Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın Adıyla…
Suriye’de sahneye konan yıkım ve ölüm projeleri, Beşar Esad’ı yıkmaya yetmedi… “Derin Stratejik” hesap çok güçlü bir duvara tosladı ve artık battığı derin çukurdan çıkamıyor. Bu “stratejik derinliğe” bel bağlayanların da derin hayal kırıklığı yaşadığı şu dönemde, yeni bir “umut” doğmuş gibi!… Suriye’ye saldıkları ruh hastası vahşileri şimdi de Irak’a yönlendirmiş, onların akıttığı kanla mest olmaya hazırlanıyorlar. O kadar kendilerinden geçmişler ki, o kadar şaşkınlar ki, kimi nasıl tanımlayacaklarını, insanları nasıl kandıracaklarını karıştırmaya başlamışlar… Önce “her şeyin müsebbibi Beşşar” tezi tutmayınca, bütün katliamları, bütün vahşilikleri IŞİD adlı piyonlarına yıkmaya ve onu da Beşşar’a bağlamaya çalıştılar. “IŞİD’in ardında Beşşar var” dediler, hatta daha ileri gidip işi İran’a kadar getirdiler… Delilleri ise evlere şenlikti: “IŞİD Suriye’de Nusra ve ÖSO ile çarpışıyor ve muhalefeti zayıflatıyor. Demek ki bunlar ESAD’ın adamı!” Ama ÖSO ile Nusra’nın, Nusra ile Ahrar-uş Şam’ın, onun ile bilmem ne belanın da birbirleri ile çatıştığını, bunun üzerine arabuluculuk yaparak bazı grupları “İslam Cephesi” diye bunları bir çatı altında toplamaya çalıştıklarını, ama yine de sık sık çatışmalarına engel olamadıklarını gizleyemiyorlar. Bunların tezi doğruysa, o zaman bütün muhalifler Esad’ın adamı olmalılar. Eğer birbirleri ile çatışıp muhalefeti zayıflatıyorlarsa, mutlaka Esad’a hizmet ediyorlardır değil mi?
IŞİD’in arkasında Esad var diyenler, daha düne kadar “mücahitlerinin” IŞİD ile ortak terör saldırıları yaptıklarını nasıl da görmezden geliyorlar. Mesela IŞİD ile Ahrar’uş Şam’ın Lazkiye katliamına, IŞİD ile Tevhid Tugayı’nın Halep’te Kürtlere ve Şii köylere yaptıkları saldırılara, yine 2012 yılı yazında Halep saldırılarında IŞİD ile El Nusra ortaklığına hiç değinmiyorlar. Hatta IŞİD’in adının “Irak İslam Devleti iken El Nusra ile birleşerek IŞİD adını aldığını, bunun üzerine El Nusra’nın bölündüğünü, bir kısmının bu birleşmeyi kabul, bir kısmının reddettiğini… Hatta IŞİD’den önce El Nusra’ya “Esad’ın örgütü” yaftasını taktıklarını da… (Bakınız: http://www.tahahaber.com/haber/4570-islami-cephe-ye-imaj-takviyesi)
Ve şimdi yine çark etmişler… IŞİD’in Irak’ta Musul’u ele geçirmesi üzerine birden bire IŞİD sevdalısı oluverdiler ve IŞİD’in katliamlarına “Sünni Devrimi” diye naralar atarak destek verdiler… Kardavi’nin açıklamaları bir yana, daha düne kadar Başbakan’ın danışmanı olan Akif Beki’nin “Sünni Devrim” diye Musul’un işgalini zil takıp oynayarak karşılaması, birçok yandaş yazarın da üstü kapalı destek mahiyetli yazıları “ilke” diye bilinen kavramın da ters yüz edildiğini gösteriyor maalesef…
Bütün bunlar tamam da ya Başbakan’ın tutumu? Onun ısrarla “Mezhep savaşı” diye yaftalamak istediği IŞİD terör örgütünün saldırılarına yaklaşımı daha can acıtıcı değil mi? Başbakan da dahil hiçbir hükümet yetkilisi IŞİD’e “terör örgütü” demiyor. Başbakan “IŞİD unsurları” diye bir söylem üretmiş, geçiştiriyor. Bu arada da Musul Konsolosluğu görevlilerinin IŞİD’in elinde olmasını gerekçe göstererek IŞİD ve cinayetleri konusunda basından “suskunluk” istiyor… Ve akabinde de yargıdan bu konuda” yayın yasağı” geliveriyor… (Bakınız: Anadolu Ajansı, http://www.aa.com.tr/tr/rss/346046–musul-baskonsolosluguna-baskin-haberlerine-yayin-yasagi)
Başbakanın zihin altında öyle güçlü bir mezhepçilik hissiyatı var ki, bunu zaman zaman sözlerine yansıtmaktan alıkoyamıyor kendisini… Mesela Reyhanlı’daki katliamda can veren vatandaşlarımız için “53 sünni vatandaşımız şehit edildi” diyerek mezhebi vurgu yapıyor, Kılıçdaroğlu’nun Alevi” oluşunu vurgulayarak “hani Alevilik var ya kendisinde” diyor, IŞİD’in Irak’ın Türkmen şehri Telafer’e saldırısını anlatırken de “Biliyorsunuz Telafer’in yarısı Şia yarısı Sünni’dir” diye bir cümle kuruyor… Bir başbakan bir şehrin mezhebine neden vurgu yapar? Telafer’in ne kadarının Sünni, ne kadarının Şii olduğu kendisini neden ilgilendirir? Böyle bir vurguya neden ihtiyaç duyar? Acaba “korkmayın Telafer’in yarısı Sünnidir, IŞİD onlara dokunmaz” diye bir rahatlamada mı bulunuyor? Değilse ne?…
Bu gün (17 Haziran 2014) parti grubunda konuşurken de yine mezhebi argümanları fora ediyor ve aynen şunları söylüyor: “Öyle bir mezhep taassubu var ki Ömer deyince çılgına dönüyor. Bizim toplumumuz da Ömer’i de bulursunuz Ali’yi de.”… Bu hedef gösterme, ayrıştırma, ötekileştirme değil de nedir? Geçmişte de Başbakan yardımcısı Hüseyin Çelik, yine Kılıçdaroğluna “yoksa Suriye’ye mezhep dayanışması nedeniyle mi destek veriyorsunuz” demişti… Kendilerinin Suriye’deki ruh hastası vahşilere neden destek verdiklerini ve bir ülkeyi neden harabeye çevirdiklerini bu söz ne de anlatıyor değil mi?…
Suriye’ye gönderilen yardım TIR’larını “oradaki Türkmen kardeşlerimize yardım etmek görevimizdir” diye gerekçelendirirken, Irak’ta Türkmenlere yönelik IŞİD saldırıları karşısında kılını dahi kıpırdatmama, hatta bu konuda Basına “sus” diye baskı yapmanın adı nedir?
Maliki’yi “diktatör” olarak yaftalayıp IŞİD’in saldırılarını “meşru” gösterme gayretinde olanlar, bunu “Sünni devrimi” olarak görenler, acaba Başbakan’ın Basın’a ayar vermesini, kullandığı ayrıştırıcı dili, destek verdiği örgütlerin “mezhebi kimliğini ve yaptıkları mezhep içerikli katliamları” görmezden gelerek komik duruma düştüklerini fark etmiyorlar mı?
Şimdiye kadar IŞİD’in yaptığı katliamlarla ilgili yandaş basından ya da yandaş gazeteci, akademisyen, din adamı vb. bir kınama, bir eleştiri duydunuz mu? Mesela esir alınan askerlerin içinden 1700 tanesinin sırf Şii oldukları gerekçesiyle katledilmesi karşısında bu zevatın en ufak bir rahatsızlığı göze çarptı mı?…
IŞİD Sünniliğe de hakaret eden bir örgüt… Bu gün mezhepçi damarlarının kabarmasıyla “nasılsa Şiileri öldürüyor” diye görmezden gelinen bu belanın Sünnileri de tehdit ettiğini göremeyenlerin “Bu bir Sünni devrimdir.” şeklindeki “Derin Stratejik analizleri” Suriye’deki yanılgıya benzer bir sonuç çıkaracak… Hedefledikleri “Irak’ın üçe bölünmesi” ve “Türkiye ile birleşecek yarı-özerk Kürt devleti” projesi, bu projenin model teşkil edeceği “Esad sonrası Suriye” ve hatta İran’ın karıştırılıp yeni kaoslar ortaya çıkması ile parçalanması ve bütün bunlarla beraber de oluşturulacak “Sünni Blok”un lideri Türkiye tezi de öyle… Görüp bakacağız…
IŞİD adlı vahşi, kandan beslenen çağdaş haricilerin ise serseri mayın gibi kime nasıl patlayacağı, nasıl zulümlere imza atacağı ise ona yardım edenlerin alınlarında birer kara leke olarak kalacaktır…
“Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” ( Araf:44)
Muhsin Küçüker / rasthaber