Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- 11 Eylül olayları üzerine alelacele Afganistan’ın işgal edilmesi (2001), ardından hemen Irak’ın işgal edilmesi (2003), nefes almaksızın Lübnan’da Hizbullah’a saldırılması (2006) derken ardı ardına gelen bütün hamlelerle birinci dünya savaşından bakiye bölgesel uluslararası rejimi bozup yenisini kurma faaliyeti hiç ara vermedi. Bush iktidarıyla birlikte iktidara gelmiş sayılan neo-conların, toplumsal değişimi bekleyecek zaman olmadığı, dolayısıyla savaş ve işgalle değişimi zorlamak gerektiğini savunan “yaratıcı kaos” doktrininin 2008’de sona eren Bush hükümetleriyle nihayete erdiği sanılıyordu. 2008’de başkan seçilen Obama ile ABD’nin, hegemoniye dayalı zorlama ve zorbaca yöntemleri bir kenara bırakarak müzakereci ve mutabakata dayalı yeni bir ilişki kurma biçimi deneyeceği değerlendiriliyordu. Fakat İsrail’in 2009’da Gazze’ye düzenlediği vahşi saldırı ve ardından 2011’de Suriye’de “değişim” haklılığına bürünen ama kısa süre sonra gerçek yüzü ortaya çıkan silahlı isyan, aslında Batı yakasında değişen hiçbir şey olmadığını kanıtladı.
Bu satırların yazarı, 2008’de Obama kabinesi kurulduğunda dışişleri bakanı yapılan Hillary Clinton’ın kabineye monte edilmiş demokrat Likudnik (İsrail’de siyonist ideolojinin muhafızı Likud partisi taraftarı) olduğunu, hatta Amerikan neo-conlarının reerkanesi sayılabileceğini ABD’de hükümet kurulduğunda muhtelif televizyonlarda kayda geçmişti.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bir neo-con reenkarnesi olarak Bush hükümetlerinden tevarüs ettiği “yaratıcı kaos” nâzım planını uygulamayı sürdürüyor. Suriye, bu doktrinin test sahasıdır ve yeni bir Irak yapılmak istenmektedir.
Hiç kuşku yok, Clinton da Suriye’de, Irak’a saldırıldığında halefinin hesapladığı gibi “yaratıcı kaos” doktriniyle girişilen yıkıcı saldırının ABD lehine sonuçlanacağını umuyor. Şimdilik silahlı grupların terör eylemlerini destekleyerek yürütülen savaşın doğrudan Amerikan savaş makinesinin devreye gireceği zamana kadar etkili bir yıpratma savaşı vermesine lojistik sağlandığı anlaşılıyor. Bu kampanyanın Türkiye’de İslamcılığın marjinal radikalizmi arasında kabul görmesi ise neo-con şuurun reenkarnesi olan Hillary Clinton’ın “yaratıcı kaos” nâzım planında istikbal bulduğuna kanıttır. Ama bundan da önemlisi ve İslamcılığın marjinal radikalizmine cesaret veren öğe, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ve onun tilmizlerinin Hillary Clinton’ın “yaratıcı kaos” nâzım planından Türkiye’nin lehine sonuç devşirilebileceğine inan(dırıl)mış olmalarıdır. Oysa Lübnan ve Irakta ABD hegemonisinin kökünden sökülüp atılmasıyla sonuçlanmış “yaratıcı kaos” girişiminden sonra emperyal iradenin Suriye’de şansını denemesinden Türkiye’nin menfaatine çıkacak hiçbir netice yoktur.
Bütün göstergeler, Hillary Clinton ile reenkarne olmuş neo-con ihtirasın Suriye’deki “yaratıcı kaos” nâzım planının da Afganistan, Irak ve Lübnan gibi fiyaskoyla sonuçlanacağına işaret ediyor. Ama “yaratıcı kaos” doktrininin Suriye denemesinin İsrail için büyük sonuçlar doğuracağı kesindir. Çünkü Amerikan hegemonisine direnen bölgesel bütün güçler, bu kez Suriye için sahaya indirilmeye çalışılan “yaratıcı kaos”un İsrail'e etkilerini hayata geçirmeye tam teşekküllü hazır durumdadır. Suriye krizinin daha hafif olduğu bir sırada Şam’ı terkeden HAMAS’ın, şartların o günlere göre çok daha ağırlaştığı bir sırada Suriye’ye dönme niyetini ve talebini Şam’a iletmesi Hillary Clinton’da reenkarne olmuş neo-con şuurun “yaratıcı kaos”undan İsrail aleyhine çıkacak sonuca hazırlık olsa gerektir.
Suriye krizinin görmemizi sağladığı çok önemli gelişmelerden biri de geleneksel ve tarihsel Ehl-i Sünnet’in Vahhabilik ve Selefilik tarafından ele geçirilip dönüştürülerek “yeni Sünnilik” haline getirilmesidir. Tekfir ve nefret fırkası olarak Vahhabilik ve Selefilik, geleneksel ve tarihsel Ehl-i Sünnet’in içini boşaltıp Sünniliğin merkezlerini emperyalizmin işbirlikçisi yaptığından beridir geleneksel Sünnilik doktriner bir kriz yaşamaktadır. Lübnan ve başka bölgelerdeki Ehl-i Sünnet’in emperyalizme karşı mücadelede siperleri terketmemesi, neo-conların reenkarnesi olan Hillary Clinton’ın ordusuna katılmış Sünniliğin Vahhabilik tarafından ele geçirilmiş “yeni Sünnilik” olduğunu açıkça gösteriyor. Vahhabilik ve Selefilik tarafından istila edilmesi Sünniliğin emperyalizme direncini kaybetmesine yolaçmıştır. Buna mukabil Ehl-i Beyt sancağının altından ayrılmayan Ehl-i Sünnet gruplar, halihazırda Amerikan hegemonisine ve ABD’nin “yaratıcı kaos” nâzım planına var gücüyle mukavemet gösteriyor. Öyleyse Hillary Clinton’ın “yaratıcı kaos” planına nefer yazılan “yeni Sünnilik”, “kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım” diyerek Vahhabilikten teberri etmeli, Vahhabiliği içinden kovmalıdır.
Suriye sahasında yaşanan hesaplaşma Suriye’deki siyasi rejim ile halk arasında değildir. Asıl hesaplaşma, Amerika’nın tek yanlı, acımasız ve bencil hegemonisine itikat eden neo-conların bir kez daha denediği “yaratıcı kaos” ile namahrem emperyal emellerin mabetlerimize, topraklarımıza, namusumuza, haysiyetimize ve geleceğimize kasdetmesine direnen yüksek bilinç ve basiret arasındadır.