Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla
Kerbela, her türlü riyakârlığa verilen ders ve çöllerin ortasında kanayan bir gül bahçesidir. Aydınlığın ve karanlığın, hakkın ve batılın ayrıştığı, tarihin aydınlık sayfasıdır aynı zamanda. Kerbela zulmün kaynağı olan Yezid’e karşı çöllerde doğan adalet güneşi ve Hüseyin’in kanıyla yazdığı bir tarihin adıdır.
İnsanlık tarihinin tanık olduğu en acı olay, onurlu yaşamın adı ve mazlumların gür çığlığıdır. Burada susuzluğun, korkusuzlukla birleşip yüreklerimizde umut olarak doğduğu gün, zalimlerin çöllerin sıcaklığında yitip gittiği dönüm noktasıdır.
Kerbela, dinmeyen ve dinmeyecek olan acının adıdır. Acıların feryatlara dönüştüğü bu yerde, Hüseyin zulme başkaldırının bayrağı, belleğimize yazılan inancımızın kaynağı olmuştur. Susuz çöllerde yankı bulan bu feryatlar, bir yakarış değil, bir pişmanlık değil, bir şahlanış ve yeniden var olmak için yaşama çağrılmanın bedelidir..
Kerbela, Fırat’ın sessizliği, Zeyneb’in (s.a) kanayan yüreğidir. Hüseyin (a.s) ve 72 yareninin karanlığa biat etmediği durak, inançlarının mazlumlara umut olduğu çölün adıdır. Ve onurlu yaşamın sahibi Hüseyin, hak uğruna ölmenin zalimlere korku saldığı, yüreğimizde geçmişten geleceğe söylenen ve söylenecek olan ağıttır. İçimizdeki yangın ve alevdir.
Kerbela, kalleş ölümlerde yeniden dirilmenin verilmiş sözüdür. Verilen sözlerin dönekliğindeki sonuç, bizim açımızda ise yollara düşülen umuttur. Adaletsizliğin ve haksızlığın mevsiminde günümüze ulaşan mazlumların haykırışıdır. Bu haykırış ki, göz yaşlarımızdaki hüzün, yüreğimizdeki yangın, zifiri karanlıkları aydınlatan güneştir…
Kerbela, haksızlıkların ve adaletsizliğin girdabında boğulmak istenen hakkın ve umutların, bütün acılara rağmen canlı tuttuğu masumluğun ve saflığın adıdır. Yüzyılların kozasında örülen bir çağrıdır, bir davettir.
Kerbela, yorgun zamanların zalimi, taht ve saray düzen bazlarının çöle gömüldüğü, bayağılaşan ilişkilerin paramparça edildiği yerdir. Merhametsizliğin coğrafyası, kutsalın ve hakkın yağmalandığı çöl ve bir müzmin yaradır.
Kerbela, kızgın güneşin zalimleri yakışıdır. Mazlumların kanıyla hakkın nakış nakış işlendiği bu çölde, tarihler boyunca bu zalimlerin alev alev yandığı başlangıçtır. Burada doğan güneşin yüreklerde olgunlaştırdığı aşk ve gerektiğinde inancı uğruna kül olmayı öğrettiği öğretmen ve okuldur…
Kerbela, çekilen çilelerin çölün sıcak yalnızlığına gömülü olduğu yer, suları asırlardır ummanlara acı taşıyan Fırat’ın, ürkekliğinde boğulan zalimlerin kaçışıdır. Çığlıkların göklere yükseldiği, zalimlerin kumlara gömüldüğü bir bedel, riyakarlığın karanlıklara yolcu edilmesidir.
Kerbela, kan içici Yezid’in yaşattığı zulmün ve susuzluğun, Fırat’ın anlattığı kanlı tarihin dilimizde dökülen nağmeleridir. Kerbela, iftira ve yalanlarla kurulu planların bozulduğu ve karanlıkları aydınlatan ışık, bir meşaledir.
Kerbela, alıkonulan hakkın, dayatılan zalimliğin, yoldan çıkmaların tarihini aydınlatan belgesidir. Hırsın ve düzenbazlığın ok ok olup bedenlere saplandığı bu yer, hakkın emanetine sadakatsizliğin zulme dönüştüğü semboldür ayn zamanda.
Rıza BAKIRLI