Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suriye’nin tanık olduğu değişkenleri ele alırken komplo sözcüğünün kullanılması, bunun hangi yollarla üretildiğinin ortaya konması, farklı uygulama biçimlerine sahip olduğunun gösterilmesi, şu ana kadar Suriye’ye yönelik komploları ortaya çıkartan belgelerin haklı çıkardığı bir tutumdur. (Bu konuda Chiraques döneminde Suriye’deki rejimi devirmek için yapılan faaliyetlere ilişkin yazılmış Fransızca kitaplara ve ayrıca Wikileaks belgelerine bakılabilir.) Özellikle de Irak’ın işgalinden sonra bu ülkenin jeo-stratejik konumunun kullanılarak rejimin hedef tahtasına konulması konusunda yayınlanan belgeler dikkate değerdir. Suriye, Irak’la arasındaki şahdamarı mesabesindeki bağlantısının, Amerikan askeri varlığıyla koparıldığı Irak’taki bu işgalle birlikte tek stratejik derinliğini kaybetmiştir. Bu durum Suriye’yi, Washington’un Lübnan’ı Suriye’yi boğmaya katkı sağlayacak bir ortak haline getirmek için Suriye’ye düşman bir Lübnan Başbakanı seçerek tamamlamaya çalıştığı ortak jeopolitik bir kuşatmaya maruz bırakmıştır. Başkan Lahud’un görev süresinin uzatılmasıyla birlikte Washington aynı amaç için Lübnan’daki Suriye varlığına karşı bir Lübnan muhalefeti ihdas etmek istemiş, ayrıca ileride ayrıntılarına değineceğimiz bir takım olaylar mucibince 1559 sayılı kararla Suriye’yi hesaba çekecek bir kanun çıkartmıştır.
Bu süreç, Amerikan kuşatmasının Suriye rejimini yıkılmaya yüz tutmuş bir noktaya getirecek ekonomik yaptırımlarla sertleştirilmesiyle tamamlanmıştır. Ancak Suriye’nin kendi kendine yeter ekonomik sosyalist yapısı bu duruma karşı koyabilmesine imkân sağlamıştır. Fedakârlıklarının bir bedeli olarak halkın yaşam standardının düşmesinden duyduğu huzursuzluğunun artmasına neden olacak önlemler sadedinde kemerler sıkılmış, ardından Suriye’de talepkar özelliklere sahip protestolar başlamıştır.
Bölge konusunda ise Washington, bölge ülkelerini Suriye’nin mevcut sıkıntılı durumunun bir daha tekrar etmeyecek çok elverişli fırsatlar sunduğu noktasında ikna etmek için gayret göstermiştir. Bu çabalar, devam etmektedir, Washington’a yakın Arap siyasi kaynakları Suriye’daki halk hareketliliğinin ekonomik olarak rejimin devrilmesine yol açacağını belirtmektedir. Bu kişilere ve onların temsil ettiği medyaya göre Suriye devleti, memurlarının maaşlarını ödeyememektedir.
Suriye’nin jeopolitik tıkanıklığı, buna kendiliğinden yol açan Irak işgali planlarının bir parçasıydı. Amerikan basın yayın organları, Irak’tan sonraki ikinci durağın Suriye olduğunu belirtiyorlardı. Bu durum, Suriye’yi ABD’ye dost ülkelerden de yalıtacak, böylelikle durumdan mutmain olan bu ülkeler Suriye’ye yönelik kuşatmayı katmerleştirecek adımların atılmasını teşvik edeceklerdi. ABD’nin söz konusu ülkelerde İsrail’in de katkısıyla İran nükleer tehlikesinin abartılması, İran’ın bu devletleri tehdit eden listenin başına konulması ve İsrail’in söz konusu listeden çıkartılması, bu planlar doğrultusunda yapılmış şeylerdi. Amerikan dostu Arap ülkeleri ile İsrail’in Arap halklarının gerçek düşmanı olduğunu ısrarla vurgulayan direnişçi Suriye arasındaki mesafe artacaktı.
İşte Arapların stratejileri böylesine şizofrenik bir hastalıkla malul oldu. Birçok Arap ülkesi, İsrail’le birlik olup İran’a karşı ortak hareket edecek kadar İsrail’i tolere eden bir noktaya geldiler. Nitekim Hüsnü Mübarek de başkanlığı döneminde İran’a karşı bu Arap-İsrail ittifakını yıllarca pazarlamaya çalışmış, Mısır medyası da İran aleyhindeki haberleri Arap kamuoyuna pompalamıştı. (İran’ın Mısır’dan kilometrelerce uzak olması nedeniyle bu yaklaşım, bütün jeopolitik teorileri alt üst eder bir şekilde Mısır’ın bu korkusunun tamamen bir histeriden ibaret olduğunu ortaya koymuştur.) İran karşıtı Arap-İsrail paktı, İsrail’in 2006’daki Lübnan saldırısı sırasında bazı Arap ülkelerinin İsrail’in başlattığı bu saldırıya destek vermesinde fiili karşılığını bulmuştu. Bu bölümde ele alınacak olan Wikileaks belgeleri, meselenin Arapların bu savaşa olan desteğinden öteye geçerek İsrail’den Hizbullah’ı yok etmeyi istemeye kadar vardığını göstermektedir, zira Hizbullah direnişi, onun İran’la ilişkisine indirgeniyordu. İsrail tehlikesini kavrayanlar Hizbullah’a destek verirken Amerika’nın İran’dan duyduğu endişeyi kendileri için de duyanlar, İran’a karşı duruyorlardı. Amerikan dostu Arap ülkeleri bunu, aşağıda bir kopyasını sunduğumuz Wikileaks belgelerine göre Lübnan’daki Suudi büyükelçisi Amerikan meslektaşına Semir Caca milislerinin silahlandırılması çağrısında bulunmaya kadar vardırdı.
Ne olursa olsun Temmuz Savaşı, bölgedeki bütün aktörlere Suriye’nin bölge içerisindeki denklemlerde kırılması zor bir iradeye sahip olduğunu göstermiştir. Suriye sadece Hizbullah’ı desteklemekle kalmamış, aynı zamanda İsrail’in Suriye’nin savaşa girmesinden duyduğu endişenin bir sonucu olarak Suriye sınırına yakın Lübnan topraklarını bombardıman etmekten imtina etmesine bile yol açmıştır.
Suriye, Irak işgali ile Hariri’nin öldürülmesi suçlamaları belasından kurtulmayı başarırken, Temmuz Savaşı’ndan da güçlü bir şekilde çıkmayı başarmış, bunun sonucunda ABD’nin Suriye’nin yıkılmak üzere olan bir rejim olduğu şeklindeki propagandasının içi boş bir vehim olduğunu ortaya koymuştur. Washington’un ve müttefiklerinin önünde rejimi içerden çökertmekten başka bir çare kalmamıştır. Bu da birçok nedenden dolayı Suriye’deki ayaklanmanın diğer Arap devrimleriyle uzaktan yakından bir alakasının olmadığını ortaya koyan bir şeydir. Bu nedenleri sıralamak gerekirse:
1. Suriye rejimin içerden çökertilmesi, İran rejiminin içerden çökertilme çabalarının bir kopyasıdır. İran muhalefetinin başarısızlığı, Suriye muhalefetinin başarısızlığının bir işaretidir.
2. Suriye’de son yaşanan ayaklanmalardan önceki iç karışıklıklar, Amerikan istihbaratı tarafından programlanmış protestolardır. Örneğin, Amerika’nın kışkırttığı Suriye’deki birçok Kürt ayaklanmasını burada sayabiliriz. Bu provalar, ABD’nin, Suriye’nin direnişçilere kendi sınırından Irak topraklarına geçmede kolaylık sağlamasına verdiği bir yanıttı.
3. Suriye muhalefetinin “Arap Baharı”nı fırsat bilerek ve Amerika’nın arzusuna uygun olarak düzenlediği gösterilerin, Arap Devrimlerinin gerçekleştiği koşullarla hiçbir alakası yoktur. (bkz. 10. Bölüm: Tunus Devrimi). Bu koşulların en önemlisi: Gösterilerin barışçıl olması (Suriye muhalefetine akıtılan devasa silahlar), ortak milli konular (Suriye’de bu yoktur çünkü her bir muhalefet grubunun dar hizipsel talepleri vardır: Kürtler vatandaşlık isterken bazı başka muhalefet partileri faaliyetlerine izin verilmesi istemektedirler vs…). Söz konusu handikaplar, bazen gösteri düzenlenmesini engelleyecek noktalara kadar varmıştır. Düzenlenen gösterilerdeki şeffaflık meselesine gelince, bunların arkasında kimlerin bulunduğuna ilişkin belirsizlik, bu protestoları bölgesel enstrümanları üzerinden destekleyen Amerikan hayaletinin varlığını kanıtlamak için yeterlidir. Bu göstericiler arasına çetelerin sızması, Obama yönetiminin ABD’nin yetmişli yıllarda Henri Kissinger’in yönlendirmesiyle General Pinochet döneminde uyguladığı suikast politikalarına dönüşü teyit eden bir durumdur.
4. 1559 sayılı uluslararası kararın çıkmasından itibaren Suriye’ye karşı abartılı bir düşmanlık içerisinde bulunan Fransız müdahalesi üzerinde biraz durmak gerekir (Bu bölümdeki Fransa’nın düşmanca tutumu maddesine bkz.). Artık Fransızlar kolonyalist dönemdeki hülyalarını yeniden yaşamaktadırlar. Zira Fransa’nın talepleri, bölgeye Lübnan’da bir aktör olarak dönme talebini aşarak, Suriye rejimi devrildiği takdirde bu rolü Suriye’ye de taşımayı planlama noktasına gelmiştir. Bu, sadece şövenist Fransızların desteklediği bir yaklaşımdır. Şam’a girdiği sırada bazı Arapların General Gouraud’un arabasından katırı çözmeleri ve hayvanın yerine geçerek arabayı çekmeleri hala Suriyelilerin hafızasında tazedir.
Fransızların Suriye rejimini devirmek için acele etmeleri
Irak işgalinden sonra Suriye’ye yönelen bu düşmanlık beklenmeyen bir şeydi. Bu saldırgan tavır, gerek dünya gerekse Suriye siyaset mahfillerinde, üzerine soru işareti konmasına neden olacak kadar diplomatik usulleri aşar hale geldi. ABD’nin Irak savaşına karşı çıkan, Ortadoğu’yu değiştirmek için geliştirdiği planlara muhalefet eden ve hatta Amerikan tarzı reform projelerini eleştiren Fransa’nın birdenbire değiştiğini gördük. Fransa Cumhurbaşkanı, 2003 yılında diplomatik müsteşarının eline bir dosya tutuşturarak uluslararası toplumun yapacağı açılımla ilgili ziyaret düzenlemesi için Suriye’ye gönderdi.
Suriyeliler, geçici de olsa Amerikalıların diplomasinin kapılarını kapatan bu tavrının oluşturduğu tehlikeye dikkat çekerek projeyi reddetti. Sanki müsteşar bu yaklaşımı önceden biliyormuş gibi Amerikalılarla alelacele bir ittifak kurarak Suriye’nin bölge istikrarını tehdit eden bir ülke olduğuna karar verdiler ve 1559 sayılı kararı, bunun bir parçası olarak ortaya çıkardılar. Aynı gün Suriye’ye karşı düşmanca tutuma giren Fransa’nın bu tavrına ilişkin yanıtlar uç vermeye başladı. Bazıları bunu, Fransa’nın, İkinci Körfez Savaşı’ndan sonra Lübnan’daki etkinliğini Fransızların aleyhine artıran Suriye’den, Fransızların aldığı bir intikam olarak gördü. Bazıları ise bunu, Chiracque’ın arkadaşı Refik Hariri’nin, Suriye’den Paris Konferansı’nda ülkeye tahsis edilen yardımların dağıtımında tekel olması talebini yerine getirmemesinin bir intikamı olarak değerlendirdi. Olayları yakından takip edenler, Fransızların, Suriye’nin Fransız Total şirketinin petrol çıkartmak için yaptığı iki sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle Fransa’nın duyduğu hayal kırıklığını ve Bush idaresinin Irak savaşına karşı çıkan Fransızlardan intikamını böylece almış olduğu gerçeğini bilirler. Bir de buna, belgelerin ortaya çıkmasını bekleyen Chiraques’in rüşvet davasıyla ilgili hikâyeyi de eklemek gerekir.
Burada dikkat çekici olan şey, 2003 yılında Bağdat’ın düşmesinden ve 1559 sayılı Suriye’yi köşeye sıkıştırmayı hedef alan kararın çıkmasından bu yana karşılaştığımız yüzlerin aynısıyla önce Haseke’de sonra Dera’da başlayan Suriye’deki iç karışıklar sırasında da karşılaşmamızdır. Bu yüzlerin kendi akıllarınca ürettikleri bir takım mazeretler hesaba katılmaksızın Suriye’ye zarar verdiklerini ve Suriye muhalefeti içerisinde bulunan bazı kişilerin de arkalarındaki bölgesel ve uluslararası güçlerin de varlığıyla birlikte Suriye’ye yönelik komplolara katıldıklarını söylemek gerekir.
Bu yüzden Fransa’nın Suriye’ye yönelik bu kampanyanın liderliğine gönüllü olarak soyunması, Suriye’yle ilgili Fransız siyasetine ilişkin belgelere vakıf olmayı, bu düşmanlığın gelişimini kavramak açısından son derece önemli hale getirmektedir. Bu noktada Fransa-Suriye ilişkilerini anlatan iki önemli kitabı, Richard Labévière’in, “Büyük Dönüşüm” (La Grande Transformation) ve Vincent Nouzille’in “Başkanların Sırları” (Dans Le Secret Des Présidents) adlı eserlerini karşılaştırmalı olarak okumak gerekir.
Öte yandan gazeteci Richard Labévière’nin 2008 yılında çıkan “Büyük Dönüşüm” kitabı, Chiraques ve Bush arasında Irak’ın işgaliyle ilgili yaşanan anlaşmazlığın ardından nasıl uzlaştıklarını ve 1559 sayılı kararının hazırlanmasıyla ilgili Elysee Sarayı’nda oluşan kulislere ilişkin gizleri aydınlatmıştır. Bu anlaşma, Lübnan’da Paris’in Irak’ta ise ABD’nin düşmanı olan ortak hedef Suriye rejimine yönelik komployu içermektedir.
Yazar Labévière, Elisee Sarayı’nda dönen dolapların çok ayrıntısına girmemiş. Ancak Vincent Nouzille’in “Başkanların Sırları” adlı kitaba ilham kaynağı olmuş. Son kitap Elisee Sarayı’nda olan bitenlerle ilgili bir belge niteliğinde. “Büyük Dönüşüm” adlı eserin, “Başkanların Sırları” kitabından daha derinlikli analizler içeren bir kitap olduğunu görüyoruz. Bu da bize, birbirinden iki ayrı çizgiye sahip bu kitaplar arasında bir karşılaştırma yapmamıza imkân veriyor. Labévière’nin kitabı analiz ve olayların bağlantıları noktasında çok daha zengin bir içerik sunuyor, ABD’nin Irak’taki işgalini kolaylaştırmasına yardım etmeyen, ülkesindeki gönüllülerin Suriye sınırı üzerinden el-Kaide’nin Sünni üçgenine ulaşmasını engellemeyen ve Fransız Cumhurbaşkanı Hariri’nin pastaya ortak edilmesi talebini geri çeviren Beşşar Esed’den intikam almayı amaçlayan ve 2004 yazını ABD-Fransa ortaklığının gerçekleştiği bir randevuya dönüştüren ayrıntılar ve yorumlar sunuyor bizlere. Buna karşın “Başkanların Sırları” adlı kitap, bu döneme ilişkin bilgilerimizi yazarın Suriye ve Lübnan’a ayırmış olduğu bölümlerde Başkan Chiraques’ın müsteşarı Morris Gordo Montagne’den elde ettiği bilgilerle destekliyor.
Bu iki kitap arasında Lübnan siyasi dengesine bakmak ve bunun Lübnan’daki dört temel aktör arasında egemenlik mücadelesinden etkilenmesini analiz etmek mümkündür. Bu aktörler Washington, Paris, Şam ve Telaviv’dir. Kitapta İsrail’le ilgili bir boşluk dikkat çekicidir zira bu kitapların hiçbiri, İsrail’in Lübnan üzerinden Şam’a karşı tutumunu ele almamıştır. “Büyük Dönüşüm” kitabının stratejik analiz eksenli yaklaşımı İsrail kara deliğini görmezden geldiğine göre “Başkanları Sırları” adlı kitabın ayrıntılı yapısı bu kara deliği daha açık hale getirmektedir. Bu durum bizim, yazarın ve kaynağı Ciraques’ın müsteşarının bunu bilerek yaptığını, amaçlarının Fransız-Amerikan anlaşmasına radikal bir şekilde etki etmiş faktörleri daha fazla irdelemeyi engellemek olduğunu düşünmeye sevk etmektedir. Kaldı ki anlaşmayla ilgili bilgilerin bir kısmı, Chiraques’ın günlüklerinde de yer almaktadır.
Başkan Chiraques’ın, özellikle de İsrail’in Lübnan’dan 2000 yılındaki çekilmesini ertelemek amacıyla, İsraillilerle birlikte Lübnan hükümetine çekilmenin meydana getirdiği boşluğu doldurmak için hazırlık yapma ve bu duruma hazırlıksız yakalanmaması için büyük gayret sarf ettiği bilgisi önemlidir. Bu olay, Chiraques’ın Hariri’yi desteklemek için yaptığı bir dizi görüşmeden biridir. “Başkanların Sırları” adlı kitabın Chiraques’ın bu çabalarını görmezden gelmiş olması, kitabın birçok belge ibraz etmiş olmasına ve kaynağının da Lübnan’a yönelik komplonun önemli ismi Chiraques’a yakın isimlerden biri olmasına rağmen ne kadar seçici olduğunu ortaya koymakta ve belgesel özelliğini zedelemektedir. Kitabın, Fransa’nın tutumunu büyük bir devletin Suriye gibi bölgesel bir aktöre etkili baskılarda bulunma şeklinde yansıtan diline dikkat etmek gerekir. Kitap ayrıca Suriye rejiminin Fransızların etkili baskıları sonucunda çöküşten kurtuluşunun mucizeden başka bir şey olmadığını ifade etmektedir. Hâlbuki tarafsız analistler, Suriye’nin yetenekli bir aktör olduğunu ve Beşşar Esed’in “komplo”nun
12 Mayıs 2012 - 19:50
News ID: 314730
Arap Gelecek Araştırmaları Strateji Merkezi'nin (mostakbaliat) Suriye rejimi karşısındaki komplonun nedenlerini ve bunun dış bileşenlerini, ülkedeki siyasi aktörleri ele alan ve çarpıcı bilgiler veren bu çok önemli analizini dosya halinde ve üç bölüm şeklinde sunuyoruz.