Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Öldürülen bu insanlar için “Öldürülmeselerdi zaten öleceklerdi”, “ne işleri vardı orada” “terörist zannedildikleri için öldürüldüler”, hatta “Uludere için akıtılan her gözyaşı PKK’nın değirmenine su taşımaktır” diyebilecek kadar insanlığı utandıracak yazılar kaleme alanlar bile oldu.
Tazminatsa tazminat denilerek ailelerin yaraları daha da derinleştirilerek bölgedeki ideolojik yapılanmanın beklentisi olan açıklamalara yer verildi. Öldürülen insanların yakınlarının hesaplarına yatırılan paralar hala hesaplarında durmakta kimse ölüsünün karşılığının para olmadığını, adalet istediklerini adalet olmadıktan sonra tazminatın hiçbir yarayı sarmayacağını her platformda dile getirmektedirler.
En son başbakanın bir televizyon programında “gerekirse özür de dilenir” açıklaması bir kez daha göstermektedir ki, toplum vicdanını rahatlatacak bir açıklamanın yapılabilmesi için hala gerekçeler peşinde koşulduğunu bu gidişle gerekçenin yanı suçluların bulunması bir takım davalarda olduğu gibi zaman aşımına havale dilmek istenmektedir.
28 Aralık’tan sonraki, Siyasi ve hukuki gelişmelere bakıldığında Uludere Cumhuriyet Başsavcılığı ile Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyaları hakkında ‘‘gizlilik’’ kararı verildi.
Şırnak Valiliğinin başlattığı idari soruşturma kapsamında İçişleri Bakanlığından müfettiş talebinde bulunuldu ve bu talep üzerine Bakanlığın görevlendirdiği 3 müfettiş, Şırnak ve Uludere’de incelemeler yaptı.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu da konuyla ilgili bir alt komisyon kurdu.
Uludere Alt Komisyonu Kasım ayı sonunda taslak raporunu üst komisyona sunarken, “Vur emri kimden” sorusu raporda yanıtlanamadı ve “Yerel güvenlik birimleriyle operasyon üzerinde bir bilgi paylaşımı olmadığı görülmüştür” ifadesine yer verildi.
İlgili kurumlardan istenen bilgi ve belgelerin gelmemesi nedeniyle alt komisyon raporunun yazımında kişileri zan altında bırakacak net ifadeler kullanılmasından kaçınıldığı belirtildi.
Ancak kaybedilen bedenlere(doğulusuyla-batılısıyla-güneyiyle-kuzeyiyle resmi olsun sivil olsun) her kesimin vurgu yaptığı oyunlara kurban edilen canlara yakılan ağıtlar hala kesilmedi, anne-babaların, eş ve çocukların gözyaşlarının dinmesi için vicdanları rahatlatacak bir şey yapılmadı.
Hala kimi kesimlerin ısrarla olayın kapatılması ve üzerine gidilmemesi noktasında ısrarları vardır. İnsan burada sormadan edemiyor, niçin empati yapılmıyor, niçin vicdani değil de hissi davranışlar tercih ediliyor?..
Toprağa düşen bedenlerin yakınlarının beklentilerine cevap yerine bu insanların seslerinin kesilmesi lazım diyerek haklarını aramalarına gösterilen tepkilere ve bu insanların niçin bağırır, niçin ağladıklarına bir cevap bulunmaması toplumsal yarayı daha da derinleştirmektedir.
Bu insanlar, Hak ve adaletin yerini bulması, suçluların cezalandırılmaları için bağırırlar. İnsanlıktan uzaklaşan vicdanlardaki mesafe uzaklığını aşmak, saltanat sevdalılığına kapılmış vicdanları uyarmak için bağırır o da yetmezse haykırırlar.
Niçin ağlarlar? Yürekleri yandığı için, kimisi yavrusunu, kimisi sevgilisini, kimisi babasını, kimisi kardeşini kısacası en yakınlarını kaybettiklerinden dolayı bağırıp ağlıyorlar.
Bazen de haksızlığa uğrayan biri hakkını aradığı için bireysel adalet talebinde bulunduğu için, sistemin rantından istifade edenler açısından adalet talebinde bulunduklarından dolayı fanatiktir o, ortalığı karıştırıcıdır, huzuru bozandır çünkü adalet sadece elitist kendileri için olması lazım.
Bireysel çıkarlara göre “Hak-Adalet” yerine değişken olan doğrularda bile adil olunmaması toplumdaki adalet dokusunu da etkilemektedir. “Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide:8)”
Herhangi bir iktidar döneminde bireysel anlamda sadece kendi çıkarlarını düşünen ve çıkarlar elde edebilen, kendisine rahat bir ortamı oluşturabilen biri için siyasal anlayışın adalete uyup uymaması çokta önemli olmayabilir. Ama vicdan sahibi olanlar her zaman her yerde yazarken, konuşurken “Adalet” ısrarla “Adalet” demek zorundadır!
Gücün arandığı ve oluşturulduğu yerde “Hak” ve “Adalet” olmaz.
Bağıran veya bağırdığı sanılan insan ne ister haklı olduğunun anlaşılması ve hakkının verilmesi, bunu sağlamak kime düşer istenilen hakların verilmesi noktasında olanların bağıranları bağırtmamak için “Hak ve Adalet üzere olmaları” kanaat sahiplerini üzerine düşende “Hakkın” ve “Adaletin” yerini bulması için çalışmak, çalışmak, çalışmak!...
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.
Abdulhelim ALMALI