki düşünce:
Yıllar önce zamanın başbakan Turgut Özal, kendisinden yardım isteyen Azerbaycanlılara, “onlar Şiidir İran’a gitsin”, demiş ve büyük bir tepki toplamıştı ama Özal’ın umrunda dahi olmamıştı. Çünkü Özal, Türkiye’nin devlet politikasının derinliğindeki bir gerçeği haykırıyordu. Aynı devlet politikasını AKP devam ettiriyor. Azerbaycan’da, camiler yıkılıyor, müslümanlar tutuklanıyor, din alimleri iftiralarla her gün ceza evlerine atılıyor, müslüman kızların başı zorla açılıp, ilahi emir hicap yasaklanıyor, insan hakları ihlal ediliyor, inanç özgürlüğü yok sayılıyor, baba Aliyev’in siyaseti oğlu tarafından da devam ettiriliyor, siyonist İsrail Azerbaycanı içeriden feth ediyor, Vahabiler büyük paralarla siyonistlere hizmet ediyor. Bütün bu zülümler, Suriye’de bir kaç yıldan beridir var olduğu iddia edilen zulümlerden daha mı az? Azerbaycan’daki zülümler karşısında susmanın sebebi aynı zihniyet (“onlar Şiidir”) olabilir mi?
Aynı devlet politikasi Bahreyn’de de görülmektedir. Bahreyn’deki diktatör sistem zulümleri yetmiyormuş gibi siyonistlerin maşası Suud ordusunun Bahreyn’e girip halk ayaklanmasını bastırmaya çalışması acaba Türkiye açısından demokratik bir davranış mı? AKP hükümetinin, Bahreyn’in diktatör kralının bu zülümler karşısında susması yine “onlar Şiidir” zihniyetine mi dayalıdır acaba?
Yemen’deki olaylar da aynı devlet politikası yani “Şii oldukları için” ses çıkmıyor olabilir mi?
Suriye’deki olaylara sıra gelince, hükümetin sesinin gür çıkması, devlet politikasının diğer bir yüzünü gösteriyor olabilir mi?; Katledildikleri söylenenler “sünni müslümandır”, katl edenler ise “azınlık alevi” deyip bir mezhep savaşının ortamı hazırlanmış olmuyor mu?
Türkiye, Suriye rejimi muhaliflerine kucak açtığı gibi Irak’taki muhalefete de kucak açıyor. Irak’ta teröristlerle işbirliği yaptığı için bu ülke yargı organı tarafından hakkında tutuklama emri çıkartılan ve bundan dolayı Irak’tan kaçan Cumurbaşkanı yardımcısı Tarık Haşimi’nin Türkiye’de bulunması ve Irak meseleleriyle ilgili Türkiyeli yetkililerle görüşmesi düşündürücü değil mi?
Türkiye’de 20 milyonu aşkın bir alevi kitlesi olduğu unutulmamalıdır; inançlari Şii/Caferi olduğu gözönünde bulundurulduğunda, Suriye’de mezhep savaşının çıkmasına sebebiyet vermenin ne kadar tehlikeli olduğu ve ülkemize sıçrama tehlikesi gözönünde bulundurulmalıdır. Suriye’ye pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım sonra!
AKP hükümeti ve Erdoğan samimi mi?
AKP hükümetinin samimiyeti, özellikle başbakan Erdoğan’ın söylemlerinde ve eylemlerinde samimi olduğu bazı çevrelerce hep söylenir.
Evet! Sayın başbakan söylemlerinde samimi ve sadıktır ama belirtilen hedef doğrultusunda. Küresel siyasi vizyona uyum sağlama doğrultusunda hata yapmamaktadır ama küresel vizyon doğru mudur acaba?
Evet! Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan, Dışişleri Bakanı Davutoğlu kısacası AKP hükümetinin söylemlerinde pek samimi olduğu gözlemleniyor. Ama gözardı edilen nerede, hangi durumda samimi olduklarıdır? Dünya siyaset arenasında küresel bir siyasi görüş ortaya koyacak bir ideolojiye sahip değiller çünkü “siyasal İslamı” benimsemiyor, İslam’ın siyasal bir sistemi olduğunu kabul etmiyor, sadece dünyaya hakim kılınmaya çalışılan ve batılılar tarafında belirlenmiş küresel “liberal demokrasi” ekseninde, liberal demokrasi vizyonuyla uyum sağlacak “liberal İslam” modelinin öncülüğünü yaparak güçlü bir Türkiye oluşturmayı hedeflediklerinde samimiler.
Dolayısıyla, AKP hükümeti ve kadrosunun, “İslam adaletinin dünyaya hakimiyeti” diye bir derdi yok, “ilahi kanunların uygulanması” diye bir hedefleri yok. Yukarıda belirtilen hedef doğrultusunda içe yönelik hizmet hükümeti olduğu, halkın dünyevi ve maddi sorunlarını çözme çabası, halkın derdiyle dertlenme duygusuna sahip oldukları inkar edilemez. Avrupa ülkelerinde kendilerini halklarının dünyevi ve maddi sorunlarına adamış hükümetler gibi, yani insan mihverli humanist bir hizmet anlayışı.
Batılılaşmanın da başlangıcı bu merhaleden geçmektedir. Batının içinden çıkamadığı itikadi ve manevi çöküntü; insani, ahlaki ve ilahi değerlerin yok oluşu batılılaşan müslüman toplumunu da içinden çıkamayacağı sorunlar yumağına düçar edecektir.
İslami uyanışın başladığı İslam ülkelerini demokratikleştirme çabaları, hem bu uyanışın yönünü değiştirip İslam’dan uzaklaştırmak, hem de batının düştüğü girdaba sürüklemektir.
Abdullah Özgür