Irak, Babiller, Akkadlar. İlamlılar, Urartular ve Sasani medeniyetlerine beşiklik yapmış bir ülkedir. Irak, Abbasiler döneminde dünya medeniyetinin zirvesindeydi. Bağdat, Memun el-Abbasi döneminde bir milyonluk nüfusuyla dünyanın en büyük şehri ve en önemli ilim ve kültür merkeziydi. Nizamiye medreselerinden binlerce alim yetişti. Beyt-ul Hikme’nin kurulmasıyla İslam Rasyonalizminin temelleri atılmış oldu ve Dar’ut- Tercümelerin (tercume merkezlerinin) kurulmasıyla doğu ile batının müspet ilimlerinin müslümanlara kazandırılmasına imkan sağlanmış ve böylece Bağdat, Yunan felsefesi, İran yaşam tarzı ve devlet idaresi, Hint matematiği ve Arap-İslam kültürünün buluştuğu kültürler ve medeniyetler merkezi haline geldi. Bu anlamda ilk kültürler ve medeniyetler arası ciddi akademik ve ilmi diyalogun Bağdat’ta şekillendiğini söylemek mümkündür. Bir yandan Mutezile öncülüğünde başlayan İslami rasyonalizm ve öte yandan medeniyetler ve kültürlerin Bağdat’taki buluşmasıyla İslam medeniyetinin altın döneminin şekillenmesine ortam hazırlanmış oldu.
Kur’anı Kerimin işaret ettiği bir kaç medeniyet vardır bunlardan birisi de Babil medeniyetidir. Babil Medeniyetinin diğer medeniyetlere de katkısı ve etkisi önemli ölçüde olmuştur. Dünyanın yedi harikasından birisinin Babillere ait olması da bu medeniyetin azamet ve parlaklığını göstermektedir. İlk insan hakları beyannamesi ve devlet fermanı da Babil Kralı Hamurabi tarafından deklare edilmiştir. Hiç bir şehir Bağdat kadar İslam kültür ve medeniyetine katkı sağlamamıştır. Moğolların saldırısında yıkılan medreseler ve kütüphanelerden Dicle ve Fırat nehirlerine atılan kitaplardan köprülerin oluşması veya günlerce bu nehirlerin suyunun mürekkep renginde akması bu şehrin ilim, irfan ve medeniyete ne ölçüde bir katkı sağladığını göstermektedir.
Peygamberler memleketi olarak Irak, Peygamberlerin babası ve tevhid münadisi Hazreti İbrahim ( a.s) doğduğu yerdir. Bu ziyaretimizde O’nun doğduğu evi ziyaret etme fırsatı bulduk. Hz. İbrahim’in evi Nemrudun hükümranlığının yakınlarında eski Babil krallığında ve bu günkü Irak’ın Babil eyaletinde bulunmaktadır. Hazreti Zulkifl peygamberin de kutsal türbesi Babil eyaletinin Kifl şehrinde bulunmaktadır. Bir çok Kur’an mealinde dahi bu Peygamber hakkında kesin bir bilgi verilmezken. Onun türbesinin Kifl şehrinde olması bizi bir parça da olsa bu Peygamberin kimliği hakkında aydınlatmış ve sır perdesini aralamış oldu. Büyük ihtimalle Zulkifl bu Peygamberin lakabıdır. Peygamber efendimize Beşir(müjdeci), Nezir(korkutucu) veya Habibullah(Allah’ın sevgilisi) denilmesi gibi. Aynı şekilde Hz. İsa içinde “Ruhullah veya “Kelimetullah”( Allah’ın Ruhu veya kelimesi gibi tabirler ve sıfatlar kullanılmaktadır. “ Zu” Sami dillerde sahiplik ve aidiyet ifadesidir. Örneğin Hz. Yunus’a, Zünnun denilmekte. Yani balık sahibi veya balığa ait olan anlamında. Tabiki Hazreti Yunus ibn-i Metta’nın da Iraklı olduğunu hatırlatmadan geçmeyelim. Linguistik olarak “Zulkifl” Kifl şehrinin sahibi veya o şehirden olan anlamına gelmektedir. Kifl şehri tarihi bir çarşısı olan, hurmalıklar içerisinde kurulmuş güzel bir şehirdir. Irak’a gidenlerin muhakkak bu şehri gidip görmelerini tavsiye ediyorum. Hazreti Nuh ve Hz. Adem’in de Küfe de medfun oldukları rivayet edilmektedir. Hazreti Nuh’un gemisinin hareket noktasını da Irakta görmek mümkün. İlginç olan bir husus ise siyonistlerin tarihi tahrif etmek için Hazreti Zulkifl Peygamber başta olmak üzere diğer bir çok dini ve tarihi mekanlarda yaptıkları tahribattır.
Kur’anı Kerim bizleri yalancıların ve zorbaların akibetini görmek ve ibretler almak için yeryüzünde sefer ve seyahatlarda bulunmaya davet etmektedir. Hem Kerbela ve Necef ziyaretimizde ve hem de Babil ziyaretimizde hem salihlerin ve hem de zalimlerin akibetini yakından görmüş olduk. Babil tarihi eserlerinin yanında zulüm kan ve gözyaşları üzerine inşa edilmiş olan Saddam’ın görkemli sarayını gördüğümüzde Kur’anı Kerimin yalancıların akibetini görmek için yeryüzünde seyr-u seferde bulununuz ayetini daha açık ve somut bir şekilde anlama fırsatı bulduk. Tabii ki onun yanında Nemrut ve Babil’in diğer zorba krallarının eserleri de aynı ilhamı bağışlıyordu.
Tabii ki Irak denildiğinde akla gelen bir diğer husus ve belki de biz müslümanlar için en önemli olan husus, başta Ehl-i Beyt imamları olmak üzere diğer mezhep ve fıkıh ve kelam imamlarının hayat hikayesi, hizmetleri, cihatları ve geriye bıraktıkları eserleridir. Kerbela, Necef, Bağdat, Samerra Basra ve Kufe bu hizmetlerin, mücadelelerin ve eserlerin geriye bırakıldığı başlıca şehirlerdir Arap edebiyatından söz edildiğinde hemen nasıl Basra ve Küfe akla geliyorsa, Ehl-i Beyt imamlarından ve bilhassa İmam Ali, İmam Hasan, ve İmam Hüseyin’den söz edildiğinde hemen Kerbela, Kufe ve Necef akla gelmektedir. Kerbela, şiddetli ve zor imtihan anlamına gelmektedir. Gerçekten de insanlık tarihinin en zor ve en çetin imtihanı burada verilmiştir. Allah’ın Hazreti İbrahim’e vaadettiği “Zıbhı Azim” burada Allah’a sunulmuştur.
Öte yandan İmam Huseyin’in katillerinin akibetine bakalım, nerede olduklarından bile kimsenin haberi yok. İmam Huseyin ve İmam Ali(a.s) ile Allah yolunun diğer yolcuları ve veli ile salih kulların harem ve türbelerini ziyaret ettiğimizde ve kelimenin tam anlamıyla ziyaretçi insan seliyle karşılaştığımızda şu ayeti kerime gözler önünde tecessüm etti. “Yeryüzünde olan her şey yok olucudur. Celal ve ikram sahibi Rabinin yüzü (hurmetine işlenen) baki kalıcıdır.” Allah’ın ismini, rengini ve rızasını taşıyan her şey bakidir ve fenapezir olmaz.. Kralların akibetine bakın. Peygamberlerin kalplerdeki hükümranlığına ve her saniye ve dakikada semalarda yükselen isimlerine ve mesajlarına ve çağrılarına bakın. Neden çünkü onların varlığı ve vücüdu Allah için olmuştur. Allah için olan ise Allah gibi bakidir. Nitekim Mevlana Celaleddini Rumi bu konuda şöyle demektedir.
Name Şahan ez dıremha berkenend
Name Ahmed ta Kıyamet berzenend
Name Ahmed Name cümle Enbiyast
Çu sed amed newed hem der pişe mast
Şahların ismini dirhem ve dinardan söküp atmaktalar.
Ahmed’in ismini ise kıyamete dek her yere yapıştırmaktalar
Ahmed’in ismi tüm peygamberlerin ismidir.
Yüz bize geldiğinde doksan da bizimledir.
Yani Hz. Muhammed yüzdür. Hatemdir ve son Peygamber. Diğer Peygamberler ise doksan ve seksen hükmünde, doksan ve seksen de yüzün içindedir. Huseyin (a.s) de bu yüz başta olmak üzere bütün peygamberlerin varisidir. Onların ilmi, ahlakı, marifeti ve hakikatının varisi. Kerbela’ya hicret, Medine’ye hicretin devamıdır. Kerbela’da verilen mücadele ve dökülen kanlar Bedir, Uhud ve Hendekte dökülen ashabın pak ve temiz kanlarıyla elde edilen kazanım ve değerli İslam mirasının muhafazası için dökülen kanlardır.
Kerbela’da İmam Huseyin’in aile efradından 18 kişiyle geriye kalan dostlarından toplam yetmiş iki kişi medfun bulunmaktadır. Habib ibni Mezahir gibi yaşlı adamdan tutun, altı aylık bebek olan Ali Asğar’dan tutun Hristiyan bir köle olan Jon’dan tutun Küfeli şehit kadınlara kadar toplumun her katmanından insanlar bu şehitler kervanında hazır bulunmaktalar. Tabiki Kerbela kahramanlarından ve bayraktarlarından İmam Huseyin’in kardeşi Ebul Fazl el- Abbas’ın apayrı bir yeri vardır.
İki kardeşin, yani İmam Huseyin ile kardeşi Ebul Fazlıl Abbas’ın türbeleri arasındaki mesafe 500 metre kadardır. Bu iki türbe arasına Beyn-el Haremeyn (iki harem arası) denilmektedir. Zeyneb tepesi ise yürekleri yakmaktadır. Çünkü Kerbela’nın ravisi ve kahramanı olan Hz. Zeyneb (a.s) o tepe üzerinde durarak kardeşinin başının kesilmesine tanıklık etmiştir. Kerbela’da Ehl-i Beyt mensuplarıyla ordunun diğer efradının haymelerinin kurulduğu yeri ve İmam’ın yaranlarının O’nu korumak için kendi çadırlarını bir siper olarak O’nun çadırının etrafında nasıl güzel bir şekilde kurduğunu da görmek mümkün. Alkame nehri ve Fırat’ın Kerbela’ya akan kolu da bir başka hikaye. Domuzlar, çıyanlar, yılanlar kafir ve müşrik her kes o gün o sudan içiyor. Ancak varlığın yüzü suyu hürmetine yaratıldığı Allah Resulü’nün evladı ondan mahrum. En küçüğünden en yaşlısına kadar. Düşmanlığın şiddet ve hiddetini görün.
Kerbela’yı yılda en az 20 milyon kişi ziyaret etmektedir. Halk ziyaretçileri en güzel bir şekilde ikram ve ihsan ile ağırlamaktadır. Güçlü bir hükümetin olmamasına rağmen bu kadar ziyaretçiyi cengzede ve felaketzede olan bu memlekette en güzel bir şekilde ağırlamak aşk ve fedakarlık ve köklü Ehl-i Beyt sevgisi olmadan mümkün değildir. Bu aşk ve sevgiyi Necef, Kerbela ve Bağdat yolu boyunca da görmek mümkündür. 180 kilometrelik yol boyunca yüzlerce Mescid, Huseyniye, hotel ve konuk evi bedava her türlü hizmeti Huseyin (a.s)’ın ziyaretçilerine sunmaktadır. Iraklıların güzel bir sözü vardır. “Her Iraklının evi İmam Huseyin’in ziyaretçisinin evidir”. Huseyin’in misafiri bizim misafirimizdir. Alevi İslam Birliği ziyaretçileri olarak bizler bu sıcakkanlılığı konuk severliği ve Hazreti Huseyin dostlarına dostluğu her yerde gördük ve yaşadık. Çok güzel bir tecrübe ve duygu. İlk olarak Türkiyelilerin ve Avrupa’dan müslümanların Beynel Haremeyn denilen yerden canlı bir yayını Kanal Avrupa televizyonu kanalıyla gerçekleştirmesi de ziyaretimizin güzelliğine daha bir güzellik katmış ve bereketlere sebebiyet vermiş oldu.. Bu bir ilkti. Kısacası Kerbela’nın her yerinde Ehl-i Beyti Resulullah’ın acıları ve çilelerini ve bilhassa Zeynebi Kübra’nın neler çektiğin okumak mümkündür. Tabii ki bu bölgede ziyaret edilecek bir çok yer daha vardır hepsini burada zikretmemize mecal yoktur.
Necefe gelince, Kurumuş nehir veya deniz anlamına gelmektedir. Kurumuş olan denizin henüz kalıntısı olan Necef gölü durmaktadır. Necef ile İmam Ali hazretlerinin hükümet merkezi olan Küfe şehri bugün birleşmiş durumdadır. Kufe anıldığında hemen ilk iki şey akla gelmektedir. Birincisi, başta Arap dili ve edebiyatı olmak üzere ilim ve irfana katkısı ve çeşitli ilmi ekolleri bulunan bir şehir akla gelmekte. İkincisi ise hiyanetler ve vefasızlık şehri. İmam Ali’ye hiyanet, İmam Hasan’a hiyanet ve en büyük ve en feci hiyanet ve döneklik ise, İmam Huseyin ve Ehl-i Beytine yapılan hiyanettir. Bunun için bu gün Küfe şehri ve halkı vefasızlığı sembolize etmektedir. Iraklıların şöyle bir meseli vardır: “Elkufı la yufi” (Küfeli ahde vefa göstermez).
İmam Ali (a.s)’ın şehit edildiği Kufe camisinde bir çok peygamberin bu cümleden Hazreti Adem’in ve hazreti Hıdır’ın ve Hazreti Muhammed (a.s)’ın makamları bulunmaktadır. Dünyanın en büyük mezarlığı da Kufe’de bulunmaktadır. Bir çok ashab ve veli bu mezarlıkta medfun bulunmaktadır. İmam Ali’nin çocuklarından Umran bin Ali ve Bekir bin Ali de Babil eyaletinde medfun bulunmaktalar. Kerbela da cinayet işleyen tüm katil ve zalimlerden kısa bir süre sonra hesap soran ve intikam alan Muhtar es-Sakafi de Kufe’de yatmaktadır. Hazreti Huseyin’in Kufe elçisi Muslim bin Akil’in türbesi de Kufe’de bulunuyor. Tabii ki Necefi ziyaret eden İmam Alinin evini, İmam Hasan ve Huseyin’in bu evdeki odalarını ve İmam’ın şehit edildiğinde gusül verildiği ve kefen edildiği odayı ve şehadet mihrabını da ziyaret edip İmamın kendi eliyle kazımış olduğu kuyudan su içebilir.
Kufe ile Hille şehri arasında Nukheyle bölgesi bulunmaktadır. Nukheyle de İmam Hasan’ın askerlerinden bazıları Muaviye’nin verdiği paralar ve vaatlerden dolayı, İmam Hasan’a karşı isyan ederek hatta Hazretlerinin altında bulunan halıyı dahi alıp götürdüler. Yine Nukheyle de Muaviye İmam Hasan ile imzalamış olduğu sulhnameyi ayaklar altına alıp bunun hiç bir geçerliliğinin olmadığını ve kendisini sulhnamenin maddelerine uymakla yükümlü görmediğini halka duyurmuş oldu. Bu vesileyle Peygamber efendimizin İmam Ali’ye “Ey Ali sen dönekler (Nakisin) hakkı ayaklar altına alanlar (Qasitin) ve dinden çıkanlar (Marıqin)lerle savaşacaksın hadisi şerifi bir kez daha tecelli etmiş oldu. (Mektubat, Mucizatı Ahmediye)
Tabii ki gönül isterdi ki Bağdat’ta bulunan İmam Musa Kazım Hazretleriyle torunu olan İmam Muhammed Taqi (Elcevvad) hazretlerinin yanı Sıra İmam Azam’ın ve Abdulkadir Geylani’nin de türbelerini ziyaret edelim. Ancak güvenlik nedenlerinden dolayı, hem Kazimeyn’e ve hem de Samerra’ya gidemedik. Samerra’da da Ehl-i Beytin onuncu ve onbirinci İmamları, İmam Ali en-Naqi ve İmam Hasan el-Askeri (a.s) bulunmaktalar. Bu iki imama “Askeriyeyn” denilmekte, sebebine gelince bu iki imam ömürlerinin büyük bir kısmını kışla anlamına gelen “Muasker” de geçirdikleri için Askeriyeyn olarak tanımlanmaktalar. Kaç sene önce teröristler bu iki imamın türbesini patlatmış ve yüzlerce kişinin ölümüne sebebiyet vermişlerdi.
Değerli okuyucular kısacası Irak peygamberlerin ve imamların hatıraları ile medeniyetlerin kalıntılarıyla ve eserleriyle dolu olan bir memlekettir. İmkanı olan herkesin gidip ziyaret etmesi gereken bir ülkedir. Tabii ki bu ziyaret yerlerinin başında Kerbela, Necef, Samerra. Kazimeyn, Azamiye ve Kadir