Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Öte yandan, Filistin’in, “Birleşmiş Milletler’de bağımsız gözlemci devlet” olarak kabul edilmesinin üzerine koparılan fırtınalar dinmeden bu sefer Gazze’nin Ürdün’le bir konfederasyon oluşturması tartışılmaya başlandı. Bu tartışmaların kendisi bile, daha birkaç hafta önce “gözlemci devlet” olarak kabulün bağımsız (!) Filistin devleti için önemli bir adım olarak nitelendiren Katar ve Suudi Arabistan merkezli basının, nasıl bir iki yüzlük sergilediklerini ortaya çıkardı. Türkiye'nin Dış Politikasının Bir Yılı: Darlıklar Ve İhtiraslar
Türkiye, bölgedeki ve özellikle Suriye krizi karşısındaki tutumu 2011’de ne ise 2012’de de aynı şekilde tamamladı. 2011 yılı, Türkiye’nin Arap Baharı öncesi oluşturduğu, temel esası derin stratejiye dayanan ve komşularla sıfır sorun olarak ifade edilen dış politikada bütün hatlarıyla çöküş yılı oldu. Türkiye’nin 2012’de sürdürdüğü dış politikanın temel dayanağı, soğuk savaş döneminde oluşan ve şimdi İslamcı AKP’nin siyasetinde vücut bulan NATO stratejisi üzerine oturmaktadır.
Türkiye geçen yıl, bölgedeki her ülkenin kendi içindeki çatışmaların daha fazla etkisine girdi. Suriye krizi Türkiye bakımından sadece Irak, Rusya, İran ve hatta Lübnan’dan oluşan diğer kampla çatışmayı kapsamaktadır.
Türkiye, “hangi durumda olursa olsun Suriye iktidarının ülkede, gelecekteki muhtemel bir çözümde yeri olmadığı” şiarını taşımaya devam etti. Bu yaklaşımın sonucu, Suriye muhalefetinin iktidarla görüşmeye yönelik bütün girişimleri reddetmesi olarak yansıdı. Suriye muhalefetine açık lojistik desteğine devam eden Türkiye, sınırını İsyancıların koridoruna çevirdi.
Türkiye kendisine düşman olan güçleri çözmeye çalıştı. Bölgede ittifak kurma çalışmalarında, Irak’ın birliğine engel olan ve Maliki hükümetinin Suriye rejimini desteklemesini kolaylaştıran, Irak’taki bölgesel Kürt yönetimi önden gitti. Ayrıca Irak yargısı tarafından idama mahkûm edilen devlet başkanı yardımcısı Tarık Al Haşimi’yi kucakladı. Haşimi, Irak’taki iç cephenin ısınmasının başlangıcının işareti olan Anbar ve Ramadi’de Sünni cephesinin Maliki hükümetine karşı gösterilerin düzenlemesinde önayak oldu. Bu gösteriler temelde Ankara’nın Irak’ı, Suriye iktidarının yıkılması, sonrasında Suriye’yi ve İran’ı destekleyen Maliki hükümetinin düşürülmesi politikasına yöneltmeyi amaçlamaktadır.
Türkiye Suriye rejimini devirmeye yönelik bütün uluslararası girişimlere katkıda bulunmasına rağmen gelişmeler; Mısır, Suudi Arabistan ve Katar gibi bölgesel güç olmasında ters tepti. Suriye ulusal koalisyonunun Doha’da oluşturulması, “ulusal meclisin” ebeveyini olan Türkiye’nin ayaklarının altındaki halının çekilmesidir.
Gazze olayları, Türkiye dış politikasının ulaşmak istediği düzen kurucu bölgesel bir oyuncu olması ve özellikle yeni Ortadoğu’da lider ülke olması hedeflerin de Dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 27 Nisanda parlamento konuşmasında ifade ettiği gibi başarısız olduğunun bir göstergesidir.
Şüphesiz ki Suriye krizi Türkiye’ye güvenlik sorunlarını kapsayan büyük riskler getirdi. 2012’de PKK, ülke içinde eylemlerini arttırdı. Kuzey Suriye’de Kürt realitesinin ortaya çıkmasını Ankara bir tehdit olarak gördü. Resmi konuşmalarda Suriye ve bölgeyle ilgili olarak ulusal ve mezhepsel konuşmaların yüksek tonla ifade edilmesi, ülkede Aleviler ve Sünniler arasında mezhepsel tıkanıklığın artması, Kürtlerle gerginlik olarak yansıdı. Türkiye, Suriye’ye sınır olan kentlerinin ekonomileri Suriye olaylarının etkilerinden de kaçamadı.
Aynı zamanda Türkiye, kendi topraklarından giren silahlı gurupların İran’da mukaddes yerleri ziyaret eden on Lübnanlının kaçırılmasının etkisinden de kurtulamaz. Bu dosyada Ankara gevşek durdukça ve ciddi adım atmadıkça her türlü ihtimale açık olacaktır.
Türkiye’nin temel amacı hala, kendisinin bölgesel büyük zaferinin gerçekleştirmesinin önünde ki engel olarak algıladığı Suriye iktidarının düşmesidir. Sonrasında atacağı adımlar Irak’a uzanmak, devamında İran’ı zayıflatmak ve ona karşı İsrail ve Amerikan darbesini yönetmek olacaktır. Ve bunun yanı sıra, Suriye iktidarının İran nüfusunun halkası olan Hizbullah’ın düşürülmesidir. Bu şekilde Rusya’nın engellenmesi, acele bir şekilde topraklarına girilmesidir. Bu ihtiraslar İsrail’e, NATO’ya ve Batıya hizmet etmektedir. Diğer yandan mezhepsel çatışmaları bölgede kışkırtmak bölgeyi, mezhepsel katliamların gerçekleştiği bir alana dönüştürecektir.
Muhammed Nureddin/ Assafir Lübnan