3 Haziran 2013 - 19:30
40 Maddede Biz Caferi-Şiiler… (1)

1- Caferiler, günümüz Müslümanlarının büyük bir bölümünü oluşturmaktadırlar. Sayıları yaklaşık olarak Müslümanların dörtte birine tekabül etmektedir. Onların tarihi kökleri sadr-ı İslam’a dayanır. Yüce Allah’ın Beyyine Suresindeki, “İnanıp iyi işler yapanlar da halkın en hayırlısıdır.” ayeti indiği gün Resulullah (s.a.a) sahabenin de bulunduğu bir sırada elini Ali bin Ebu Talibin (a.s) omzuna koyarak şöyle buyurdu: “Ey Ali! Halkın en hayırlıları sen ve senin Şiilerindir.” Örnek olarak bk. Taberi Tefsiri (Camiu’l-Beyan), Allame Siyutî Şafii’nin ed-Dürrü’l-Mensur’u, Alusî Bağdadî Şafii’nin Ruhu’l-Meani tefsiri, bu ayetin tefsiri. Bu olaydan sonra fıkhını İmam Cafer-i Sadık’a dayandıran bu toplum “Şia” olarak isimlendirildi...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 2- Caferiler yoğun bir şekilde İran, Irak, Pakistan, Afganistan ve Hindistan bölgelerine yerleşmişlerdir. Büyük sayıda körfez ülkelerinde, Türkiye, Suriye, Lübnan, Rusya ve Rusya’dan ayrılan cumhuriyetlerde, İngiltere, Almanya, Fransa gibi Avrupa ülkelerinde Amerika ve Afrika ülkelerinde ve Doğu Asya’da yaşamaktadırlar. Bu ülkelerde onlara ait camiler, bilimsel, kültürel ve sosyal merkezler bulunmaktadır.

3- Caferî Şiiler farklı etnik toplumlardan, farklı ırklar, diller ve renklerden oluşmaktalar. Onlar her yerde diğer mezheplerden olan Müslüman kardeşleriyle sevgi ve barış içerisinde yaşamakta ve yüce Allah’ın “Müminler kesinlikle kardeştirler”[1] ve yine “İyilik ve takvâ üzeri-nde yardımlaşın”[2] buyruğundan ilham alarak ve peygamber efendimizin (s.a.a), “Müminler diğerleri karşısında tek bir eldirler”[3] ve yine, “Müminler tek bir vücutturlar”[4] şeklindeki buyruğuna sarılarak her alanda diğer kardeşleriyle samimiyet ve ihlasla yardımlaşmaktadırlar.

4- Caferî Şiilerin İslam tarihi boyunca İslam dinini ve aziz İslam ümmetini savunma konusunda saygıya şayan ve yüce bir konumları vardır. Nitekim İslam medeniyetine hizmet eden yönetim ve devletler kurmuş, Kur’an tefsiri, hadis, akaid, fıkıh, usul, ahlak, diraye, rical, felsefe, vaaz, devlet yönetimi, sosyal konular, lügat ve edebiyat, hatta tıp, fizik, kimya, riyaziyat, astronomi ve diğer bilimlerde küçük büyük yüz binlerce eser sunarak İslam kültürünün zenginleşmesi hususunda etkili olan alim ve düşünürler yetiştirmişler. Onların birçok bilim alanında müessese ve kuruluşları vardır. (bk. Sadr’ın, Te’sisu’ş-Şia Li Ulumi’l-İslami kitabı; Aga Bozorg’un 29 ciltlik ez-Zariat-u İla Tesanifi’ş-Şia kitabı; Efendi’nin Keşfu’z-Zunun kitabı, Kuhale’nin Mu’cemu’l-Müellifin kitabı, Seyyid Muhsin Eminî el-Amilî’nin A’yanu’ş-Şia adlı kitabı ve diğer kaynaklar).

5- Caferî Şiiler tek ve ihtiyaçsız, doğmamış ve doğrulmamış, hiçbir şey kendisine denk olmayan Allah’a inanıyor, Allah’ı cismi ve yönü olma, mekan ve zamanla sınırlandırılma, yine değişime uğrama, hareket, yükselme, alçalma ve bunun gibi O’nun azamet ve yüceliği ile bağdaşmayan şeylerden tenzih ediyor, Allah’ın zatını, cemal ve kemalini takdis ediyorlar.

Ve yine O’ndan başka mabud olmadığına, hüküm ve yasama hakkının O’na mahsus olduğuna ve başkasının bunda etkisi olmadığına  ve yine ister gizli olsun, ister açık şirkin tüm çeşit ve renkleriyle büyük bir zulüm ve bağışlanmayacak bir günah olduğuna inanıyorlar.

Bütün bunları, aziz Kur’an’dan ve kaynağı ne olursa olsun sahih sünnet-i şerifle desteklenen akl-ı selimden alıyorlar.

İnanç konularını Tevrat ve İncil’den kaynaklanan israiliyattan, Allah’ı beşer suretinde tasvir eden ve mahluka benzeten Mecusilerden almıyorlar. Ve yine Allah’ın zulüm, haksızlık, boş ve abes işlerden münezzeh ve yüce olduğuna inanıyorlar.

Ayrıca mutlak olarak masum ve tertemiz olan peygamberlere büyük günah ve çirkin şeylerin nispet verilmesine karşıdırlar.

6- Onlar Allah Teala’nın adil ve hikmet sahibi olduğuna, her şeyi adalet ve hikmetle yarattığına, ister canlı olsun, ister bitki, ister hayvan olsun ister insan, ister gök olsun ister yer hiç bir şeyi abes ve boşuna yaratmadığına inanırlar. Çünkü abeslik ve boşluk adalet ve hikmetle çelişmektedir; bu ise bütün kemalleri Allah için ispatlayan ilahlıkla bağdaşmaz; O bütün noksalıklardan münezzehtir.

7-  Ve yine Şiiler Allah’ın insanları yeryüzüne yerleştirdiği günden itibaren kendi adalet ve hikmetiyle onları hidayet etmeleri, yüce kemalata ulaşmalarına yardımcı olmaları, onları cennete götürecek ve Allah’ın rahmet ve rızasına layık edecek itaate yönlendirmeleri için masum olan ve vahiy kanalıyla Allah tarafından kendilerine geniş ilim verilen peygamber ve elçiler gönderdiğine inanırlar.

Ve bu peygamber ve elçilerin ya Adem, Nuh, İbrahim, İsa, Musa gibi isimleri Kur’an’da açıkladığına ya da isim ve yaşamları sünnet-i şerifte belirtildiğine inanırlar.

8- Ve yine onlar Allah’a itaat eden, O’nun emirlerini yerine getiren, hayatın çeşitli alanlarında O’nun kanunlarına uyan herkesin saadet ve kurtuluşa ereceğine, sevap ve övgüyü hak edeceğine, Allah Teala’ya karşı günah işleyen kimsenin de hüsrana uğrayıp helak olacağına, kınama ve azabı hakkedeceğine inanırlar.

Ve onlar cezalandırma ve sevap mahallinin kıyamet günü olduğuna, hesap, mizan, cennet ve cehennemin kabir ve berzah alemine intikal ettikten sonra kıyamet gününde olacağına inanırlar. Ancak kıyameti inkar edenlerin ileri sürdükleri tenasüh ve reenkarnasyon Kur’an-ı Kerim ve Resulullah’ın (s.a.a) tertemiz sünnetini yalanlamayı gerektirdiği için Şiiler açısından reddedilir.

9- Caferî Şiiler, peygamberler ve elçilerin sonuncusu ve onların en faziletlisinin Hz. Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib (s.a.a) olduğuna[5] Allah’ın onu hem peygamberlikten önce ve hem de peygamberlikten sonra, hem tebliğ konusunda hem diğer şeylerde bütün hata ve sürçmelerden, büyük ve küçük günahlardan koruduğuna, sonsuza kadar beşer hayatına ışık tutması için ona Kur’an-ı Kerim’i indirdiğine, efendimizin de risaletini tebliğ ettiğine, sadakat ve ihlasla emaneti eda ettiğine, bu yolda canını ve malını ortaya koyduğuna inanırlar.

Şiiler Peygamber efendimizin (s.a.a) tarihi, kişiliği, yaşamı, özellikleri ve mucizeleri konusunda onlarca kitap sunmuştur İslam alemine. (bk. Şeyh Mufid’in İrşad kitabı, Tabersî’nin A’lamu’l-Vera bi-A’lami’l-Huda kitabı, Mec-lisî’nin Mevsu’at-u Bihari’l-Envar’ı ve son zamanlarda basılan Seyyid Muhsin Hatemi’nin Mevsu’atu’r-Reruli’l-Mustafa adlı eseri).

10- Şiiler Cebrail-i Emin aracılığıyla Resul-i Ekrem’e (s.a.a) nazil olan Kur’an-ı Kerim’in başta Ali b. Ebutalib olmak üzere sahabenin önde gelenlerinden bir grup tarafından Resulullah’ın (s.a.a) kendi hayatında, onun denetim ve kontrolünde, onun emir ve yönlendirmesiyle bir araya toplandığına; ashabın da onu ezberleyip yakin ettiklerine, harf, kelimelerini, sure ve ayetlerini saydıklarına, sonra onu nesilden nesle naklettiklerine inanırlar. Müslümanlar da gece-gündüz demeden, eksiltmeden ve artırmadan, tahrif etmeden ve değiştirme-den bütün gruplardan gelip Kur’an’ı efendimize okudular. Bu konuda Şianın uzunlu kısalı bir çok telif eseleri vardır. (bk. Zencani’nin Tarihu’l-Kur’an’ı, Muhammed Hadî Marifet’in et-Temdih-u Fi Ulumi’l-Kur’an’ı ve diğer eserler.)

11- Şiiler, Allah Resulü Hz. Muhammed’in (s.a.a) eceli yaklaşınca kendisinden sonra Müslümanların siyasi önderliğini üstlenmesi, onları irşat etmesi, sorunlarını çözmesi, onları eğitesi ve tezkiye etmesi için Ebutalib oğlu Ali’yi (a.s) Müslümanlara halife ve imam tayin ettiğine, efendimizin bunu Allah tarafından Gadir-i Hum diye bilinen yerde, hayatının son yılında, veda haccında kendisiyle beraber hac yapan ve sayıları -bazı rivayetlere göre- yüz binin üzerinde olan Müslümanların karşısında gerçekleştirdiğine ve bu konuda bir kaç ayetin nazil olduğuna inanırlar.[6]

Nitekim Peygamber efendimizin (s.a.a) insanlardan Ali’nin (a.s) elini sıkarak ona biat etmelerini istemiş, bunun üzerine başta muhacirler, ensar ve sahabenin önde gelenleri olmak üzere oradakiler gelerek Ali’ye (a.s) biat etmişler. (bk. Allame Eminî’nin el-Gadir kitabı, birkaç İslam tarihi ve tefsirlerden naklen).

12- Caferî Şiiler, peygamberimiz Hz. Muhammed’den (s.a.a) sonra onun yerine oturacak olan imamın Peygam-berimizin (s.a.a) kendi hayatında üstlendiği önderlik, insanları hidayet etme, terbiye ve talim, hükümlerin beyanı, insanların fikri sorunlarının halli ve önemli toplumsal sorunların çözüm gibi şeyleri üstlenmesi ve böylece ümmeti güvenlik sahiline götürebilmesi için insanların ona güven duyması gerektiğine inanırlar. Onun vahyi alma hariç Peygamberimizin (s.a.a) bütün yetki ve sorumluluklarına sahip olduğu için masumiyet ve geniş ilme sahip olmak gibi sıfat ve hallerde de Peygambe-rimizle aynı özelliğe sahip olduğunu savunurlar.

Peygamberlik Abdullah oğlu Muhammed’le (s.a.a) sona erdiği için Resulullah’ın (s.a.a) halifesi olan imam vahi almaz. O, peygamber ve resullerin sonuncusudur; getirdiği din son din, şeriatı son şeriat, kitabı son kitaptır. Ondan sonra ne bir peygamber, ne bir din, ne de bir şeriat gelecektir. (Bu konuda Şia mektebinde hacim ve üslup bakımından çok sayıda telif eserleri vardır.)

13- Caferî Şiiler, ümmetin reşid bir öndere ve masum bir lidere olan ihtiyacını temin etmek için, Resulullah’tan (s.a.a) sonra sadece Ali’nin (a.s) hilafet ve imamete atanmasının yererli olmadığına, bilakis, bu önderlik halkalarının İslam’ın köklerinin sağlamlaşması, şeriatın temelinin korunması, kanun ve kurallarının bütün ilahi dinleri ve bütün Rabbani düzenleri tehdit eden tehlikelerden güvende olması için uzun müddet devam etmesi gerektiğine inanıyorlar. Onun için çeşitli zaman dilimlerinde ve farklı şartlar altında bir takım imamlar gelerek İslam ümmetinin karşılaşacağı bütün durumlara uygun programlar sunmalı ve pratik örnekler sergilemelidirler.

14- Şiiler, peygamberimiz Muhammed b. Abdullah’ın -Allah’ın salat ve selamı onun ve Ehl-i Beytinin üzerine olsun- bu yüce hikmet ve sebepten dolayı Allah’ın emri ile Hz. Ali’den (a.s) sonra Buhari ve Müslim’in Sahihlerinde isim ve özellikleri açıklanmadan muhtelif lafızlarla sayılarına ve kabilelerine -Kureyş- değinilen on bir imam tayin ettiğine, onların Ali (a.s) ile birlikte on iki İmam olduklarına inanıyorlar.

Nitekim Buharî ve Müslim şöyle rivayet etmekteler: "Tamamı Kureyş'ten olan (veya bazı kitaplarda kaydedildiği üzere Haşimoğul-larından olan) on iki önder veya halife gelinceye kadar din, sapasağlam / dipdiri kalacaktır." (Sihah-i Sitte’nin dışında fazilet, menakıb, şiir ve edebiyat kitaplarında bu on iki imamın isimleri belirtilmiştir).

Bu hadisler her ne kadar Ali (a.s) ve onun soyundan gelen on bir imamın isimlerini apaçık bir şekilde beyan etmese de Şiilerin inandığı on iki imamdan başkasıyla bağ-daşmaz. Bunun, Şiilerin inancı dışında doğru bir tefsiri yoktur.  (bk. Hulefau’n-Nebi, -Hairi Bahranî-)

15- Caferiler On İki İmamın şunları olduğuna inanıyorlar:

1-   İmam Ali İbn Ebutalib (Peygamberimizin -s.a.a- amcası oğlu ve kızı Hz. Zehra’nın -s.a- kocası).

2 ve 3- İmam Hasan ve İmam Hüseyin (Resulullah’ın -s.a.a- torunları ve Ali ile Fatıma’nın oğulları.)

4- İmam Zeynülabidin Ali b. Hüeyin (Seccad).

5- İmam Muhammed b. Ali (Bâkır).

6- İmam Cafer b. Muhammed (Sadık).

7- İmam Musa b. Cafer (Kâzım).

8- İmam Ali b. Musa (Rıza).

9- İmam Muhammed b. Ali (Taki).

10- İmam Ali b. Muhammed (Naki).

11- İmam Hasan b. Ali (Askerî).

12- İmam Muhammed b. Hasan (vaat edilen Mehdi-i Muntazar).[7]

Bunlar masum olmaları, hata ve günahtan temizlenmiş olmaları ve dedeleri Resulullah’tan (s.a.a) miras aldıkları engin ilimleri nedeniyle Peygamberimiz Hz. Muhamme-d’in (s.a.a) Allah Teala’nın emriyle İslam ümmeti üzerine önder ve imam olarak tayin ettiği Ehl-i Beyt’tir. Allah Teala, “De ki: "Ben bu tebliğime karşı sizden yakın-larımı sevmenizden başka hiçbir ücret istemiyorum."[8] Ve yine, “Ey inananlar, Allah'tan korkun ve doğru-larla beraber olun.”[9] buyruğu gereğince onları sevmeyi ve onlara itaat etmeyi emretmiştir bize. (bk. hadis ve tefsir kitapları, Sihah-i Sitte’den alınan ve iki mektepte müstakil olan faziletler)

16- Caferiler, ister sözlerinde olsun ister amellerinde, tarihte aleyhlerinde hiç bir günah ve sürçme kaydedilmeyen bu tertemiz imamların geniş ilimleriyle İslam ümmetine hizmet ettiklerine, derin marifetleriyle onların kültürlerini zenginleştirdiklerine, akait, şeriat, ahlak, adap, tefsir, tarih ve ilerisini görme alanında onlara doğru bakış açısı kazandırdıklarına, nitekim söz ve amelleriyle fazilet, ilim ve güzel ahlaklarını herkesin itiraf ettiği birçok fazilet ve üstünlük sahibi erkek ve kadınlar yetiştirdiklerine inanırlar.

Onların, her ne kadar -maalesef- siyasi önderlik makamından uzaklaştırıldı iseler de buna rağmen temel inanç ilkelerini ve din hükümlerini hatadan ve yanılgıdan koruyarak toplumsal ve fikrî risaletlerini en güzel şekilde yerine getirdiklerine inanırlar.

Eğer İslam ümmeti Allah Teala’nın emriyle Resulullah’ın (s.a.a) onlara verdiği siyasi önderliği yapmaları için onlara yer açsalardı Müslümanlar tam anlamıyla sadet, izzet ve azamete kavuşur, birlik ve beraberlik içerisinde olurlardı ve böylece onların arasında ihtilaf, kavga, parçalanma, çatışma, kan dökme, birbirini öldürme, zillet ve alçalmaya şahit olmazdık. (Bu konuda bk. Esed Haydar’ın 3 ciltlik el-İmamu’s-Sadık ve Mezahibu’l-Erbaa kitabı ve diğer kaynaklar)

17- Caferiler bundan dolayı ve akaid kitaplarında geçen çok sayıdaki nakli ve akli delilleri dikkate alarak Ehl-i Bety’i izlemenin ve onların yolunda hareket etmenin farz olduğuna inanmaktadırlar. Çünkü bu yolu ümmet için peygamber efendimiz çizmiş ve Sekaleyn hadisinde bu yolu izleyip ona bağlı kalmayı tavsiye ederek, “Ben sizin aranızda iki paha biçilmez emanet bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve itretim, Ehl-i Beytim. Bu ikisine sımsıkı sarıldığınız  müddetçe asla sapmazsınız” buyurmuştur. Nitekim bu hadisi İslam dininin bütün asırlarında Müslim kendi Sahih’inde ve diğerleri de kendi kitaplarında onlarca muhaddis ve ulemadan rivayet etmişlerdir. (bk. el-Ezher’in tasdik ettiği Vüşnevî’nin Hadis-i Sakaleyn Risalesi.)

Bu şekilde vasiyet ve halife seçimi geçmiş peygamber-lerde de yaygındı. (bk. Mesudî’nin İsbatu’l-Vasiyyet adlı kitabı ve her iki mektebin hadis, tefsir ve tarih kaynakları.)

18- Caferî Şiiler İslam ümmetinin -Allah aziz kılsın- küfür, sebbetme, birbirlerini suçlama, tehdit etme, fitne ve kargaşa çıkarmadan bu konuları araştırması ve incelemesi gerektiğine, bütün İslam fırkalarının ilmi toplantılarda bir araya gelerek samimiyet, ihlas sevgi ve kardeşlik içerisinde Caferi kardeşlerinin neler söylediklerini ve Allah’ın Kitabı, Resululla-h’ın (s.a.a) mütevatir ve sahih sünneti, akl-ı selim, tarihi belgeler, Resulullah (s.a.a) döneminde ve ondan sonra ümmetin siyasi ve içtimai önderliği ışığında inançlarını hangi delillerle ispatladıklarını incelemelidirler.

19- Caferî Şiiler sahabe ve Resul-i Ekrem’in (s.a.a) etrafında olan erkek ve kadınların İslam dinine hizmet ettiklerine, İslam’ın yayılması ve istikrarı yolunda canlarını feda ettiklerine, bu nedenle Müslümanların onlara saygı duyması, onların hizmetlerinin kadir ve kıymetinin bilinmesi ve onlardan razı olunması gerektiğine inanmaktadırlar.

Ancak bu da onların tümünün mutlak olarak adil oldu-ğu, onların bazı tutum ve girişimlerinin eleştirilemeyeceği anlamına gelmez. Çünkü onlar da beşerdirler; hata edebilecekleri gibi isabetli de olabilirler. Tarih onlardan bazılarının hatta peygamber efendimizin döneminde bile saptıklarını ortaya koymaktadır. Kur’an-ı Kerim de bazı sure ve ayetlerde, örneğin Münafikun, Ahzab, Hucurat, Tahrim, Fetih, Muhammed ve Tevbe Surelerinde bunu apaçık bir şekilde vurgulamaktadır.

Eleştirmeden maksat da bazılarını kafirlikle suçlamak değildir; çünkü iman ve küfrün ölçüsü apaçık belli ve daireleri gün ışığı gibi ortadadır. İman ve küfrün ölçüsü Allah’ın varlık ve birliğini, peygamberliği, namaz, oruç ve haccın farz oluşu, içki içmek, kumar oynamak ve benzeri şeylerin haram oluşu gibi dinin besbelli ve zaruriyatlarından birini kabul veya inkar etmektir.

Evet; küfretme ve sebbetmeden sakınmak ve kalemi korumak gerekir; nefsini temizleyen ve son peygamber Hz. Muhammed’in (s.a.a) siret ve sünnetine takipçisi olan Müslüman’a böyle bir davranış yakışmaz. Halbuki sahabenin çoğu salih, ıslah edici olup saygı ve sevgiye şayandır.

Müslümanların cerh ve ta’dil yapmaları ise Resulul-lah’ın (s.a.a) sahih ve güvenilir sünnetine ulaşmak içindir; çünkü bilindiği gibi birçok yalan ve iftiranın peygamber efendimize -Allah’ın selamı onun ve Ehl-i Beyt’inin üzerine olsun- nispet verilmiş ve efendimizin kendisi de bunun vuku bulacağını bildirmiştir. Nitekim Resulul-lah’tan (s.a.a) rivayet edilen sahih hadislerin uydurma ve iftira nitelikli hadislerden ayırt edilmesi için Siyutî, İbn Cevzî gibi iki mektebin uleması tarafından değerli kitaplar yazılmıştır.

Üstat Caferü'l Hadi

ABNA24.COM

..............................................................................................................

İLGİLİ HABERLER

40 Maddede Biz Caferi-Şiiler… (2)

[1] - Hucurat, 10.

[2] - Maide, 2.

[3] - Müsned-i Ahmed, c.1, s.215.

[4] - Buharî, Edeb kitabı, 27.

[5] - On İki İmam Şiileri Peygamber efendimize salat ve selam getirirken Resulullah’ın (s.a.a) emri gereğince onun isminin yanında Ehl-i Beyt’inin isimlerini de zikrederler; nitekim bunu bildiren rivayetler kütüb-i sitenin bazısında ve diğer kaynaklarda nakledilmiştir.

[6] - Bu konuda inen ayetler şunlardır: Tebliğ ayeti: Ey Elçi, Rabbinden sana indirileni duyur; eğer bunu yapmazsan, O'nun mesajını duyurmamış olursun. Allâh seni insanlardan korur. Doğrusu Allâh, kâfirler toplumunu hidayet etmez.” Maide, 67)

İkmal ayeti: Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, size ni'metimi tamamladım ve size din olarak İslâm'a râzı oldum.” Maide, 3)

Ve yine: “Bugün artık inkâr edenler, sizin dininiz(i yok etmek)den umudu kestiler. Onlardan korkmayın, benden korkun!” Maide, 3)

Ve şu ayet: “Bir soran, inecek azâbı sordu, kâfirler için, ki onu savacak yoktur.” Mearic, 3).

[7] - İster Arap olsun ister Acem, Şii olmayan edebiyatçılar On İki İmam’ın tümünün isimlerini sıraladıkları uzun uzadıya şiirler okumuşlardır. Bunlara örnek olarak Haskafi, İbn Tulun, Fazl b. Ruzbehan, Câmi, Attar Nişaburî, Mevlana’yı gösterebiliriz. Burada örnek olarak onlardan ikisinin şiirlerine değiniyoruz:

1- Hicri altıncı asrın ulemasından Hanefi Haskafî şöyle diyor:

Hasan’la Hüseyin gelir Haydar’dan sonra

Ali ile oğlu Muhammed gelir ondan sonra

Cafer-i Sadık ve Cafer’in oğlu Musa

Sonra Ali ve Seyyid diye çağrılan Rıza

Sonra oğlu Muhammed imamdır insanlara

Sonra Ali ve peşinden gelen oğlu Hasan

Son gelen seslenir: Muhammed İbn Hasan

İmamdır onlar; saygı duy imamlara

İsimleri neşe verir alemde insanlara

Onlar yüce Allah’ın hüccetidir kullara

Onlar yoldur; hepsi vesiledir Allah’a

Gündüzleri aç kalır oruç tutarlar yaratana

Geceleri rüku yapar, secde ederler Allah’a

2- Hici onuncu yılın ulemasından Şemsuddin Muhamed b. Tulun ise şiirinde şöyle der:

Sımsıkı sarılıver On İki İmamlara

Mustafa’nın Ehlibeyti o pâk insanlara

Ebu Turab, Hasan ve Hüseyin’e

Düşman olmak ayıptır Zeynülabidin’e

Sonra ilimleri yaran Muhammed Bakır’a

Yeryüzünde Cafer diye çağrılan Sadık’a

Oğlu Musa’ya ve onun oğlu Ali Rıza’ya

Rıza diye lakaplandır, yücedir onun kadri

Muhammed Taki’nin bayırdırlaşmış kalbi

Yayılmıştı aleme incisi Ali Naki’nin

Tertemiz adlandırılmış adı Hasan Askeri’nin

Zuhur eder sonra Mehdi’si âl-i Muhammed’in.

[8] - Şura, 23.

[9] - Tevbe, 119.

Ekler