15 Mayıs 2012 - 04:24

Allah'ın adıyla Bahreyn konum açısından 3 büyük adanın birleşiminden oluşmaktadır. En geniş adası Bahreyn Adası olup 48 km uzunluğunda ve 19,3 km genişliğindedir. Başkenti Manamadır. Diğer iki büyük adası ise Muharrak ve Sintra adalarıdır. Bahreyn’in ekonomi gelirlerinde ise ilk sırada petrol ve inci üretimi yer almaktadır. Petrol ticaretinin, ülke ihracatında ve ülke gelirlerindeki oranı %60’dır. Bu ülkede, petrol ve su kaynaklarının azalması ile birlikte işsizliğin özellikle gençler arasında yaygınlaşması devletin en büyük sorunlarındandır. Kadın nüfusunun %85'i ülkede çalışma hayatında yer almamaktadır.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bahreyn'deki  bütün gelirler krallık rejimi  ve devlet erkanının tekelinde bulunmaktadır. Ülke, Kral tarafından ataması yapılan yüksek ve alt meclislere sahiptir. Bu nedenle halkın seçme ve seçilme hakkı yok denecek kadar kısıtlıdır. Dikta Kral, bütün kararları kendi alıp uygulatmaktadır. Ülkeye hüküm süren Al-i Halife rejimi halkın desteğinden yoksun olduğu için zorba iktidarını sürdürmek için başka bir diktatör olan Suudi Arabistan ile dünyanın zorbası olan Amerika’nın desteğini arkasına alarak zulümle iktidarına devam etmektedir. Suudi Arabistan ile Bahreyn arasında 25 km uzunluğunda bir köprü kurulmuş olup Suudi  rejiminin desteğini alan bu dikta rejim  Bahreyn’in  Müslüman halkını esir alıp, bütün temel hak ve özgürlüklerini ayaklar altına almaya devam etmektedir. Bahreyn dikta rejimi, ABD’nin 5.deniz filosunu Bahreyn'de konuşlandırarak batılı sömürgeci güçlerin sultacı girişimlerini koşulsuz olarak desteklemeye devam etmektedir.

Bahreyn halkı 1970 yılında bağımsızlığa kavuştuktan sonra geçmişinde ülkeye egemen olan hanedan ve siyasi ayrımcılık yapmakta olan dikta rejimlere karşı farklı zamanlarda kıyamlarda bulundular. Bir ülkedeki kıyam hareketinin  başlıca sebepleri ; ekonomik, kültürel , toplumsal ve dini baskılardır.Tunus, Mısır, Libya ve Yemende bulunan ve yıllardan beri halklarına zulümle hükmeden dikta Arap rejimlerinin ‘’İslami uyanışı’’ neticesinde devrilmesine  müteakip mazlum Bahreyn halkı krallık ve dikta rejimi olan Al-i Halife rejimini devirerek bu ülkede cumhuriyet düzenini kurmak, temel insani hak ve özgürlükleri kazanmak amacıyla bir senden fazladır sivil gösterilerle kıyam hareketini sürdürmektedir.

Dikta Krallık rejimin, ABD'ye bağımlı olması bu ülkenin emperyalistlerin siyasal, güvenlik, istihbarat ve askeri üssüne dönüştürmüş olması ile Bahreyn ülkesinin bağımsızlığı ortadan kaldırılmıştır. Bununla beraber Bahreyn’in Amerika askerlerinin ve Suudi rejiminin elebaşlarının eğlence merkezine dönüşmüş olması ayrıca bu ülkede hiç bir demokratik temel ilkenin izine rastlanılmaması neticesinde mazlum halkın maruz kaldığı bu zulümler Bahreyn halk kıyamının en büyük sebeplerindendir.

Al-i Halife rejimi arkasına aldığı ABD ve Suudi askeri gücünden dolayı halkın haklı insani taleplerini dikkate almayarak bildiğini okumaya devam ediyor. Halkından kopuk olan dikta Bahreyn rejimi  ordusunu ve polis güçlerini yabancı  paralı askeri birlikler oluşturarak ve bu silahlı koruyucularına Bahreyn vatandaşlığını rüşvet vererek rejiminin devamını sağlamaya çalışmaktadır

Bahreyn’in mazlum Müslüman halkı, bu ülkeyi adete işgal eden ABD askeri üslerinin kapatılmasını,  Monarşi düzenine son verilerek ülkenin bağımsızlığını kazanıp, özgür ve demokratik bir düzeninin kurulmasını istemektedirler. Buna karşılık Amerika ise emperyalist hedeflerinden  dolayı  dikta Al-i Halife rejimini ayakta tutmak için, bu rejime devamlı olarak silah desteğinde bulunmakta ,halkın sivil gösterilerinin ve kıyamının kanlı bir şekilde bastırılmasına destek olmaya devam etmektedir.

Amerika ile AB, Bahreyn’de insan hakları konusunda çifte standart bir politika uygulayarak kendi menfaatleri uyarınca insan hakları ihlallerini göz ardı ediyorlar. Bunun en bariz örneği de halkın sivil gösterilerini ve kıyamını bastırmak için Bahreyn rejimine askeri, silah ve istihbarat desteği vermeleridir. Amerikalı yetkililerin ifade ettikleri üzere Bahreyn'deki demokratik değişim ve halkın egemen olduğu bir yönetim bunların menfaatlerine aykırı olup, Bahreyn nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Şii Müslümanların iktidar olması ABD çıkarlarını zedeleyecektir. Buna ilaveten; Bahreyn'de halk hakimiyetinin olması durumunda dikta Suudi rejiminin  varlığı da tehlikeye girecektir. Bu sebeple Al-i Halife rejimini ayakta tutmak için ABD ile Suudi Arabistan rejimi elbirliği yaparak halkın kıyamını kanlı bir şekilde bastırmaktadırlar.

ABD, AB başta olmak üzere Batılı ve işbirlikçi Arap rejimlerin medya grupları Bahreyn halkına uygulanan sindirme, katliam ve işkence haberlerini yayınlamaktan kaçınarak insan hakları konusunda yayınlarında çifte standart  politikalar uygulamaktadırlar. Batılı medya gurupları Bahreyn'de olup bitenleri göz ardı etmesi ile beraber gerçekleri ters yüz ederek halk direnişinin haberlerini sansürlüyorlar. Ve yine Arap ülkelerinin medya gurupları da Bahreyn olaylarını ve halk kıyamını sansürleyip, bu kıyamın mahiyetini gizleyerek  hedef saptırıyorlar. Bilhassa El cezire kanalı, bölge ülkelerindeki halk kıyamlarının haberlerini yayınladığı halde, Bahreyn halk kıyamını yansıtmaktan kaçınmaktadır. Suudi rejimine bağımlı, El-Arabiye kanalı da Bahreyn halkına yapılan zulmü, işkenceyi ve katliamla tutuklamaları göz ardı etmeye devam etmektedir.

Bahreyn'deki gençlik bu kıyam hareketinin öncüsü konumundadır. Dikta rejimi, Bahreynli gençlerin işsiz olmalarına rağmen Bangladeş, Sri Lanka , Güney Asya ve Filipinler gibi  ülkelerden işçi getirip çalıştırarak Bahreyn gençliğini çalışma, gelir elde etme ve istihdam hakkından mahrum bırakmaktadır. Siyasi partiler de Bahreyn halkını barışçı gösteri ve yürüyüşler yapmaya  çağırmaktadırlar. Bahreyn rejimi ve yabancı işgalci güçler ise Bahreyn halkına karşı silah, zehirli gazlar ve göz yaşartıcı gazlar kullanarak halkın bu haklı talebini bastırarak yüzlerce Müslümanı şehit etmiş veya yaralamış, binlerce özgürlükçü  Müslümanı işkence altında tutmaktadır.Bunca baskı ve sindirmelere  rağmen mazlum halk direnişini, özgürlük ve bağımsızlık mücadelesini yılmadan ve artırarak  devam ettirmektedir.

Bahreyn halk kıyamının en önemli özelliklerinden birisi de; çoğunluğun Şii olmasına rağmen Sünni Müslümanlar ve diğer İslami kesimlerin desteğini kazanmasıdır. Bu ülkede mezhepçi bir mücadele söz konusu olmayıp Bahreyn halkının Şii ve Sünni Müslümanları ortak bir tutum izlenerek sözde Sünni dikta ve Amerika işbirlikçisi rejimden kurtulmak için mücadele devam etmektedir. Bazı art niyetli devletler Bahreyn halkının mezhebi özelliğini abartıp bu ülkede mezhep savaşı bulunduğunu iddia ederken bu asılsız iddialara  karşılık Bahreyn rejimi ile Suudi işgal güçlerinin yaptıkları saldırı, işkence ve katliamlarla tutuklamalara rağmen Bahreyn Müslüman halkı direnişini sürdürüp İslami özgürlük ve bağımsızlık hedeflerini gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Al-i Halife rejimi halk kıyamını bastırmak için devlet memurlarını işten atıyor, okul ve üniversite öğrencilerinin eğitim hakkına son veriyor, Hastanelere saldırıp doktorla hemşireleri tutuklayarak insanlara işkence uygulamaya devam ediyor. Ayrıca, Bahreyn rejimi, siyasi ve STK aktivistlerini tutuklamaya devam ederken, din âlimlerine yönelik tehdit savurmaya devam etmektedir.

Bahreyn halk kıyamı son günlerde oldukça kritik ve kader belirleyici günlerini yaşamaktadır. Bahreyn halkının geniş çaplı yönetim aleyhtarı protesto gösterileri neticesinde Al-i Halife rejimi için tehlike çanları çalmaya başlamış bulunmaktadır. Bahreyn halkının inkılabından doğan 14 Şubat koalisyonu en son "Boş karınlar tağut saraylarını sarstı!" sloganı  ile bir kez daha halkın Al-i Halife rejimine yönelik itiraz seslerini dünya kamuoyuna duyurmayı başardılar.

Bahreyn'de Şubat 2011 tarihinde başlayan halk ayaklanmasının ardından, dikta rejimi halkın isteğini dikkate almadan baskı politikasını izlemeye başladı. ABD ve İngiltere gibi bazı batılı devletlerin bölgede Bahreyn gibi rejimleri desteklemesi, bu rejimlerin halka karşı şiddet ve baskı politikasını uygulamasında çok etkili olup dikta rejimin silahlandırılması ve ayrıca Suudi Arabistan ve BAE'nin bu ülkeye binlerce asker göndermesi, bu rejimin Uluslararası kamuoyunu hiçe sayarak, kendi halkını bastırma konusunda daha da küstahlaşmasını ve şiddetini artırmasını sağlamıştır. Al-i Halife rejimi ve onun batılı hamileri Bahreyn halkına bu tür  baskı ve sindirmelerle bu inkılabı, kıyamı önleyebileceğini sanmaktadırlar.Fakat, zaman ilerledikçe bu  dikta rejiminin zulümleri daha da gün ışığına çıkmakta, Bahreyn’li siyasi grupların ve halk kitlelerinin daha sıkı bir şekilde birbirlerine kenetlenmesini, bu zalim rejimle daha kararlı bir şekilde mücadele etmelerine sağlayarak kıyam yolunda büyük başarılar kazanmalarını sebep olmaktadır.

Mehmet Yetkin