O titreten sözlerle herkes ayağa kalktı
Zehra; bir zalimlere, bir de topluma baktı..
Kesmişti ümidini vefasız korkaklardan
Nefsini ilah eden duyarsız alçaklardan…
Artık yorgundu Betul!...Rasul’ün göz-bebeği…
Kırgın, solgundu O gül.. O, Nübüvvet çiçeği….
Orada celaliyle zalimleri korkuttu,
Dönerkende Mevla’nın” bağlı-elinden” tuttu….
Döndü Beyt-ul Ahzan’a, ahvali şikayete…
Hangi yürek dayansın o hali rivayete…
Rüzgarlar ağlıyordu, derin-derin, huşuyla…
Fırtınalar koparan hazin bir uğultuyla…
Hikmetler dökülürdü o” Ahmedi” dilinden…
Vay olsun bu dünyaya, ayrısın sevgilinden…
Kavuşmak istiyordu şefkatli babasıyla,
Yeniden sarsın O’nu, o Rahmet Aba’sıyla!....
Bir mersiye başladı mersiyeler anası,
Babam!..diye sızladı, sarsıldı Gök-binası…
Kan ağlayan kalbini açtı “Aşk Sultanına”,
O Medine şehrini attı Ah!.....tufanına….
Senden sonra başıma bu gelen musibetler
Gündüzlerin başına şayet gelseydi eğer,
Işıklı gün kararır, geceler hiç bitmezdi
Gökyüzünden bu keder ebediyyen gitmezdi!...
Dönmüştü nur yüzünü Baki kabristanına,
Dinmeyen bir hasretle Ah! Çekti cananına…
Yetmedimi ayrılık, bitsin artık bu hicran
Sensiz yaşamak çok zor, sensiz geçmiyor bir an…
Nebi gözleri artık yumulmuştu Betul’ün
Baharı hazan olmuş, arş kokulu “Has gülün”…
Nebi’den sonra Ali, böyle üzülmemişti
Velayet dilberinin yüzü hiç gülmemişti…
Arş’tan melekler indi Zehra’yı götürmeye..
O’nu cananı bekler, O gidiyor görmeye…
Bu ne haldir FATIMA!....Ali sensiz neylesin..
Seni kabre koyarken, Mevlaya ne söylesin?
Emaneti getirdim Ey Allah’ın Rasulü,
Sonsuz mateme girdim, kaybetmişim Betulü…
Senden sonra tesellim Azize Fatımandı,
O benim sığınağım, seninde hatırandı…
Mahcubum huzurunda, özrümü kabul eyle,
Fatıma’yı bu halde, o yaralı sineyle…
Getirmek istemezdim üzgünsün biliyorum
Seni çok arıyor ve sizden af diliyorum…
Zehra’nın ayrılığı yaman büktü belimi
Yüce kızın tutmuştu, bıraktığın elimi…
Zalimleri şikayet edecek şimdi sana
Çok acı çektirdiler, biricik Fatıma’na….
Mevlanın hüma kuşu, Fatıma’sı gitmişti…
Onun için hayatın anlamı da bitmişti…
O Baki’ye giderdi, vakitli, kah-vakitsiz…
Ağıtlar söyleyerek ağlardı sessiz-sessiz…
Ey Ta-Ha ıtırlı yar!...Yetiyordun sen bana
Bakardım nur cemalin benziyordu babana..
Uçup gittin sen bensiz, evimin gam-bülbülü,
Çok yalnızım ben sensiz aşkımın solgun gülü…
Koynumda kaldı elim, gitmişsin-kimsesizim…
Babana andolsun ki, yorgun ve çaresizim…
Babanın gidişiyle ne dertler biriktirdim,
O sarsıntı geçmeden, şimdi seni yitirdim….
Beni de götürseydin musibette kalmışım
Görüyorsun Zehra can nasılda kocalmışım!
Beyt-ul Ahzan günleri seni üzmemek için
Derdimi söylemeyip ağladım için-için…
Ey başımın sayesi…gönlümün perisiydin,
Ruhumu mesrur eden hak-nur tecellisiydin!...
Böyle ayrılık olmaz Zehra,bu nasıl VEDA?,
Ne tez ELVEDA dedin, ruhum aşkına feda…
Seninle geçen günüm bütün ömre değerdi
Sen diyende “ALİ CAN” kalbim coşar titrerdi,
Senin bu gidişinle her şeyin tadı bitti
Vefanın adı kaldı, vefanın canı gitti…
Feda olayım sana ey mazlume sevgili!
Son bir kez “ALİ CAN” de, Nebi’nin tatlı dili…
Ayrılık zehri koydun, aşkımın kasesine
Ateş saldın bu mazlum Ali’nin sinesine…
Fatıma’nın VEDASI, ruhu yakan bir hüzün
O, velayet aşkıdır sızlayan gönlümüzün…
Ağlarız bu VEDAYA, Hüseyni ağlayışla
Sığındık beş esma’ya, Rabbim! Bizi bağışla…
Kerbelayi Hüseyin YALÇIN
ABNA.İR