Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Dayatmalar geçmişte mi kaldı? Ötekileştirdiklerimizle barışık mı yaşayacağız?Onların dillerine,inançlarına,etnik kimliklerine saygı duyacak mıyız?Sistemin hırpaladığı,ezdiği,yok saydığı insanlara ve onlarla ilgili toplumun bilinç altına yerleştirilen kötü imajları silebilecek kadar cesur ve kalıcı çözümleri var mı, ya da açılımları sağladılar mı, diye merak ediyorum.
Çünkü asırlardır ezilen, horlanan ve sindirilip asimilasyoncu politikaların hedefi durumuna gelen Aleviler yol ayrımındadırlar.Tercihlerinde muğlaklık yaşamaktalar ve farklı Alevi tanımlamalarıyla karşı karşıyalar. İnançları dolayısıyla ezilen Alevilerin talepleri görmezden gelinmiş ve ertelenmiştir. Yok sayılan ve dışlanan alevilerin kendilerini belli dönemlerde gizlemesi, inkar etmesi onların güven içinde yaşamadıklarını ve bunun sonucunda kendi inançlarını muhafaza edemedikleri olgusunu karşımıza çıkarıyor. Böyle bir tarihten gelen bu inanç sahiplerinin günümüzde kendini ifade etme,inançlarını yaşama ve yaşatma anlamında farklı düşünmeleri doğal karşılansa bile bunun vebali Erzincanda, Adıyamanda işaretlenen Alevi evleri için “çocuk işidir” diyenlerindir. Çünkü “temiz çocuk”ların neler yaptığının yarattığı sonuçlar hafızalarımızda canlıdır.Yani önce sistem kendisiyle yüzleşmeli,korkulara kaynaklık eden olgu ve ortamları yok etmeli ki;Alevilik de süreç içinde kendi gerçeğine dönebilsin.
Geldiğimiz bu süreçte geçmişin bütün olumsuzluklarının yarattığı farklı Alevi tanımlarıyla karşı karşıyayız. Hangi Alevilik? Kendi inanç ve ibadetlerinden habersiz yaşamak zorunda bırakılan, dışlanmaktan korktuğu için gizlenme gereği duyan, inancını unutan, mektebinden uzaklaşan veya uzaklaştırılan, koparılan, kopartılan bu kesimlerin kendilerini ifade etmede karşılaştıkları sorunların “Aleviler” olarak yeniden bir kopuşun kaçınılmaz olduğunun göstergesidir.
Alevi kimliğinin tanımlanması noktasında, Aleviler ya Allah-Muhammed-Ali diyerek yeniden kendilerine gelecekler, ya da kendilerini siyasi, kültürel ve felsefi tanımlamalarla yok oluşa bırakacaklardır. Zaten yaşadığımız süreçte Aleviler olarak en büyük sıkıntı da buradadır sanırım.
Evet hangi Alevilik?Ali ile ilgisi olmayan,ya da İslam öncesi de var olan,bazılarına göre Zerdüşt,bazılarına göre şamanist bir Alevilik mi?Veya Ateizm-Marksizm-Faşizm-Liberalizm-Kapitalizm ile ilintili bir Alevilik mi?Bir düşünce akımı mı,Solculuğa,Sağcılığa,Irkçılığa veya Ulusalcılığa dayandırılan bir alevilik mi? İşte bütün bunlar geçmişte yaşadıklarımızın günümüzdeki yansımalarının toplamıdır.
Oysa Aleviliğin Kuranı yoksa, Muhammed’i, Ali’si yoksa, on iki imamları, Ehl-i Beyt’i ,cenneti ve cehennemi yoksa, Hüseyni direnişi, Zeynebi duruşu yoksa zaten Alevi değil,Alevi olması da düşünülemez. Aleviliğin İslam ile bağlarını koparıp,Kuransız ve Alisiz bir Aleviliği önümüze süren, inkar eden, felsefi akıma indirgiyen,yaşam tarzıdır diyenlerin ile Aleviliği Allah-Muhammed-Ali üçgeninde değerlendirip” ilahi bir yoldur” diyenlerin öteden beridir ayrışması bilinen bir gerçektir.
Sonuç olarak üzeri örtülen, saklanan gerçeklerin üzerinin aralanması bizleri, bize unutturulan veya unutturulmak istenen değerlerimize, inancımıza tekrar dönme, buluşma gibi çabalarımızın yoğunlaşmasını da beraberinde getirmektedir. Allah yardımcımız olsun...
Rıza BAKIRLI