5 Ekim 2012 - 07:48

Son iki yüzyılda büyük acılar yaşadı yeryüzü Müslümanları. Ağır sıkıntılardan geçtiler. Her alanda zulme uğradılar. Aşağılanıp yerildiler. Kişilikleri ve onurları zedelendi. İnançları, kültürleri, dilleri ve ilişkileri yasaklandı. Batılıların ya da onların Müslüman halkların başına diktiği diktatörlerin eliyle devasa zulümlere ve sonu gelmeyen hakaretlere maruz kaldılar.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-  Zamanı insanlar arasında döndüren Allah Teâla, sıradan bir olayı kıvılcıma dönüştürüp İslam düşmanlarının iki asırlık plan ve programlarının bozulma sürecini başlattı. Büyük acılar yaşayan Müslüman Arap halkları daimi köleliği hedefleyen sömürgecilerin asırlık rüyasını bozarak özgürlük yürüyüşünü başlattılar. Bugünkü Mısır, Cemalettin Afgani, Muhammed Abduh, Hasan El Benna ve Seyyid Kutup’la şekillenen İslam mirasını hayata geçirme fırsatını ele geçirdi. Muhammed Mursi, dirilişin, silkinişin ve İslam ümmetinin öze dönüşünün önünü açacak makamı temsil etmektedir. Mısır inkılabı sadece bu ülkede değil, bütün İslam coğrafyasında İslam’a dönüşün, Müslümanlara dayatılan faşizan ulus-devlet çarkını parçalamanın ve ümmeti yeniden inşanın önünü açacak özelliklere sahiptir. Bundan ilham alacak Müslüman milletler değerlerini sömüren yapay rejimlerden hesap soracak ve yeni bir dirilişle öze dönüşü yakalayacaklar.

Bu öze dönüşü en yaygın ve en derin şekliyle Müslümanlar yaşamaktadır. Onların başarısı İslam aleminde yankısını bulacak, diriliş dalgasını yeryüzünün bütün alanlarına taşıyacaktır.

Ülkemizde Ak Parti hükümetinin önemli başarılara imza attığı inkar edilemez. Ancak hiç kimse bunlarla Türkiye’deki Müslümanların baharını yaşadığını iddia edemez. Halid Meşal’in Ak Parti kongresinde ballandırdığı bu türden söylemler, gönle su serpme, temenni ya da Türkiye’yi tanımamayla ifade edilebilir. Kemalist rejimin darbeyle iktidarı ele geçirip Müslüman halkı yok saymasıyla başlayan sorunlar büyük ölçüde varlığını sürdürmektedir. Temeli adaletsizliğe ve bir halkın yok sayılmasına dayanan “Kürd Sorunu” olduğu gibi devam etmektedir. Bir devlet kanalının Kürtçe yayın yapması adaletsizliklerin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Müslümanların sorunları büyük ölçüde varlığını sürdürmektedir. Okullarda ve kamuda tesettür yasağı olduğu gibi devam etmektedir. Meclisin üçte ikisini elinde bulunduran iktidar partisi çok sayıda kadını meclise taşırken, örtülü bir kadını meclise gönderme cesaretini gösterememesi Müslümanlarla ilgili durumu özetler mahiyettedir. Halkın büyük çoğunluğu Müslüman olduğu halde İslam’ın yasakladığı melanetlerin kanunların izniyle serbestçe işlenmesi, toplumun bozulmasına yol açan yolların kanunlarla desteklenmesi, üstelik başbakanın kimsenin hayatına karışmadıklarını ileri sürüp bununla övünmesi facianın hangi boyutlarda olduğunu açıkça göstermektedir.

Müslüman Arap halklarının baharı beklenmeyen ve hesaplanmayan bir zamanda ortaya çıktığı gibi, bunun başarıları diğer halkların ve Müslüman Türkiye halkının baharının da önünü açacaktır. Zaten Türkiye’nin boğazını sıkan ve başını ağrıtan sorunlarının İslam’dan başka çözüm yolunun olmadığı onlarca yıllık çırpınışlar ve tecrübeler ortaya koymaktadır. Bugünün en büyük problemi sayılan Kürd Sorununun İslam’ın dışındaki hiçbir çözümü halkın beklentilerini karşılayamayacağı gibi, adaleti sağlamaktan ve kalıcılıktan mahrum olacaktır.

 Bir halkın baharının yaşanması için bu baharı ortaya çıkaran ve yaşatan kitlelere ihtiyaç vardır. İktidarın kanatlarının altına sığınıp devleti meşru görecek kadar savrulma yaşayan, her şeyi iktidar partisinin bakışıyla değerlendiren İslami kesimler böyle bir bahara öncülük edemezler. Çünkü hallerinden razı olan bu kesimlerin böyle bir beklentileri olmadığı gibi, iradelerini farklı yönde kullanma gibi bir yönelişleri de görünmemektedir. Ancak, zor ve sıkıntılı şartlarına rağmen İslam’dan taviz vermeyen, ekonomiden siyasete, piyasadan günlük hayata kadar bütün alanlarda İslam’ı biricik referans kabul eden Müslümanların varlığı, Türkiye’nin böyle bir bahara hazırlıksız olmadığını göstermektedir.

Müslümanların her platformda varlıklarını dile getirmeleri, İslami tebliği hakkıyla yapmaları, İslam’ı yaşamaya azmetmeleri ve sıkıntılar karşısında sabırlı davranmaları neticesinde önlerine birçok imkan çıkacak, dirilişin ve dönüşümün yaşanması için birçok sebeple karşılaşacaklar.

Müslümanların sorun ve sıkıntılarını aşmalarının yolu vahdetten ve ümmet haline gelmekten geçmektedir. Bugünkü gibi Batı tarafından şekillenen ve sınırları çizilen ulus-devlet sistemi İslami öğretiye ve Müslüman geleneğe aykırı olup sorunların temel kaynağını oluşturmaktadır.

Ümmet bir rüya değil, hakikattir ve kalbi İslam’la atan her Müslümanın içindeki pörsümeyen arzusu ve umududur. Bunun gerçekleşmesinin yolu İslam’ı tek hayat kaynağı kabul etmekten ve her şartta İslam’ı yaşama azminden geçmektedir. İslam’ın toplum hayatında varlık göstermesi uğruna atılacak her adım ümmetin sahneye dönüşünü hızlandıracak ve mazlum Müslüman halkların duasının karşılığı olacaktır.

Hasan Yılmaz