Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Gerçekte Arial Şaron’un ölümü, siyasi ve askeri hayatı boyunca işlediği onca cinayetin ardından sadece Filistin milleti değil, dünyanın bütün hür milletleri tarafından büyük bir sevinç ve mutlulukla karşılandı. İşgal altındaki Filistin ve yine Lübnan’da insanlar cani siyonist Şaron’un ölümünü tatlılar dağınarak kutladı. Bir çok kişi de medya organlarına verdikleri demeçlerde Şaron’un öldüğü günü Filistin ve bölge için tarihi bir gün olduğunu vurguladı. Filistin ve dünyanın hür milletleri Şaron’un ölümünü büyük mutlulukla kutlarken, Amerika ve Avrupa liderleri büyük bir utanmazlık ve şerefsizlik örneği sergileyerek Şaron’un ölümü büyük bir kayıp niteledi. Söz konusu batılı liderler utanmazlıklarını daha da ileri götürerek yeryüzünde her türlü fesat, zulüm, cinayet ve insanlığına şanına sığmayan pisliği işleyen Şaron’u barışsever bir insan olarak lakaplandırdı. Gerçi batılı devletlerin liderlerinin kendileri bile bu sıfata güldükleri ve sadece ülkelerine hakim olan siyonist lobilerin baskıları altında dile getirdikleri bilinen bir gerçektir. Gerçekte batılı devletlerin liderleri de Şaron’un yargılanmadan ölümünden büyük mutluluk duyuyor, çünkü eğer Saron yargılansaydı, bu kez Batı’nın kirli çamaşırları bir bir gün ışığına çıkacak ve büyük bir skandal olacaktır. Gerçekte batılı devlet adamlarının Şaron’un ölümü hakkında sergiledikleri tutum gerçekten düşündürücüdür ve bu zümrenin Ortadoğu bölgesinde Şaron gibi cani siyonistlerin ortaya çıkış sürecinde ne denli rol ifa etmiş olmaları bakımından önem arz etmektedi. Gerçi siyonist İsrail elebaşlarının tümü Filistin ve bölge milletlerine yönelik işlenen tüm cinayetlerin ortağıdır ve herbirinin beşeriyete karşı işledikleri suçları kapsayan kabarık dosyaları vardır, fakat bu canilerin arasında en belirgin olanı ve en acımasız siyonist cani olarak bilinen Şaron’un dosyası belki de hepsinin dosyasından daha kabarıktır. Şaron’un kirli ve kan emici vampir mahiyetini anlamak için bu caninin cinayet dolu sefih yaşamını gözden geçirmek yeterlidir. Şaron henüz on yaşındayken okuduğu okulda bir siyonist çeteye üye oldu ve daha sonra 14 yaşında ünlü siyonist terör örgütü Hagana’ya geçti. Bu örgüt Filistin milletine karşı geniş çaplı ve korkunç terör eylemleri ile biliniyor. Siyonist rejim kaynaklarına göre melun Şaron ta çocukluk ve gençlik çağlarında Filistinlileri taciz etmeye ve onları evlerinden yurtlarından göç etmeye zorlamaya başladı. Hagana terör örgütü ve mensupları daha sonraları da siyonist rejim ordusunun çekirdiğini oluşturdu ve eli kanlı ordunun temelini attı. Şaron ise 19 yaşına kadar Hagana terör örgütü üyeliğini sürdürdü. Arial Şaron 1953 yılında 101 birimi adlı bir çeteyi kurarak Filistinlileri göç etmeye zorlama sürecinde daha aktif rol ifa etmeye başladı. O dönemde Şaron’un adı El Kabiye Filistinli köyüne düzenlenen ve 69 Filistinlinin şehit edilmesi ile sonuçlanan baskınla gündeme gelmeye başladı. Söz konusu baskında Şaron ve adamları Filistinlilere ait 41 evi de yerle bir etti. Şaron ve çetesinin baskın gerekçesi bir iddiadan öteye gitmeyen yahudi bir kadının öldürülmesi ve bunun intikamının alınmasıydı. Arial Şaron’a kasap lakabı verilmesine sebep olan en büyük cinayeti ise Filistinli mülteci kampları Sabra ve Şatila’da işlediği cinayetti. Bu cinayette Şaron 3 bin Filistinlinin ölümüne sebep oldu. Lübnan’da falanjistlerin lideri Beşir Cemil’in öldürülmesinin ardından, Şaron siyonistlerin kuklası olan Cemil’in intikamını almak için Lübnan’da Filistinlilerin kampları Sabra ve Şatila’ya baskın emri verdi. Bu emrin ardından falanjist güçler, Şaron’un komutasındaki siyonistlerle elele 30 bin nüfusu olan iki kampa saldırdı ve 38 saat içinde dünyanın en korkunç cinayetlerinden birine imza atarak adeta soykırım uyguladı. Bu cinayette 3300 Filistinli ve Lübnanlı vatandaş en vahşi biçimde katliam edildi. Sabra ve Şatila mülteci kamplarında siyonistlerin işlediği cinayetin manzaraları insanın tüylerini ürpertirken, vampir Şaron’un şeytani mahiyetini gün ışığına çıkardı. Batılı ünlü gazeteci David Herst bu konuda şöyle yazdı: Saldırganlar sadece insanları öldürmekle yetinmiyordu, bir çok cenazenin gözü çıkarılmış, ya da derisi yüzülmüş ve bazıları da yakılmıştı. Bu cinayetin kurbanlarının büyük bir bölümü en feci biçimde katledilen kadınlar ve çocuklardı. Gerçekte Şaron’un cinayetleri sadece bunlarla sınırlı kalmadı. Lübnan’da Kana katliamı olarak ün yapan katliamda yüz kadar savunmasız insan katledildi. Yine Filistinli Şeyh Ahmet Yasin ve Dr. Rantisi gibi şahsiyetlere yönelik düzenlenen suikastlerin altında da melun Şaron’un imzası bulunuyor. Bu süreçte dikkat çeken nokta ise, Şaron’un bu cinayetleri asla gizlemediği ve hatta bunun kendisi için ve siyonist rejimin temellerini güçlendirmek için bir görev olarak biliyordu. Gerçekte Şaron en doğru tabir ile Batı ve sömürücü güçlerin Filistin, Lübnan ve bölgenin diğer milletlerinin üzerine saldığı vahşi kuduz bir köpekti. İşte bu yüzden şimdi Şaron geberdikten sonra batılı devletlerin liderleri Şaron için yas tutuyor ve şeytani mahlukun ölmesine üzülüyor. Arial Şaron diğer siyonist elebaşların görece de olsa Filistin milleti ile barıştan dem vurmalarının aksine hiç bir zaman Filistinlilerle barıştan söz etmedi ve bu milletin haklarına asla değer vermedi. Şaron siyonist rejimin Ürdün ırmağından Akdeniz’e kadar uzanan bir alanda olması gerektiğini savunuyor. Şaron’un Gazze şeridinden çekilmesi de hiç bir zaman barış için değildi, çünkü Şaron o sıralarda Batı şeriada hızla yerleşke inşa etmeye başlamıştı ve siyonist rejimde Şaron’dan yerleşke babası olarak söz ediliyordu. Şaron’un esas gayesi işgal edilen bütün Filistin topraklarında yerleşke inşa etmek ve böylece Filistin’in işgalini tamamlamaktı. Şimdi ise bu sıfatları taşıyan bir insan görünümlü hayvanın helak olup cehennemi boylamasından sonra batılı liderler Şaron’un ölümünden üzüntü duyduklarını ileri sürerek bu caninin yüzünü aklamaya alışıyor. Aslında Batı’nın böyle bir tutum sergilemesi doğaldır, çünkü Şaron Batı’nın her türlü kirli emeline ve planına hizmet eden biriydi. Bir başka ifade ile hem Batı ve hem Batı’nın kontrolü altında bulunan BM, Şaron’u teşvik eden ve cinayetlerine ortak olan taraflardır. Şaron tam anlamıyla bir savaş suçlusuydu, fakat Batı’nın destekleri yüzünden hiç bir zaman yargılanamadı ve işledikleri cinayetlerin cezasını çekmedi. İşte bu yüzden Şaron’un yargılanmaması Batı’nın kara dosyasına yeni bir kara sayfa olarak eklendi.
13 Ocak 2014 - 20:30
News ID: 496906
Siyonist rejim İsrail’in Sabra ve Şatila kasabı olarak ün yapan cani generallerinden Arial Şaron’un gebermesi, bir kez daha batılı devletlerin liderlerinin insan hakları karşıtı imajını gün ışığına çıkarmak için yeni bir zemin oluşturdu.