11 Mart 2014 - 20:30
Mustaz’af ve Müstekbir

Bismillah Mustaz’af “zayıf düşürülenler” 1980 sonrası Türkiyeli Müslümanların sürekli gündeme taşıdıkları bu kelime ümmetin kanayan yaralarından biri olan mazlumlardan yana (Mustaz aflar)’a taraf olmanın safların belirlenmesi olmazsa olmazlarıydı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- ALLAH müstekbirleri sevmez, kalplerini mühürler, doğruya eriştirmez: ”Hiç şüphe yok ki Allah onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir.O, müstekbirleri /büyüklük taslayanları asla sevmez.’’/Nahl 23Son yıllarda Müslüman idareciler mazlum olan mustazafları unutur oldular,  hatta onların derdi ile dertlenme yerine ümmetin emaneti olan beytülmaldan (örtülü ödenekten) müstekbirlerin /büyüklük taslayanların dernek ve vakıflarına yardım etmeleri neticesi onların dinlerine bilerek/bilmeyerek hizmet etmeleri neticesi bugün zor durumda kalmaları, bizi yanıltmışlar, pişmanız söylemeleri ezildiklerinin ve kullanıldıklarının farkına vardıkları gösteriyor.Yüce Kur’an’da Rabbim “ey Rabbimiz reislerimize ve   büyüklerimize uyduk da, onlar bizi yoldan saptırdılar.derler” (Ahzâb, 67) ayeti celile ile öğüt vermektedir.Mustazafların üç konuda acizlikleri müstekbirleri daha da pervasızca/hayasızca zalimane tutumlarını sürdürmelerine vesile olmaktadır.Birinci  kısım mustazaf lar: Ellerinde hiçbir şey gelmeyen geçim derdinde sadece karnını doyurmak zorunda bırakılanlar. Halkın büyük çoğunluğu bu gruptadır.İkinci kısım mustazaf lar: Müstekbirlerin zulümlerine, baskılarına korku,dünyalık menfaatler, Allah’ın sözüne güvenmeme veya beşeri zaaflar nedeniyle karşı çıkmazlar. Suskunluklarının bir anlamda müstekbirlerin yaptıklarını onaylamak olduğunu idrak etmezler.Hatta müstekbirler kendilerine zarar vermesin diye onlardan taraf gibi görünmeye,onların yardakçılığını yapmaya onların kalemşörlüğüne çalışan kimseler.Üçüncü kısım mustazaf lar: Müstekbirleri terk ederek veya onlara karşı çıkarak İslam’a, vahye kulak veren, müstekbirlere ve tüm put düzenlerine baş kaldıran,onların yaptıklarını onaylamayıp,elleriyle,dilleriyle karşı koyan kimseler. Bu kimseler aynı zamanda müstekbirlerin zulmüne seyirci kalmamışlardır. Onlarla fiili mücadeleye girişmişlerdir.Bu durumdaki mustaz’aflara Allah liderlik/önderlik vaat ediyor.Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Sizlere cennet ehlinin padişahlarını haber vermeyeyim mi? Şüphesiz her zayıf  mustaz’aftır.”Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Beni zayıfların arasında arayınız. Zira sizler zayıf insanlar vesilesiyle rızık yiyor ve yardım görüyorsunuz.”Kur’an kavramıyla sözümüz şudur: Tüm müstekbirler aşağılık birer zalim ve tağutturlar. Müstekbirler insanlar arasında sayıca azdırlar. Ancak dünyaya aşırı bağlıkları nedeniyle  Allah’tan çok kendilerinden korkan zayıf, güdülmeye hazır, tepkisiz yığınların boyun eğişlerinden yararlanırlar.Müstekbirler tarafından çeşitli oyunlarla, baskı ve tuzaklarla sindirilen geniş halk kitlelerindeki bu korku, istikbar edenlerin ekmeğine yağ sürmektedir. Köleliği ve sürünmeyi kader bilen kimseler, başlarına kim gelirse gelsin, ne olursa olsun ses çıkarmazlar. Bulabildikleri küçük dünyalıklar onların sesini kısmaya yeter. Başlarına konan idareciler önceden seçilmekte onlara hak ve halk adamı tanımı ile karizma yüklenerek iyi bir hitabetle mutlu azınlığın huzuru, güveni için çalışan idarecilerdir. Her Müslüman Allah’ın  arzında toprakları, havayı, suyu kirleten iblisin vekili olarak ümmetin kanını sülük gibi emen zalim fasık, facir vampirlere karşı cihad etmeye mecburdur.Dinimiz İslam, zalimlere karşı en küçük meyli hatta onlara seyirci kalmayı haram saymaktadır. Ölçümüz belli: Kafirlere karşı şiddetli/çetin kendi aramızda merhametli olmak./Fetih 29. Müminlere karşı alçak gönüllü/şefkatli,  kafirlere karşı onurlu ve zorlu olmak/Maide 54.Yüce dinimiz  insanlar arasında haksız sınıflaşmayı, sömürüyü, soy sop veya mal ve makam üstünlüğünü, zulmü ve baskıyı yasaklıyor. Adaleti ve insanlar arasında eşitliği getiriyor. Üstünlüğün takvada ve diğer insanlara iyilik yapmada olduğunu bildiriyor.Bugün yeryüzünde yürürlükte olan zulüm düzenleri tipik ‘istkbar’ örneğidir. Zengin ülkelerin kendi aralarında kurdukları birlikler, ürettikleri politikalar dünyayı daha iyi kontrol altında tutma, daha iyi sömürme amacına hizmet etmektedir. Bir çok uluslararası teşkilat ne işe yaramaktadır? Bu teşkilatlar zulme uğrayanlara yardım etmeyi beceremezken, çıkarları söz konusu olunca dünyayı nasıl da ayağa kaldırıyorlar? ABD’nin ve pek çok batılı ülkenin bu anlamda müstekbir olduğu açıktır. Sömürü düzenlerine hizmet için emirlerinde olan Müslüman görünümlü idareciler ümmetin ırzına geçerken ülkelerine sağ salim olarak dönmelerine duacı olmaktalar. Bu idareciler kendi saltanatları ve çıkarları için zulümden ve baskı yapmaktan geri durmazlar. Kendi menfaatleri uğruna halklarının haklarına tecavüz ederler. Birlikte hareket ederken can dost ama menfaatleri çakışınca  iktidarlarını sürdürebilmek için her yola başvururlar. Allah’ın insanlar için koyduğu ölçülere kulak asmazlar. İstikbâr ve müstekbirlerin olduğu toplumlarda bir ezenle bir ezilenin olması, yani ezen/sömüren ve ezilen/sömürülen şeklinde iki sınıfın oluşması kaçınılmazdır. "Kavakların dikliğine, boylarının uzunluğuna bakıp onları önemli bir şey sanmayın. Bütün kibirli, meyvesiz ve gölgesiz yaratıkların başları bulutlarda sallanır."Ülkemizde yaşanan olaylar bize ibret dersi vermektedir. Bir baba düşünün kendisini, eşini çocuklarını öldürsün, bir baba düşünün kendisini yaksın, bir baba düşünün kendine emanet edilen canına kıysın, kısaca ölüm nedenleri ve sebepleri   araştırılmalı sonuç şu görülecektir ki, İslami yaşamda boşlukta olan çevresinde horlanan işsiz, muhtaç , mağdur babaların son çaresi kendilerini, yakınlarını  öldürmekte bulmanın nedeni niçini,bakışıyla çıkmazda olanları önceden  ziyaret ederek  dertlerine merhem olmak amacıyla vicdan sahibi idarecilere hatırlatmaya mecburuz. Bir kurt kuzuyu yerse ondan mesuliyetin ne olduğunu, eğer bu durumda olan  babaya devletin başında olan idareciler örtülü ödenekten, ya da başka bir harcama kaleminde yardım eli uzatsaydılar bu tür acı yaşanması ihtimal olarak olmayabilirdi. Bize düşen mazlumun derdi ile dertlenmektir.Mazlumlardan oy isteyen idareciler! ülkemizde insanlar yargı aracılığı ile mağdur edilmekte, güçlü olan müstekbirler sayıları çok ve de ağzı laf yapan avukatlar tutmakta, karşısında sanık görünen ise bu güç karşısında sadece susmakta, mustazaf günü kurtarma hatası sonucu itibarsızlaştırılmaktadır. Ey idareciler gelin yüce yaradana tövbe ediniz, ülkemizde halkınıza maddi kredi açınız, teşvik ve hibelerinizi mustazaflara verin. Onlar sizlere daima dua ederler, kibirleri yoktur, Amerika ‘da ilahları ‘da yoktur, sadece bir yaradana sığınırlar, biliniz ki mazlumların duası kabul olunur.Selam ve dua ileSalih Yakup / rasthaber