Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Beyaz tenli patronlar, esmer renklı işciler, siyah renkli köleler. Hz. Adem ve Havva’yı inkar edercesine farklı insanın nesilleriymiş gibi baktılar kendilerinden farklı olanlara. Tenlerin rengine göre davrandılar hz. Adem’in bahtsız torunlarına; teninin rengi koyulaştıkca zülmün şiddeti de o oranda artıyordu.
İnsanın insana acımasızca yaptığı bu zülümleri dile getirmek bile insan olarak insanı utandırıyor. İnsan olmayan bir varlık insanın bu zülümlerini sıralayıp saysa sanırım insanlıktan nasibini almış birisi utancından kahr olurdu herhalde.
Her halukarda hz. Adem’in çocukları bir şekilde zülüm görmüşler yaşadıkları dönemlerde hem de kendi cinslerinden olan zorbalar tarafından. Ama bir zümre var ki sanki öldürülmeleri gerekiyormuş gibi davranıldı onlara, en basit bahanelerle hep katledildiler.
Ne renklerine bakıldı ne de ırklarına; varlıkları birilerini rahatsız ettiği için olacak ki, hz. Adem’in nesli değilmiş gibi kurbangahlara götürülüyorlar.
İsimleri birilerinin kanına dokunuyormuş gibi adlarının duyulduğu yerde katliam edilmelerine fetva veriliyor.
Katledildikce dirilen, dirildikçe şehadete susayan, susadıkca şehadet şerbetiyle sirab olan birileri var dünyada, dünyanın seyrini ve kaderini belirliyorlar.
Kimden mi bahs ediyoruz?....
İnancı Firavun’a uymadığı için öldürülmek istenen, Musa’ya benzeyerek dimdik duruşu sergileyen ve zamanın Firavunlarına korkulu rüyalar yaşatanlardan,
Nemrut putunu kıran İbrahim gibi zamanın putlarını kırmaya azmetmişlerden, şeytanın hakim kıldığı; servet, şehvet, kudret putlarını teker teker yere sermeye yemin etmiş zamanın İbrahimlerinden,
Ebucehlin cehaletini, cahiliyetin zülmetini ilahi nurla yok eden Muhammedi sireti taklid edenlerden,
Nifak ve hile maskesinin arkasına saklanan Muaviye’nin şeytanlıklarını su yüzüne çıkaran Haydar’ın Şiilerinden.
Evet ! tarih boyunca hiçbir kavim, hiçbir inanç mensubu, hiçbir ırk, hiçbir millet tarihdeki adıyla hz. İbrahimin takipcisi, Hz. Musa’nın yareni, hz. Muhammed’in sadık mümini ve günümüz ismiyle Ali Şiiası kadar zülüm ve katliama maruz kalmamıştır.
Tarih boyunca tevhid’ın bayrakdarlığını yapmış, zorbalar zahirde iktidarı elde bulundursalar da iman ve inanç, ahlak ve maneviyat, ilim ve irfan alemdarlığını üstlenmişler.
Tevhid inancını canlarıyla, kanlarıyla savunmuş ve günümüze kadar canlı getirmişlerdir.
Günümüzde bu bayraktarlıklarına bir yenisini daha eklediler “siyasi önderlik”, İslam’ın siyasi duruşunu sergiliyorlar. Zorba tağuti güçlerin karşısında bir misyon üstlenmişler; zülme, sömürüye, baskıya, diktaya karşı.
Emperyalist ve siyonistler buna tahammül edemezlerdi elbet. Bunun için öldürülmeleri gerekiyor, katliam edilmeleri gerekiyor, yok edilmeleri gerekiyor.
Öldürün şu Şiileri! Zira Firavun’un ilahlığına karşı geliyor, Nemrut putunu kırıyorlar İbrahim gibi.
Öldürün şu Şiileri! Zira Hz. Muhammed Mustafa gibi ilahi nurla cehaleti yok etmeye çalışıyorlar.
Öldürün şu Şiileri! Zira Muaviyelerin karşısına dikilmiş, dünyayı temizlemek istiyorlar Yezidi zihniyetten.
Öldürün şu Şiileri! Zira emperyalist ve siyonistlere “evet” demiyorlar, batı ve doğunun süper güçlerine teslim olmuyorlar.
Evet!
Öldürün Şiileri ! Ama unutmayın! öldürdükce çoğalacak sayıları, korkularınıza korkular salacak, rüyalarınızı kabuslara çevirecek çoğalmaları.
Öldürün Şiileri! Ama unutmayın! kızıl kanlarına boyanarak, şehadet şerbeti içtikce yeni laleler yeşertecek onların kanları.
Öldürün Şiiler! Ama unutmayın! onların şehadeti uyandıracak uyuttuğunuz milletleri.
Öldürün Şiileri! Çünkü artık sığmıyor yüce ruhları küçük bedenlerine, Rabblerine kavuşmanın aşkı sizin dünyanızdan göçmeye sevk ediyor onları.
Zira onlar İbrahim’in varisleridir, İbrahim korkmamıştı Nemrut’un ateşinde yanmaktan, Rabbi kucak açmıştı gülistanla Halilullahına.
Zira onlar Musa'nın varisleridir, Musa korkmamıştı Nil’de boğulmaktan, Rabbi aman vermişti denizi yararak.
Zira onlar Muhammed Mustafa’nin varisleridir, şehadetleriyle miraca çıkmayı arzulamaktalar.
Zira onlar Aliyyi Murtaza’nın varisleridir, mihrapta şehadet arzusuyla dururlar ibadete.
Ölüme meydan okuyorlar, canlarını canana teslim etmek için yarışıyorlar adeta. Ne ölümden korkuları var, ne de sizin görkemli saltanatlarınızdan.
Hidayet güneşi doğacak elbet yakında, Allahın izniyle...
Abdullah Özgür