Neden Suriye'ye saldıran çokuluslu terör ordusuna her türlü desteği veriyor?
Dindar kimliği vurgulanan bir başbakan, nasıl oluyor da terörün en vahşi örneklerinin sergilenmesine yardımcı oluyor?
Türkiye bu noktaya nasıl sürüklendi?
***
Uğur Mumcu 12 Eylül askeri darbesinin etkisi altındaki 80'li yıllarda Suudi saltanatına ait Rabıtatu'l-Alemi'l-İslami isimli kuruluşun izini sürerdi. Rabıta Türkiye'de imamların maaşını öderdi, gençlik kampları düzenlerdi, İran, Şiilik ve Alevilik aleyhinde yayınlar dağıtırdı, ücretsiz Kur'an dağıtırdı, daha pek çok faaliyet var.
Türkiye'ye selefiliğin ve vahhabiliğin sızması 12 Eylül askeri darbe yönetimi eliyle oldu desek yanlış olmaz.
Aslına bakılırsa Uğur Mumcu, Rabıta dosyasıyla çok doğru bir ipucu yakaladı ama o günkü koşullarda bu meseleyi doğru sonuçlarına vardıramadı.
Şimdi Suriye krizi vesilesiyle Suud diktatörlüğünün İslam içinde oynadığı rolle ilgili net kanaat sahibiyiz.
Ayetullah Humeyni 80'li yıllarda buna “Amerikancı İslam” adını vermişti.
Yani emperyal güçler nam-ı hesabına çalışan ve onların menfaatini kollayan bir İslami anlayış.
80'li yıllarda Suud saltanatı Amerikancı İslam'ın simgesiydi, ama artık muhafazakâr kapalı rejim vesilesiyle buna Türkiye de katıldı.
Muhafazakar rejim, Davutoğlu doktriniyle Amerikancı İslam'ın karargahı olmayı kendisine misyon seçti.
Doğrudur, mevcut kapalı rejim 12 Eylül askeri darbe rejiminin devamıdır. Çünkü 12 Eylül rejiminin dine karşı din stratejisini zirveye taşımıştır.
12 Eylül rejiminin devrimci dindarlığa karşı muhafazakâr dindarlığı teşvik etmesi, bu dönemde Türkiye'nin resmi dini haline geldi. Türkiye artık, dinlere ve inançlara eşit mesafede durmakla yükümlü bir devlete sahip değil. Mevcut kapalı rejim, Atlantik dünyasının menfaatini kollamaya ayarlı muhafazalığı devletin resmi dini kabul etti.
***
Atlantik havzası için 80'lerdeki İslamcılık veya şeriatçılık suçlamasının deşifresi, NATO karşıtlığıydı. Bu sırada Türkiye'de laik kesimler bu meselenin yaşam biçimiyle ilgili olduğuna inanıyordu, oysa değildi. Emperyalist güçler Türkiye'de dindarlığı anti-emperyalist olduğu için şeriatçılıkla suçlayıp dışlıyordu. Bu değiştiğinde, yani dindarlık emperyalizmin beşinci kolu haline geldiğinde Atlantik dünyasında nasıl makbul bulunduğunu görüyoruz.
Pakistan'da General Ziya-ül Hak'ın İslamcı/şeriatçı darbesinin pek makbul bulunmasının da sebebi buydu. Yahut Türkiye'de Kenan Evren'in muhafazakâr, Türk-İslamcı askeri darbesinin el üstünde tutulmasının da sebebi aynıydı.
Türkiye ve Pakistan askeri darbeleri Atlantik ve NATO'nun ikiz darbeleridir. İki generalin, Ziya-ül Hak ve Kenan Evren'in arasındaki muhabbetin temeli NATO kardeşliğiydi.
Pakistan'daki darbe, Amerikan emperyalizmine karşı duran Alevi Butto iktidarını devirdi. Türkiye'deki 12 Eylül darbesinin düşman tanımı ise anti-emperyalist sol ve islamcı hareketti. Her iki darbenin arkasında da Amerika'nın desteği kadar, Suudi petro-dolarının finans gücü var.
Türkiye'de İslamcı ana gövde şimdilerde NATO'cu olduysa bile, 12 Eylül darbesinin gerekçelerinden biri olan Erbakan, ölene kadar NATO karşıtı olarak kaldı. Zaten bu nedenle Erbakan, Suriye'ye yönelik bugünkü şer emelin niyetini daha 2009'da görebilmişti.
Türkiye ve Pakistan, NATO'cu ikiz darbelerin himayesinde dinî ve kültürel bakımdan toplumsal mühendisliğin hedefi oldu. 80 yıllarda tartışılan Rabıtatü'l-Alemi'l-İslami bu mühendisliği yürüten uluslararası kuruluştur.
Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgal etmesiyle NATO'cu dindarlık veya Müslümanlık, Amerikalılar için daha da önem kazandı.
Yeşil kuşak teorisiyle yıllarca komünizme ve Sovyetlere karşı soğuk savaşın saha gücü olan dindarlığın artık cephelere koşma vakti gelmişti. Amerikan işgali altındaki hiçbir diyara ilgi bile duymayan muhafazakârlık, komünizmin işgal ettiği Afganistan'a akın akın gitti. Tabii ki Türkiye ve Pakistan'daki askeri darbelerin destek, himaye ve teşvikiyle.
Burada bir parantez açalım:
Amerika ile savaştığı varsayılan el-Kaide, Afganistan'da Sovyet işgaline karşı savaşırken Amerikan emperyalizmini ağzına bile almıyordu. Afganistan cihadı sırasında Selefilerin ABD hedeflerine hiçbir saldırısı olmadı. Ne zamanki Sovyetlerin işgali sona erdi ve el-Kaide, Afganistan'daki iktidardan dışlandı, işte buna tepkiyle ABD hedeflerine saldırmaya başladılar.
Zaten Amerikalılar, Afganistan'da el-Kaide'yi aldatmanın sonuçlarını Afganistan ve Irak'ta tecrübe ettiklerinden Suriye'de benzer bir akıbeti yaşamamak için onların varlığına itiraz ediyor.
***
Selefi ve Vahhabi din anlayışının toplumsal mühendisliğinde iki önemli alanın Türkiye ve Pakistan olduğunu söyledik.
Pakistan bu süreç sonunda el-Kaide medreselerinin kurulduğu yer haline geldi. Afganistan'da Taliban rejimini kuran siyasi personel bu medreselerde yetişti.
Yine aynı proje kapsamında Türkiye ve Pakistan'da İslam üniversitesi kurulması planlandı.
Finansını Suud diktatörlüğünün sağlayacağı iki üniversite.
Bu üniversitelerde İslam dünyasından gençler okuyacaktı. Pakistan'da üniversite kuruldu. Halen de faaliyette. Türkiye'de ise Kenan Evren, Türkiye'nin laik bir ülke olması nedeniyle bunun uygun görünmeyeceğini düşündü. Bunun üzerine Türkiye'de kurulması planlanan İslam üniversitesi Malezya'da kuruldu.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun uzun yıllar çalıştığı Malezya İslam Üniversitesi!
Davutoğlu'nun bugünkü kadrosunun mezun olduğu veya görev yaptığı üniversite. Davutoğlu, müritlerini orada okuttu, yetiştirdi.
Amerikalıların eski yeşil kuşak doktrini bugün BOP bünyesinde ılımlı İslam olarak devam ediyor.
Suriye'de yaşanan kriz, zalim-mazlum meselesi tabii ki değildir. Atlantik saldırganlığının karşısına dikilmiş milli ve yerli güçlerin NATO'nun ılımlı İslam'ı ile mücadelesidir.
İran'ın lideri Seyyid Ali Hamenei'nin ifadesiyle, kapitokrasi emperyalizmine karşı mazlum, mağdur, mustazaf halkların devrimci isyanıdır.
Ilımlı İslam, kuşkusuz hoşgörü, tolerans, din ve inanç çeşitliliğine açık olmak manasına gelmiyor. Buradaki ılımlılık, NATO emperyalizmine uyumluluk demektir. Yoksa selefi ve vahhabi grupların nihilist teröründeki vahşet, başka şiddetlerle mukayese edilebilir değildir.
***
Az önce anlatmaya çalıştığım toplumsal mühendislik bahsinde Suriye meselesi bizim için çok öğretici oldu.
1) Mevcut muhafazakâr rejimin 12 Eylül askeri rejiminin geleneğini sürdürdüğünü açıkça gördük.
2) Anti-emperyalist sandığımız İslamcılığın ana gövdesinin, 1969'da İstanbul'da 6. filoyu protesto eden sosyalist gençlere saldıran muhafazakârlığın reenkarnasyonu olduğunu gördük.
3) Suudi diktatörlüğüne etmedik hakareti bırakmayan radikal, reformist, modernist islamcılığın aslında Rabıta faaliyetiyle nasıl dönüştürülmüş olduğunu gördük.
4) İslam'ın maneviyat, irfan, felsefe ve hikmet geleneğinden kopuk müslümanların kolayca selefiliğe dönüşebildiklerini gördük.
5) Dinler arası hoşgörü ve sözde sevgiyi dilinden düşürmeyen “The Cemaat”in, aslında ne denli ırkçı, Alevi karşıtı, ayrımcı ve terör yanlısı olduğunu gördük.
6) İktidara ilişik Sünni elitlerin, Sünni halktan ne kadar kopuk olduğunu gördük. Bu elitler, bir buçuk yıldır medyalarında her gün Alevi ve Şii karşıtı, Suriye karşıtı ağır propaganda yaptıkları halde Sünni ahali, Ankara'nın Suriye politikasını Amerika'nın menfaatine buluyor. Anketlerde Suriye'ye karşı savaşa itiraz %90 oranında reddediliyor.
7) 12 Eylül askeri rejiminin kollaması, Suud petrodoları ve Amerika'nın himayesi sayesinde %13 oranında muhafazakâr azgın azınlık zuhur etti. Suriye'ye karşı savaş lobisi işte bu kesimdir.
***
Değerli dostlarım
Suriye meselesi politikadan ibaret bir sorunla yüz yüze olmadığımızı gösterdi. 12 Eylül askeri darbesi ile birlikte kurulan muhafazakâr rejimin ideolojik temelleriyle sorunumuz var. Bu ideolojik temel, Peygamberimizin getirdiği İslam'a karşı tarih boyunca savaşan Emevi sarayından besleniyor.
Muhafazakâr rejim, Peygamberimizin getirdiği İslam'ın tam aksine, dışlayıcı, ayrıştırıcı, bölücü, baskıcı, saldırgan, sevgisiz, anlayışsız, hoşgörüsüz ve tahammülsüz.
Bu rejime de, onun savaş siyasetine de itirazımız var.
- Türkiye'ye ve Suriye'ye sadece yıkım armağan eden Suriye savaşı hemen durdurulmalıdır.
- Suriye'ye saldıran çokuluslu terörist orduya destek hemen şimdi kesilmelidir.
- Çokuluslu terörist orduya komuta eden Adana'daki gizli üs hemen şimdi kapatılmalıdır.
- Türkiye, Suriye'ye viraneye çeviren çokuluslu terörist orduyu kendi topraklarından kovmalıdır.
- Silahlı kuvvetler içinde Türkiye-Suriye savaşına lobicilik yapanlar tasfiye edilmelidir.
- Türkiye-Suriye savaşını tahrik eden, “ordu göreve” şebekesi ifşa edilmeli ve yargı önüne çıkarılmalıdır.
- Türkiye-Suriye sınırı hemen şimdi kaldırılmalı ve Suriye'yi yeniden inşa için kollar sıvanmalıdır.
- Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasında ortak savunma stratejisi kabul edilmelidir. Bugün Suriye'de yaşadığımıza benzer bir krizin çıkmaması şansa bırakılmamalıdır.
- Acilen Türkiye, Suriye, Irak ve İran arasında ulus üstü kurumlar oluşturulmalıdır. Bu kurumlar, tam entegrasyonun çalışmalarını yürütmelidir.
Bu söylediklerimizi bu hükümet bile yapabilir, yeter ki NATO emperyalizmine bir kez olsun “hayır” diyebilsin.
Değerli dostlarım
Türkiye'yi Suriye'ye saldırtmak isteyen küresel ve yerli medyaların ağır propagandasına, güçlü lobilerine, finans ve siyasi kudretine rağmen, mücadeleden vazgeçmeyen barış ve kardeşlik kararlılığını saygıyla selamlıyorum.
Savaş lobisinin hırslı inadına karşı, bizim muhabbet ve kardeşlik azmimiz var.
Allah hepinize, hepimize güç versin. Barış ve kardeşliğin devrimci şuurunu muzaffer kılsın.
caferider