23 Ocak 2014 - 14:45
Cenevre-2 Kan İstiyor

Allah'ın adıyla Yazının “Cenevre kan istiyor” başlığının, İsviçre’nin Montrö kentinde devam eden müzakerelerin 1. Gününde, yaşanan ve söylenenler açısından Cenevre’yi özetler nitelikte olduğunu düşünüyorum.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Aslında, BM tarafından davet edilip,  sonrasında ABD’nin baskıları ile daveti geri çekilen İran’ın Cenevre’de olmayışı, Cenevre’de böylesi savaş çığlıklarının yükseleceğinin belki de önceden işaretiydi.

Cenevre görüşmelerinin birkaç gün öncesinde, dünya basınına Suriye rejimince sistematik işkence ve zulüm yapıldığı iddiaları ile gündeme getirilen fotoğraflar, aslında Cenevre’de savaşa ve kana doymazlığın işaretlerinden bir diğeriydi. Cenevre 2’de Suriye rejimini güçsüz kılmak, mahkûm etmek ve muhalefetin elini güçlendirip Esad’sız Suriye taleplerini güçlendirmek için ortaya çıkarılan fotoğrafların zamanlaması manidardı.

Aslında Suriye’yi kana boyayan, Suriye dostları(!)adı altında, Suriye’ye ve halkına savaş, kan ve gözyaşı getirmekten başka bir amacı ve sonucu olmayan, başını ABD ve emperyalist batılı devletlerin çektiği teşekkülün, Cenevre’de Suriye halkına ve bölge ülkelerinin hayrına bir tavır takınmalarını beklemenin son derece iyi niyet beklentisi olduğunu düşünüyorum.

İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hameney’in, nükleer müzakerelerden önce ABD’yi ve batıyı son derece güvenilmez ve ikiyüzlü addetmesi, Cenevre görüşmelerinin sonucunda da ortaya çıkan sonucu, tabloyu özetler nitelikteydi.

CENEVRE-2’DEN ORTAYA ÇIKANLAR:

Suriye'deki iç savaşa çözüm bulmayı amaçlayan ve İsviçre'nin Montrö kasabasında, rejim ve muhalefet temsilcilerinin birbirlerini suçladığı Cenevre-2 Konferansının açılışına Suriye Dışişleri Bakanı ile BM Genel Sekreteri arasındaki diyalog damga vurdu. Konferansta konuşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise, "Biz Suriye'de kimlerin terörist olduğunu biliyoruz" dedi ve tarihin Esad rejimini acı bir şekilde yargılayacağını söyledi.

Suriye'de iç savaşın başlamasının ardından rejim ve muhaliflerin temsilcilerinin ilk kez masaya oturmasını sağlayan konferansın açılışı, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'un konuşmasıyla yapıldı. Ban konuşmasında, "Suriye'de yaklaşık üç yıldır süren acı verici çatışmaların ardından bugün umut günü... Suriye halkına hizmet etmek için muazzam bir fırsat ve sorumluluğa sahipsiniz" dedi.

Ban'ın ardından konuşan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da konferansa katılan tarafların "tarihi bir sorumluluk" taşıdığını ifade etti.

 

LAVROV: DIŞ AKTÖRLERE VE SOSYAL MÜHENDİSLİĞE DİKKAT

Ban'ın ardından söz alan Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, konferansın temel görevinin, 'trajik' olarak değerlendirdiği çatışmaların bitmesini sağlamak ve çatışmaların bölgedeki diğer ülkelere yayılmasını önlemek olduğunu söyledi.

Rus Bakan, dış aktörlerin uluslararası hukukun temel ilkelerine uymaları, ülkelerin bağımsızlığına saygı duyup iç işlerine karışmaması gerektiği uyarısı yaparak şöyle konuştu: "Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerine reform reçeteleri dayatma girişimleri ve sosyal mühendislik deneyleri politik ve ekonomik modernizasyonu geriye itmektedir."

Lavrov ayrıca, konferansın ilk gününde yer almamalarına rağmen, Suriye'deki Yurtsever Muhalif grupların ve İran'ın barış sürecine dâhil edilmesi için çok geç olmadığını söyledi.

Lavrov, "Müzakereler basit ve çabuk olmayacak" diye de ekledi.

MUALLİM: TÜRKİYE TERÖRİST BARINDIRIYOR

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Recep Tayyip Erdoğan hükümetini "teröristleri" barındırıp silahlandırmakla suçladı.

Suriye Dışişleri Bakanı Muallim yaklaşık yarım saat süren konuşmasında, ülkesindeki iç savaşın yabancı ülkeler tarafından körüklendiğini vurguladı.

Muallim, komşularını "ülkeyi ateşe atmakla" suçlarken, Türkiye hükümetini şöyle işaret etti: "Eğer komşumuz, ihtiyacımız olduğunda yanımızda olsaydı, size anlattıklarım, Suriye'de olanlar aslında hiç yaşanmazdı. Ama Suriye'nin komşuları ya bizi sırtımızdan bıçakladı, ya da zayıf ve sessiz kaldılar. Suriye'yi yok etmek için uzun yıllardır yapılan planları uygulama emri aldılar. Erdoğan hükümeti olmasa bunların hiçbiri yaşanmazdı. Bu hükümet, kendi topraklarında teröristleri barındırıyor. Onlara, Suriye'ye karşı kullanacakları silah, eğitim veriyor. Ama besledikleri bu teröristlerin bugün kendilerini hedef aldıklarını görüyorlar."

Suriyeli bakan, “Suriyeli muhalifleri ise "hain" ve "İsrail ajanı" olmakla suçladı.

DAVUTOĞLU: SURİYE REJİMİ MEŞRU DEĞİL

Konferansta 13. sırada söz alan Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'de ve bölge ülkelerindeki 2 milyon sığınmacının durumuna dikkat çekerek, "Evet, topraklarımızda 8 bin Suriyeli terörist (!) çocuk doğdu" dedi.

Suriye hükümetinin kendisini savunma tarzını "utanmazlık" diye nitelendiren Davutoğlu, "Tarih onları çok kötü yargılayacak" diye konuştu. Davutoğlu ayrıca, 11 bin kişinin işkenceyle öldürüldüğü öne sürülerek ortaya çıkarılan fotoğraflara gönderme yaparak, Suriye rejimini insanlığa karşı suç işlemekle itham etti.

Davutoğlu, Suriye'de yaşananların uluslararası toplum için bir utanç olduğunu belirtti, Esad'ın iktidarda kalmaması gerektiğini belirtti. Bakan Davutoğlu ayrıca Muallim'in suçlamalarına "Biz Suriye'de kimin terörist olduğunu biliyoruz" sözüyle cevap verdi.

Bu suçlamaya dolaylı bir karşılık veren Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’da, meslektaşı Kerry gibi meşruiyet dağıtan merci edası ile "eli kanlı" diye nitelendirdiği Suriye rejiminin iktidarda kalma meşruiyetini yitirdiğini tekrarladı.

KERRY: ESAD’LI HÜKÜMET OLMAZ

 Konferansın iki mimarından ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'ın geçiş hükümetinde yer alamayacağını vurguladı.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, konferansın açılışında yaptığı konuşmada, oluşturulması düşünülen geçiş hükümetinde Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın yerinin olmadığını vurguladı.

"Bir savaşı ve bunun gibi bir mücadeleyi sona erdirmek için barış görüşmeleri zorludur" diyen Kerry, taraflardan birinin karşı çıktığı birinin geçiş hükümeti kuracağını düşünmenin "gerçekçi" olmayacağını belirtti.

Kerry : "Demek oluyor ki Beşşar Esad bu geçiş hükümetinin parçası olmayacaktır. Kendi halkına karşı bu gaddarca karşılığa öncülük eden adamın hüküm sürme meşruiyetini yeniden elde etmesinin tahayyülü mümkün değildir. Tek adam ve onu destekleyenler bir ulusu ve bir bölgeyi daha fazla rehin tutamaz. Bir ülkeye liderlik etme hakkı ne işkenceyle, ne varil bombasıyla, ne de füzelerle elde edilebilir; bu hak ancak halkın iradesiyle alınabilir ve bu iradenin şu anda nasıl ortaya çıkacağını hayal etmek güç."

MUHALİF EL CARBA: ESAD, İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLEYEN NAZİ

Muhalifler adına konferansa katılan Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu'nun (SMDK) Başkanı Ahmed Carba, Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın El Kaide'yi desteklediğini öne sürdü(!). El- Kaide ile birlikte Suriye rejimine karşı silahlı mücadeleye girişen muhalif lider Carba; Suriye hükümeti delegasyonuna Cenevre-1 sözleşmesini hemen kabul etme ve iktidarı geçici hükümete bırakma çağrısında bulundu.

Carba ayrıca, Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esad'ın "insanlığa karşı suç" işlediğini iddia etti.

Dün medyaya yansıyan ve Suriye'de yetkililerin muhaliflere işkence ettiklerini gösterdiği iddia edilen görüntüleri de hatırlatan Carba, bu görüntüleri 2. Dünya Savaşı sırasında Nazi kamplarında gerçekleştirdiği suçlara benzetti.

UMUTLAR TÜKENİYOR

Cenevre-2 konferansının daha ilk gününde ortaya çıkan tablonun, Suriye’de akan kanın durdurulması noktasında umut verici bir sonuca doğru gitmediğini göstermektedir.

Konferansta gerek ABD gerekse Türkiye’nin ve muhaliflerin yaklaşım tarzı, bu güne kadar Suriye’yi içine sürükleyen kaos ve kargaşanın ortaya çıkmasını, büyümesini sağlayan tavırdan farklı değildi. Suriye ve bölge halkının çektiği acıların çokta umurlarında olmadığı görülen sözde “Suriye Dostları” kendi kirli ve haince planlarının takipçisi olduklarını göstermiş oldular.

Sorunların, itidal ve sağduyu ile ele alınıp, karşılıklı sorunlara çözüm aramaktan ziyade, suçlayan, mahkûm eden ve hakaret eden bir anlayışla konferansa gelindiği dikkatlerden kaçmadı.

Belki karamsar ve ütopik bir yaklaşım olarak görülebilir ama şurasının bir kez daha ortaya çıktığını düşünüyorum. İslam coğrafyasında yaşayan Müslüman halkların, kendi sorun ve problemlerini kendilerinin çözeceği ve konuşacağı etkin mekanizmaları oluşturmak zorundadır. Bu zorundalığın kaynağının, her bir Müslüman’ın inancının ve itikadının kaynağı olan Kur’an ve Peygamberimizin emir ve buyruklarında olduğunu düşünüyorum.

Selam ve dua ile

rasthaber / Sadık Çelik