9 Eylül 2012 - 06:15

Türkiye, tarihinde ender rastlanan bir orta duruş “Ummeten Vasata” ortamı yakaladı. Bütün Müslüman ülkeler için “Denge” olabilecek bu fırsat, tarihte eşsizdi. Şiiler, Aşura konuşmasıyla başlayan, İran ve Ayetullah Sistani ziyaretleriyle yükselen “Erdoğan’a” büyük bir saygı duymaya başlamıştı. Ama ne olduysa oldu, bir anda her şey değişti. Deyimler, düşmanlar, dostlar, Kerbelalar, Şamlar, Yezitler ve Hüseyinler yer değiştirdiler.

Resulullah’ın vefatından sonra bir anda değişen, önce birbirlerini “Cemel” “Nehravan”da katleden, ardından da Peygamberimizin biricik torunlarını, ciğer parçalarını Kerbela’da katledip, kesik başlarını şehir şehir dolaştıran ve kendilerini “Ümmet-i Vasat” sayan Müslümanların hızını sollayacak derecede bir değişimdi, Sayın Erdoğan’ın hızı. Bu yüzden anlamakta bir süre zorluk çekti herkes.

***

…Meşhet ziyareti dönüşü, Tahran’da imam Humeyni hava alanına gitmek için taksi tutum. Taksicinin Azeri olduğunu görünce konuşmaya başladık. Türkiyeli olduğumu anlayınca ilk tepkisi “Ağa Erdoğan’a siz neynediniz?” oldu. “Biz bir şey elemedik, ne elediyse yoldaşları eledi” dedim.

-Aşura’da Erdoğan danışanda, hele o söze gelende ki buyurdu “İmam Hasan ve İmam Hüseyin arşın iki küpesidi” evde hanımla beraber, men hüngür hüngür ağlaşdığ. Ama şimdi anlıyırağ ki hepsi yalanıymış”

Irak, İran, Lübnan, Bahreyn, Arabistan, Yemen, Pakisten vs.. ülkelerde yaşayan Şiiler artık böyle düşünüyor. Sayın Erdoğan’ın en küçük kaybı, kendisine gönüllerini açan bu milyonların artık gönüllerinde değil önlerinde durması.

“Arap Uyanışı ve Ortadoğu'da Barış” konferansına önemli Şii liderlerin katılmaması veya temsilci göndermemesi de bunun bir göstergesi.

Artık Türkiye “Denge” değil “Taraf”

Hem de bütün dünyada Şii-Sünni gerilimini doruk noktaya çıkaracak kadar tehlikeli bir taraf.

***

Sayın Başbakan yine Aşura’yı anlattı. Suriye’de ikinci Aşura yaşandığını söyledi. Esad’ı katliam yapmakla suçladı.

Olabilir, biz Esad’ın ne vekiliyiz ne taraftarı…Hem Esat yaptıklarından utansın, hem barış ve çözümü bir kenara bırakıp, gençlerin eline silah tutuşturup onunla savaştıranlar…

Fakat, Şii dünyanın sayın Erdoğan’ın bu sözlerini artık samimi görmediğini hatırlatmak isteriz.

Bahreyn’deki Kerbela’yı görmeden, Suriye’dekine ağıt yakmak pek de samimi gelmiyor.

Mazlum mazlumdur, bir kişi veya bin kişi fark etmez. “Bir kişiyi öldüren, tüm insanları öldürmüş gibidir” ayetini herkesten önce sayın Erdoğan biliyordur.

Bahreyn ve Arabistan’da az öldürülüyor, Suriye’de çok öldürülüyor, diye bir mantık olamaz.

Kerbela’daki 72 şehidi anımsatırcasına nüfusu bir milyon dahi olmayan ve ülkenin yüzde sekseninin Şiilerden oluştuğu, komşusu Arabistan’ın Selefi-Vahhabi el-Kaidecileri tarafından, Kerbela’da olduğu gibi küfür fetvalarıyla işgal edilen Bahreyn’e yüz çevirdikten sonra, mazlumların yanında olduğunu tribünlerden haykırmak, inandırıcı gelmiyor.

Irak’ı Kerbela’ya çeviren Tarık Haşimi teröristine kucak açan, onu destekleyen, ona yardımcı olan bir zihniyetin Kerbela ağıtları inandırıcı gelmiyor.

Hele Amerika ve “bala”larıyla beraber “Kerbela ağıtı” okuyup, Hillary Clintonve ve David Petraeus’la timsah güz yaşları dökmek hiç samimi gelmiyor.

Cesur adımlarla hatta el-Sadr’ın Şii Mehdi milislerinin elinden dahi silahlarını almayı başaran, mezhep taassubundan uzak Maliki’yi yıkmak için Barzani’yle “Kerbela’da adalet” sloganları da samimi gelmiyor.

Suriye’ye “sandık”, Ürdün, Bahreyn, Arabistan, Katar krallarına “samanlık ve arpalık” diyerek Ortadoğu’ya adalet getirilemez.

Afganistan’da her gün onlarca masumu öldüren NATO askerleriyle kol boyun, “Kerbela destanı” yazmak kendinize inandırıcı geliyor mu?

Okyanus ötesine, komşunu vurdurmak için “Füze kalkanı” kurdurup, İmam Hüseyin’den komşuluk hakları rivayetleri nakletmek ise, tam anlamıyla gülünç…

Sizler yeni “İmam Hüseyin” ve “Aşura” kelimeleriyle tanıştığınız için, bunları her yerde kullanabileceğinizi zannediyorsunuz. Ama biz o kelimelerle büyüdük…

Sormadan da edemiyorum, gerçekten Sünni dünyanın bizi anlaması çok mu zor?

Şiilerin durduğu yerden, onların gördüğü şekilde olayları görmeye çalışmak, zor mu? Yoksa yasak mı?

Dilinize doladığınız ve “Kurtarıcı” kesildiğiniz “mezhep fitnesini” hangi ülke çıkarıyor ki siz, bir yanınızda tekfirci Arap devletleri, öbür yanınızda Amerika ve Batı emperyalizmi bu ateşi söndürmeye çalışıyorsunuz?

Muaviye’ye ve Yezid’e “Emirulmüminin” diyen insanlar, Kerbela’daki hak ve batıl savaşının “Hüseyni” tarafında ne zamandan beri yer almaya başladılar?

Azeri gardaşımın dediği gibi: “…Şimdi anlıyırağ ki hepsi yalanıymış

Abdullah Güronur