Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- New York Times gazetesine göre Amerika’nın Afganistan’daki Askeri Kuvvetleri Komutanı General John Allen, Amerikan Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı, Pentagon’a, 2014 yılı sonunda NATO’ya ait “savaş birliklerinin” çekilmesi sonrası döneme ilişkin üç seçenekli bir plan sunmuştur. Seçeneklerden birisi Afganistan’da kalacak olan Amerikan birliğinde görev yapacak asker sayının 6 bin olması, diğer bir seçenekte 10 bin, üçüncüsünde ise 20 binlik bir askeri kuvveti öngörmektedir.
Amerikan Savunmasında görevli adı açıklanmayan yetkililerinden yapılan açıklamaya göre Pentagon’a sunulan üç opsiyonlu bu plan ile esas olarak, NATO birliklerinin çekilme sonrası süreçte direnişçileri kovalayacak “Özel Kuvvetler Komando Birliğinin” Afganistan’da kalması amaçlanmıştır. Amerikan ilave kuvvet birlikleri, Hava Kuvvetlerinden sağlanacak destek, lojistik ve eğitim hizmetleri marifetiyle Afgan Güvenlik Kuvvetlerine destek olarak kullanılacaktır.
Bütün bu faaliyetler “terörizme karşı mücadele” etme bahanesiyle meşrulaştırılmaktadır. İşin doğrusu, Afganistan coğrafyası, on iki yıldan fazla bir zamandan beri kanlı ve amansız bir savaşın sahnelendiği bir bölge olup, Amerikan nüfuzunu tesis etmek ve Amerikan kuvvetlerinin bu coğrafyada kalmasını sağlamak üzere bir operasyon alanı olarak kullanılmıştır. Komşu Pakistan’a uzaktan kumandalı insansız hava araçları saldırıları yoğunlaştırılarak, Başkan Obama Yönetimi tarafından bölgedeki anlaşmazlık konuları önceden “Afganistan-Pakistan savaşı” şekline dönüştürülmüştür. Afganistan’ın konumu, ABD’nin Orta Asya Cumhuriyetlerinde kurguladığı düzen ve entrikalarında ön karakol görevini gördüğü gibi, Pentagon tarafından İran’a karşı savaş açmak üzere öne sürülen emperyalist projelerde de kilit bir unsur olmaktadır.
Sömürge Valisi Karzai
AFGANİSTAN coğrafyasını ABD’nin yarı-sömürgesi durumunda tutma hali, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai rejiminin Amerika’ya satılmış olduğu düşüncesinin haklı olduğuna işaret etmektedir. Gece baskınları düzenlemesi ve kitlesel katliamlar yapmasıyla tanınan Amerikan Özel Kuvvetlerine mensup askerlerden meydana gelen önemli bir askeri birliğin bölgede kalmasının esas nedeni bölgedeki yabancı askeri kuvvet varlığına kararlı bir şekilde karşı çıkan insanlar üzerinde terör estirmek ve bu insanların boyun eğmesi için gözdağı vermektir. Mavi-yeşil olarak adlandırılan Afgan polis ve askeri güçleri arasında bazı neferlerin yabancı askeri birliklerine karşı silah doğrultma olaylarında artış olması ABD’nin bölgedeki askeri varlığına öfkenin ve düşmanlık duygusunun artığına işaret etmektedir.
ABD’nin bölgedeki Askeri Kuvvetler Komutanı General John Allen’in önerileri Obama ile Hamit Karzai arasında bu hafta (bu ayın ilk haftası) Washington’da yapılan görüşmelerde Amerikan askeri birliklerinin 2014 yılından sonra Afganistan’da kalması konusuna esas teşkil etmiştir. Medya organlarında yer aldığı şekliyle, taraflar arasında yapılan görüşme her iki egemen devletin yöneticileri sıfatıyla kayda alınmıştır. Bu durum, aslında, gerçekliğin absürtlüğü olup, çok kaba bir şekilde çarpıtılması anlamına gelmektedir.
Hamit Karzai ve yönetimi bütün varlığıyla Washington’a bağımlı olup, ülke ekonomisi de uluslararası yardımlar sayesinde ayakta durmaktadır. Afganistan Güvenlik Güçleri ABD ve müttefik devletleri tarafından çalıştırılıp, maaşları ödenmektedir. Gelecekleri konusunda yabancı güçlere bel bağlamışlardır. Pentagon’un en son yaptırdığı bir araştırmaya göre Afganistan güvenlik birliklerinden yalnızca 23’ünün bağımsız hareket etme kabiliyetine sahip olduğu görülmektedir.
Obama yönetimi Amerikan askeri birlikleri ve personelinin 2014 yılından sonraki dönemde Afganistan anayasasına göre yargı dokunulmazlığından faydalanması gerektiği konusu üzerinde ısrar etmektedir. ABD yetkilileri Afganistan’da daimi askeri üsleri muhafaza etme niyetinde olmadıklarını kamuoyuna beyan etmiş olmalarına rağmen, Amerikan askeri birliklerinin mutlak bir özgürlük içersinde faaliyette bulundukları birleşik tesisler Pentagon’un bu yöndeki ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde düzenlenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri ve müttefiki ülkeler, bölgedeki kukla rejimin konumunu güçlendirmeden, kendi çıkarları doğrultusunda hizmet verecek Afgan ordusunun masraflarını ödemeye zaten hazırdırlar.
Afganistan 21.yüzyıl neokolonyalizmin deneme sahası olmuştur. Washington yönetimi bir yandan ekonomik ve stratejik hegemonyasını Ortadoğu ve Orta Asya’nın enerji zengini bölgelerine yaymaya çalışırken, Afganistan’ın işgal edilme operasyonu, ABD’nin Irak, Libya ve günümüzde Suriye’de yürütülen operasyonlarına model teşkil etmiştir.
Amerikan Ordusu ve istihbarat örgütleri kolonyal güçlerine karşı duran bölge insanlarını sindirmek, terör estirmek ve bir cinayetle ortadan kaldırmak, paralı asker ve yöresel iş birlikçi tutmak, bölgedeki kabile ve etnik gruplar arasındaki rekabeti maniple etmek, tarafları harekete geçirmek, yönetimleri arzuladıkları yönde çalışacakları şekilde uysal hale getirmek üzere planlar yapmışlardır. Teknoloji seviyesi modern olabilir, ancak, uygulanmakta olan teknik yöntemler, garip bir şekilde, 19.yüzyıl Avrupa kolonyalizmine benzemektedir.
Afganistan'da Terörist, Libya'da Özgürlük Savaşçısı
ABD’nin ilk başlarda Afganistan’ı istila etmesine bahane teşkil eden “terörizme karşı mücadele” operasyonları, Washington’un Libya’ya ve Suriye’ye müdahalesinin düzmece karakterini gün ortasında gözler önüne sermiştir. Pentagon yönetimi ve istihbarat örgütü CIA Suriye ve Libya hükümetlerini devirebilmek amacıyla, aralarında El-Kaide militanları da olmak üzere, Sünni İslamcı milislerin desteğini almayı tasarlamıştır. Operasyonların finansmanı ve kullanılacak silahlar, çoğu zaman, ABD’nin Basra Körfezindeki müttefikleri olan Suudi Arabistan ve Körfez Devletlerinin despotik yönetimlerinden sağlanmıştır.
Afganistan’daki durum, ABD’nin Ortadoğu’ya “demokrasi” getirme iddialarını açıkça yalanlamaktadır. Ortadoğu ülkelerinde yapılan seçimlere hile karıştırılmıştır. Afganistan Parlamentosu, savaş baronlarının ve halkın iradesine rağmen göreve getirilen askeri şeflerin de dahil olduğu, Amerikan yanlısı icraatlarda bulunan bir kurtlar sofrasıdır. Günün birinde, Afganistan’daki askeri işgal konusunda, halkın özgür iradesiyle bir referandum yapılması halinde, ezici bir çoğunlukla işgale hayır sonucu çakacaktır. İşte bu durum, ABD’nin Trablus ve Şam’da tesis etmeye çalıştığı demokrasi faaliyetlerine model olmaktadır.
Neokolonyalizmin ve militarizmin her yerde patlak vermesinin itici gücü kapitalizmin meydana gelen küresel krizinin dayanılmaz hal alması olmuştur.
Obama yönetimi, kendi ülkesinde çalışan emekçi kesimlerine karşı ulusal düzeyde savaş açma çabasına rağmen, Washington’un Avrupalı ve özellikle Çin başta olmak üzere, Asyalı rakip devletleri karşısında Amerika’nın dünya üzerindeki hegemonyasını konsolide etmede umutsuzluk hali yaşanmaktadır. Bu durumda çıkarılabilecek sonuç, büyük güçler arasında tansiyonun yükselme ve felaketle sonuçlanabilecek küresel çatışmaların baş gösterme riskinin artması olacaktır. Savaş karşıtı gerçek bir hareketin geliştirilmesi, hegemonik sistemin de çıkarına olan, savaşın, militarizmin ve neokolonyalizmin altında yatan gerçek nedenleri ortaya çıkaran bir perspektif sunmanın temelini oluşturmaktan geçmektedir. Geçirdiğimiz on yıllık süre kapitalist yönetim ve partileri iktidara getirmenin beyhudeliğini göstermiştir.
Peter Symonds