Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla
Uzun yıllardır Fransa’da karikatür dergisi olarak yayınlar yapan Charlie Hebdo adında bir dergi, henüz kimlikleri tam olarak bilinmeyen kişiler tarafından basılması ve karikatüristlerin de dahil 12 kişinin katledilmesi tüm dünyanın gündemine oturdu.
Bu dergi sadece İslam’ın değil tüm dinlerin kutsallarına, dini sembollere hakaret etmeyi, aşağılamayı kendince bir hak ve beyan özgürlük olarak algılıyor, yayın politikasını ona göre belirliyor.
İnsanların inanç ve kutsalları ile alay etmenin, aşağılamanın, hakaret etmenin nasıl bir ifade ve beyan özgürlüğü kapsamına girdiği de bir başka cevaplanması gereken sorudur elbette.
Saldırının oluş biçimini tasvip edilmesi mümkün değil. Suçlu suçsuz ayrımı yapılmaksızın, kapıdaki görevliye varana dek insanların katledilmesi elbette kabul edilemez.
Derginin karikatüristleri İslam’a ve İslam’i sembollere ve Peygamberimiz hakkında kabul edilemez bir şekilde aşağılık bir karikatür neşretmiş olması kabul edilemez ve mazur görülemez bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor elbette.
Fakat yaptıkları bu iğrençliğin karşılığı, onların yaptığı gibi aleniyet çerçevesinde olmalıydı. Yani kendilerini bu konuda özre davet edip, özür davetine uymamaları halinde kendileri hakkında İslam’ın hükmünün uygulanacağı ve bunun sonuçlarına katlanacakları şeklinde bir bildiri yayınlayıp, bunu dünyaya duyurma yoluna gidilebilirdi. Tıpkı Selman Rüştü hadisesinde olduğu gibi, rahmetli İmam Humeyni’nin bir ‘Fetva’ yayınlamış ve bunu tüm dünyaya ilan ederek aleniyet içerisinde soruna yaklaşmıştı. Selman Rüştü’nün suikast ile gizlice terör yöntemleriyle katledilmesi için bir talimat vermemişti. Yani bu yöntem, aleniyet yöntemi sizi haklı ve meşru kılar, muhatabınızı kendi yöntemi ile etkisizleştirme yolunu açar size.
Terör, suikast ve katliamlar yaparak asla İslami faaliyet ve tebliğde bir mesafe kat edemez, İslam ve Müslüman’lar adına faydalı bir sonuç elde edemezsiniz. Hele Avrupa’nın göbeğinde, İslam’ın aleyhine kullanılabilecek bir terör saldırısınından, İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmekten ve Müslüman’ları zor duruma düşürmekten başka bir sonuç beklenemez.
Bu saldırının arkasında kimin, kimlerin olduğu sorusu önemlidir. Bağdadinin karikatürünü yaptığından dolayı tehdit aldığı söylenen derginin, IŞİD tarafından saldırıya uğradığı tezi güçlendiriliyor. Tıpkı 11 Eylül’de El-Kaide-Taliban bahane gösterilerek İslam dünyasına savaş açanlar, şimdi de IŞİD bahane edilerek Avrupa’da ki Müslümanlara karşı büyük bir operasyon yapmak istiyorlar.
Ya da bir başka bakış açısı ile İsrail-ABD güdümündeki tekfirci örgütler ile Fransa’ya aba altından sopa gösterip hizaya çekme ve İsrail-ABD yörüngesinden çıkmama mesajı verilmek istenebilir.
Fransa’nın Ortadoğu’da IŞİD ve benzeri tekfirci yapılara destek vermesi, tekfirci unsurlar ile Libya’da Kaddafi’nin devrilmesindeki rolü, Suriye’de muhaliflere olan desteği göz önüne alındığında bu teorinin hiç te yabana atılmaması gereken bir tez olduğu gerçeği göze çarpıyor.
Saldırıya gelirsek, saldırı oluş ve gelişim biçimi ile son derece tartışmaya açık ve aydınlatılması gereken unsurlar taşıyor.
Son zamanlarda yoğun tehdit aldığı ifade edilen derginin sadece iki tane polisle korunması, sokaklarının giriş ve çıkışında her hangi bir önlem alınmaması ve saldırı zamanı sokağın son derece tenha bir halde olması, hadisenin kafaları karıştıran ilk özellikleri olarak göze çarpıyor.
Sonrasında, saldırganların kaçarken bir kimliği, çaldıkları arabada düşürdüğüne dair haberler son derece kuşkulu ve yönlendirici manipülatif haberlerdir.
FRANSA’DAN NOTLAR..
Sağcıların en yoğun olduğu yerlerden biri olan Fransa’nın Rhone –Alpes bölgesinde öğretmenlik yapan bir dostumun anlattığı notları okuyucular ile paylaşmak istiyorum.
Hadisenin olduğu andan itibaren kendisi ile görüşüp bilgiler alıyordum. Halkın hadiseyi nasıl değerlendirdiğini sordum ilk etapta.
Bana;
-Halk olaya ilk olarak sağduyulu yaklaştı. Eğer bu hadisenin faturasını Müslüman’lara kesmiş olsaydı ortalığı dağıtırlardır, dedi.
-Okulda müdürle ve bir bayan öğretmen arkadaşla muhabbet ettik, dediğim gibi olayın farkındalar, diye devam etti.
Devamında;
-Fransızların derdi güvenlik ve ekonomidir, olaylara hep böyle bakarlar, ABD halkı gibi duyarsız değillerdir. Zaten şu an Fransızların büyük çoğunluğu olaya sağduyulu yaklaşıyor.
-ABD’nin payandası olmayı halk eleştiriyor ama devlet kendini ABD’ye bağımlı hissediyor.
-Aslında ABD kaos çıkarır diye korkuyor devlet. Bildiğimiz gibi AB’yi de ABD Avrupa’yı tek elden dizayn edebilmek için kurdu, diye devam etti.
-Burada halk olayı 11 Eylül’e benzetiyor.
Bu dostum devamında ilgin şeyler söyledi, Fransa’da son zamanlarda çok satan bir kitaptan bahsetti.
-Derin devlet burada enteresan işler yapıyor. Yeni bir kitap çıktı, 2022 de Müslüman’ların devleti ele geçireceğine dair bir kurgu kitap ve şimdiden çok satmaya başladı.
Hollande’nin miting çağrısından bahsetmemizin akabinde;
-Bence bu olayın tezgâhlanmasının nedeni hem İslam nefreti oluşturmak, hem yapmış oldukları katliamları legalleştirmek ve göçmenleri ülkelerine dönmeye zorlamak ya da kalacaklarsa fakir bir hayatı kabule zorlamaktır.
-Eylemi yaptığı iddia edilen gençlerin Paris doğumlu olmaları ve Fransız istihbaratının bu gençlerden haberdar olmaması ve polisin öldüğü konusu da koca bir yalan.
Derginin yayın politikasında ikiyüzlü davrandığını söyleyen dostum; Dergiye baktığında genelde Müslümanların inancıyla alay ettiğini görüyorsun. Zaman zaman Katolik dünyasıyla da alay ediyor ama Siyonizm’le ilgili dostlar ise pazarda görsün türünden karikatürleri var, diyerek derginin Siyonistlere olan ilgisini, yakınlığını, çifte standardını vurguluyordu.
Olayın siyasi yönüne dair de ilginç notlar aktardı ve Fransa’da böyle bir algının olduğunu söyledi; Banliyö olayları nasıl Sarkozy’i iktidara taşımak amaçlıysa bu olayla da aşırı sağın iktidara gelmesi planlanıyor, işin doğrusu halk bunu kabul etmez.
Geçen seçimlerde sağcılar oyların 4/1 ini birini almıştı aşırı sağ ama oy kullanma oranı %40 lardaydı. Fakat bu hadiseden sonra sağ kesim oylarını arttırır ve halk bu seçimlerde sandığa gider diye düşünüyorum. Fakat Fransızları kandırmak kolay olmaz bunu da söylemeliyim, diyordu..
Daha sonra çok önemli şeyler aktardı. Fransız mahkemelerinin çifte standart ile hareket ettiğini; Fransız mahkemeleri dini ve dini değerlere hakaretle ilgili sadece Katolik ve Protestan vb. şikayetleri ciddiye alacağını ama Müslümanların böyle bir hakları olmadığı şeklinde anlaşılacak bir karar vermişti geçenlerde.
Ve devletin İslam’a ve Müslümanlara karşı faşist bir duruş sergilediğini, halka kendilerinin ABD’ye muhtaç oldukları izlenimi verdiklerini belirterek notlarını sonlandırdı..
Konunun önemi, seyri ve sıcaklığına istinaden, bu konu ile alakalı bir yazı daha kaleme alacağım..
Selam ve dua ile…
Sadık Çelik