1 Aralık 2013 - 20:30
Köleler ve Hürler

Allah’ın adıyla Arap dünyası şu günlerde İran İslam Cumhuriyeti’nin ABD ile nükleer konuda sınırlı uzlaşma sağlaması karşısında aklını yitirmiş deliler gibi dövünmektedir.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-  Suudi Arabistan “İran’a karşı savaş açması için İsrail’i destekliyoruz” derken, 4 mevsim Amerikan köle pazarının gözde cariyesi olan Katar ise bu gözdeliği kaybetmemek için Polyannacılık oynamaya karar vermiş gözüküyor. “Amerika-İran sınırlı uzlaşması sayesinde Amerika’nın siyasi dehasına bir kez daha şahit olduk. Amerika artık eskisi gibi milyon dolarlar harcamadan düşmanı olan İran’ı zayıflatmayı başarmıştır” demekle kendini avutma yoluna giden Katar, Amerika’nın bölgedeki finansörlüğünü de yaparak, bu sefer de Tunus Merkez Bankasına 500 milyon dolar yatırarak Tunus hükümetini Amerika’nın şeytan ekseninde tutmaya çalışmaktadır.

Bush’un “Vahşi Batı” modeline alışık olan ve Obama’nın son günlerde kendilerini terk ederek yeni maceralar peşinde koşmasına pek alınan bu Arap kölelerin içinde en biçare şekilde yüzüstü bırakılan şüphesiz Mısır’dır. Hadi Suudi Arabistan babadan zengin bir gözde cariyedir. Ama nafakasız ve kaderiyle tek başına bırakılan Mısır, ne zengindir ne de genç. Kızgınlığını Nasırcılığı ihya ederek göstermeye çalışan Mısır,  tutunmaya çalıştığı bu yeni politikanın önünde engel teşkil eden Amerika’nın devşirme kapıkulu Türkiye’ye sıfır müsamaha ile resti çektikten sonra Katar’a da bir hayli yüklenerek “Hadi Türkiye Arap bile değil, onunla tek ortak noktamız Ortadoğu bölgesinde bulunmasıdır. Ama Arap kimliği ile bağlarımızın olduğu Katar’ın bize karşı düşmanca tutumuna bir müddet daha sabır göstermeye çalışacağız” diyerek Amerika’nın yanında saf tutan Katar’a karşı tehditlerini savurarak kendince onu düelloya çağırmaktadır.

Şu bir gerçektir ki, Türkiye ağzıyla kuş tutsa dahi, Arapların bilinç altında her zaman “zorba” bir Osmanlı olarak yerini koruyacaktır. Çünkü Osmanlı döneminde Arapları adaletli bir şekilde yönettiği düşüncesi hala canlılığını koruyor. Atatürk’ün hilafeti yıkmasıyla birlikte Arapların tutundukları tek dal olan kanlı hilafet gömleğini giyinecek bir münafık daha kalmamıştır. Dolayısıyla, rant haline dönüştürdükleri bu mevkiyi yıkan Atatürk laikliğini benimsemiş bütün Türk hükümetlerine de kin duymuşlardır. Amerika kapitalizminin şiddetle desteklediği ılımlı Müslümanlık ve ondan devşirme Erdoğan’a ve ılımlıların ruhani lideri Gülen’e görünüşte sempati duyduklarını göstermeye çalışsalar da, hiç biri Abdülhamit kadar bu Arapların kalplerini fethedememiştir. Çünkü her ne kadar Abdülhamit de bir Osmanlı olsa da, Arapların Filistin davasında yapamadıkları şeyi yaptığı için, asırlardır Arapların vicdan azabı çekmelerine sebep olmuştur. Ama, Gülen ve Erdoğan gibileri, şeytan Amerika ekseninde tıpkı kendileri gibi cariye statüsünde oldukları için kirlenmiş olan vicdanlarını onların politikalarında görmektedirler. Bu da bu sözde muhafazakarlara karşı rekabet kinlerini sürekli depreştiren bir unsur olarak her iki ırk arasında sürekli med-cezirlerin yaşanmasına neden olacaktır.

Mısırlı generalimiz Sisi, Amerika’nın kendisini yüzüstü bırakmasının intikamını almak için bir taraftan Rusya ile sahte Nasırcılık oynarken, diğer taraftan faturalarını ödeyen Arabistan’a iaedeyi teşekkür yapmak için Bahreyn hükümeti eğer isterse askeri birliklerini seve seve Bahreyn’e göndereceğini açıklamış. Ee kimseye bedavaya lokma yok, Nasırcılık zor zanaat bu devirde! Hem Batı hegomanyasına karşı çıkan çakma Nasır ol, hem onun reddettiği krallık sisteminden karnını doyur. Aslında Mısırlıların bu tutarsızlık furyasını Mursi başlatmıştı ve henüz onun gibi tutarsız ve bukalemun bir başkanın skorunu henüz kimse geçememiştir.

 CNN muhabiri İranlı Amanpour, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Mursi ile yaptığı telefon görüşmesinde Mursi’ye başkan olduğu takdirde İsrail ile Mısır arasındaki anlaşmalara sadık kalıp kalmayacağını sorduğunda Mursi, nikahta yüksek sesle “EVET” i basan damatlara taş çıkartacak bir coşku ve hamasetle Mısırlı aksanının da kendine has edasıyla “OFKORS”(tabi ki) demişti de Aman Pour bile zühule uğramıştı. Woow!! demiştik hepimiz AmanPour'un yerine. Hem Müslümanım de, hem de her gün onlarca Filistinli’nin kanını akıtan işgalci bir zalimle yapılan anlaşmayı bu kadar hevesle devam ettireceğini “OFKORS”la! Diyeceğim şu ki, şu Arapların dindarları, laikleri, liberalleri, radikalleri, ılımlıları, kapitalistleri ve sosyalistleri aslında hepsi tek bir şeye hizmet ediyorlar: SÜPER GÜÇLERİN KÖLELİK SİSTEMİNE!

Bu liderler, bir yandan kölelik sistemine canı gönülden hizmet ederken, diğer yandan bu sistemin en gözdesi olmak için birbirlerini de satan gözü dönmüş dünya aşıkları haline gelmişlerdir. Gülen ve Erdoğan çekişmesine benzettiğim Suud ve İhvan çekişmesinin son durağı, ellerindeki kirli çamaşırları medyada paylaşmalarıdır. Gerçek şu ki, şimdiye kadar Kardavi hakkında burada ne paylaştıysam hepsini Suud kaynaklarından elde ettim. Şu bir zamanlar Nasır döneminde İhvanlara kucağını açarak gelişmelerine ve serpilmelerine yardım eden ve en büyük finansörleri olan Suudi Arabistan, kim derdi ki günün birinde Sünni dünyasının PAPA’sı olan İhvan menşeli Kardavi’yi yerden yere vuracak. Aynı Gülen-Erdoğan trajedisi yani.Tek farkı fiyatı! Ne fiyatı mı? Elbette Amerika’nın ilk köleye verdiği fiyat.

Suudi Arabistan’ın gazetesi el-Mecelle, Mursi ile birlikte İhvan dosyasına geniş yer vermiş ve her hafta mutlaka bir İhvan rezilliğini bizlerle paylaşmıştır. Son olarak, Amerika ile işbirliği yaparak Abdunnasır’ı devirmeye çalışan İhvanların, o tarihten itibaren tam anlamıyla Amerika’nın sadık dostları olduklarını belgelerle ispatlamıştır. Kardavi dosyasında ise şu cümlelere yer vermiştir: “ Sünnilerin PAPA’sı veya en büyük müctehidi sayılan Kardavi’nin siyasi aklı asla fıkhi aklıyla uyuşmaz. İhvan’ın müessisi ve ilk mürşidi Hasan el-Benna gibi o da bir çok tezatı kendisinde barındıran bir alimdir. Örneğin Kudüs’ü ziyaret ederek İsrail ile normalizasyon sinyallerini dünyaya vermiş ama aynı zamanda radikal Hamas’ı, İsrail ile normalizasyonu destekleyen Fetih’e karşı desteklemiştir. Bir yandan, "Müslümanlar Hıristiyan bir ülkede yaşasalar bile bulundukları ülkenin kanunlarına saygı duymaları gerekmektedir" fetvasını verirken, diğer yandan "Tevrattaki ve İncildeki hükümleri kanunlarında uygulamadıkları için Allah Ehli Kitab’a Kafir ve zalim hükmünü vermiştir. Acaba, Kuran’ı terk ederek kanunlarında uygulamayan Müslümanlara Allah’ın vereceği hüküm bundan daha az mı olmalıdır?” diyerek şaşkın bir tablo sergilemektedir. Görüldüğü gibi, siyasi Kardavi ile fıkhi Kardavi arasında dağlar kadar fark vardır. Asıl en endişe verici ise, siyasi Kardavi’nin bile durumdan duruma değişkenlik göstererek pragmatik davranmasıdır.”

Aslında Katar, Arap ülkeleri arasında en ucube ve en münafık yapıya sahip ülkelerdendir. Katar Emiri Şeyh Temim, bir yanda siyasi müsteşarı olarak Yahudi asıllı ve Knessset’in eski milletvekillerinden Azmi Beşşara’yı başdanışmanı olarak yanından ayırmazken, diğer yandan İhvanlı selefi Kardavi’yi resmi müftüsü ve şeyhülislamı olarak beslemektedir. Bu ve benzeri Sünni liderlerin kepazeliği, Muaviye’nin kepaziliğini geçmiştir vesselam!

Gelelim Türkiye kölesinin bu köleler dünyasında elde ettiği zaferlere...Suriye dosyasında başarılı olamayan Türkiye hükümeti, Amerika’nın “yeni yapılacaklar listesi” nin başında yer alan Irak dosyasına rücu ederek en azından bu dosyada kesin başarıyı hedeflemektedir. Amerika tarafından ona verilen görev, Irak Kürdistan bölgesiyle ilişkileri ilerleterek bu bölge ile Maliki hükümeti arasındaki kavgayı fitillemek  ve Kürdistan Devleti’nin kurulması için ön ayak olmaktır. Aslında bana göre bu hedefe ulaşmak için geriye sayım başladı gibi gözüküyor. Barzani dün ilk defa hava sahasını Türk uçaklarına kapatan Maliki’ye “beni kızdırmayın Kürt devletini ilan ederim haa” tehdidini savursa da aslında bu Kürt Devleti’nin ilan edilmesine oldukça yaklaşıldığının sinyalleridir. Çünkü her ne kadar Kuzey Kürdistan yıllardır resmiyette Irak’a bağlı gözükse de, aynı İsrail tecrübesinde olduğu gibi uluslar arası ortam buna müsait olduğunda müstakil bir devlet olduğunu bütün dünyaya duyuracaktır.

Suriye savaşı ile fırsatlar değerlendirilerek Suriye’de kurulması için ortamı hazırlanan bir diğer Kürt devleti Suriye Kürt devletidir. Esad’ın şimdilik muhalif çeteler için mecburen desteklediği Kürtler, Suriye’nin en stratejik bölgelerini ele geçirmiş durumda ve Türkiye Kürtleriyle ortak bir gelecek belirlemeleri an meselesidir. Barzani’nin yıllar önce söylediği bir söz vardır: “ Kürtler Akdeniz’e inmedikleri sürece Kürt Devleti’nin var olması mümkün değildir”.  Suriye’den Irak’a büyük bir Kürt devletinin temelleri İsrail devleti’nin ilan edilmesinden hemen sonra aslında atılmasına atılmıştır da, yeni olan Türkiye Kürtlerinin artık bu plana ilhak edilmesi için start düğmesine basılmasıdır. Barzani’yi Kürt şarkılarıyla ağırlasa da Türkiye, Suriye’de kazdığı kuyuya kendisi düşerek bu ironik sondan nasibini alarak er ya da geç parçalanacaktır. Benim şahsi düşüncem ise, bu sona AKP hükümetinin zaten razı olduğu üzerinedir. Razı olmadığını düşünenler ise, AKP hükümetinin Amerika’nın talepleri karşısında direniş gösterecek gücünün olmadığını görmeleri için seçimlerden sonraki haberleri takip etmeleri yeterli olacaktır.  

Sünnilerin birbirleriyle verdiği savaşın yanı sıra bir de Şiilere karşı verdikleri savaş vardır. Yani kısacası Sünniler hep bir kavga halindedir. Bu kavganın en gözü karasını Emevi soyuna mensup olmakla Suudi Arabistan vermektedir. Nasıl ki Ehli Beyt İmamları Emevilerin saltanatı karşısında yegane engellerdi, Ehli Beyt’in mirasını sahiplenen ve onu devletleştiren İran da Amerikan hegomanyasına ve doğal olarak ona kendi rızasıyla köle olmuş ülkelerin çıkarlarının önünde engel teşkil etmektedir. İşte bu yüzdendir ki, dedeleri olan Emeviler nasıl ki Yahudilerle işbirliği yapmışlardır, Arabistan da İran’ı devirmek için İsrail ile işbirliği yapmaya her zaman hazır olduğunu iki gün önce Prens Talal aracılığı ile dünya basınına duyurmuştur.

Suudi Arabistan’ın Awsat gazetesi yazarlarından Abdurrahman el-Raşid ise, uzun yıllar ambargo ile zincirlenen İran’ın nükleer faaliyetini durdurması karşılığında güç kazanarak özgür bırakılan bir kaplan gibi davranacağını savunarak endişelerini dile getirmiş. Kazandıklarını Batıyla bölüşerek hayatlarını idame ettiren ve bunun dışında bir özgürlük tatmamış bir Körfez sürüsünün, (onların tabiri ile) zincirliyken bile başarıdan başarıya koşan ve Amerika’yı dize getiren böylesi bir kaplanın zincirlerinin çözülmesinden korkup çekinmeleri aslında hem acınası hem de gülünesi bir durum vesselam!

Hani İngilizcede bir tabir vardır ya “You don’t wanna know!” (Bilmek istemezsin). Korku travması geçiren Sünni dünyanın yaşadıkları aynen böyle bir durum olsa gerek. Bir yanda bilmek bile istemeyeceğimiz bir kölelik, diğer yanda insanlığa izzet ve şerefi öğretmek için yeryüzüne gönderilmiş olan Peygamberin mirasçıları İmamlar…

 “Haksızlık karşısında susmayın, aksi halde hakkınızla birlikte şerefinizi de yitirirsiniz.” İMAM ALİ (a.s)

BETÜL HANZALA