Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Senin de işin zor tabi. Hep iki yüzlü olmak, hep farklı davranmaya çalışmak yoruyordur seni. “İnanmadığın halde inandım demek”(Bakara 8) ne çok acıtıyordur yüreğini. Üstelik o “akılsızlar gibi iman etmen istenince”(Bakara 13) nasıl eziliyordur gururun ve kibrin. Çok darda kaldığında “ben de sizin gibi iman ettim” deyip, şeytanlarına hesap vermeye mecbur kalman ve “ben onlarla alay ediyorum” (Bakara 14) demen bile incitiyordur seni. Bütün kinini ve öfkeni sinen de saklamak zorunda olsan da “kalplerde olanı bileni”(Al-i İmran 154) aldatamayacağın için neredeyse “kininden gebereceksin” (Al-i İmran 119) ama kimsenin haberi yok. Bu yalnızlık çok yıpratıyor seni. İmam Ali’nin (a.s.) hak cephesinin imamı iken derdini paylaşabileceği kimse olmadığı için kuyulara yönelmesi gibi acaba sen de döküyor musun içindeki nifağı, sarayındaki 1000 küsür odadan birine? Bunca odanın varlığının nedeni bu mu yoksa? Sırtladığın nifak yükünü dökebilmek için mi inşa ettin bu kadar odayı ki zaten anca alırdı o yükü bu kadar oda. Kimsen yok değil mi? Mirasını devam ettirecek kadar “usta” kimse kalmadı yanında. Sen ne “usta”ları geride bıraktın da bir “usta” yetiştiremedin hala. Bulamadın cevheri olan birini. Tırnaklarınla kazıyıp bu seviyeye getirdiğin “süfyaniliği”, devredeceğin biri olmayınca hastalandın değil mi? Bu kin seni öldürecek be “usta”. Yoksa bu da senin kaderin mi?
Çevrendekiler bile anlamasa da seni, biz seni anlıyoruz bilesin. Yüzlerce yıl önceden verilmişti haberin. Gelecekte geleceğin belirtilmişti okurduk da o geleceğin geldiğini seni görünce anladık.Çok münafık gördük, çok iki yüzlüye şahit olduk ama sen bir başkasın bizim için. Sen bütün bu kininle ve nifağınla nihai zaferin müjdesisin de aynı zamanda. İmtihanımızın sorusu, dünyalıklarımızın adısın. Şeytanın secde ettiği, hak cephesinin en şedid düşmanısın. Ki seni yenen yener şeytanı. Sana aldanan aldatır kendisini. Yüzüne yansımış olan karanlık, sana bakanı köreltir de hiçbir güneş açamaz gözlerini “aydınlıktan karanlığa çıkaranın peşine düşenlerin”(Bakara 257). Sen de beklenensin. Bizim hasretle beklediğimiz değilsin ama o beklediğimizin gelişinin delilisin. Senin de yükün ağır biliriz. Öyle bir nefis taşımaktasın ki şeytan bile ezilir yükünün altında ve şeytan utanır varlığından sen var iken.
İşte bu yüzden seni idrak edince diyoruz ki “münafıklık zor zanaat(!)”. Önce “çırak” olacaksın sevdireceksin kendini. Barlarda pavyonlarda sürdüğün yaşamı bırakıp takke, tesbih taşıyacaksın acil durumlar için. Boyu dağları aşan kibrine rağmen uzun boyun eğilecek rükularda. Secde bile edeceksin halk ile beraber. Sabredeceksin ele geçireceğin kalpleri düşünerek ve küfr için oruç tutacaksın belli etmeyeceksin kendini. “Ya Allah, bismillah” virdin olacak, olur olmaz yerde tekrar edeceksin ki olur olmaz kimseler uyanmasın. Bir ninni gibi çıkacak dilinden halkın duymak istedikleri. “Yüzük” gibi yuvarlak olacak sözlerin ve her anlamı taşıyacak ne anlamak istiyorlarsa duyanlar için. Fakir olacaksın önce, simit satmış olacaksın. Bu işin mutfağında pişeceksin ki nimetlerinden faydalanasın. Nerede bir şeyh varsa oturacaksın dizinin dibine, sonraları diz çöktürmek için bütün iman edenleri. Ayrılmayacaksın yanından versaceli imamların, böylece piri olacaksın cemaatlerin.
Yavaş yavaş tırmanacaksın nifağın merdivenlerini ki sonu yoktur bu zanaatın. Önce şehremini olacaksın vatanın bir köşesinde. Tecrübe edeceksin idare etmeyi. Karşında duramayacak seni yetiştirenlerin diğer yetiştirdikleri ve yayılacak ünün her şehre. En uç sözler çıkacak senin dilinden ama diline dokunmayacak sana sözleri söyletenler. Seninle aynı dili konuşan halk susturulsa da sen her daim meydanlarda haykıracaksın inanmadıklarını. “Önder böyle olur” dedirteceksin duyanlara. Sonra şiir okuyacaksın herkesin daha önce okuduğu, ama sen farklı olacaksın. İnzivaya alınacaksın yetiştirilmek için ve daha bir yayılacak şanın. “Delikanlıya” çıkacak adın ve böylece az buçuk belli olacak tıynetin ve kinin ama millet hak adına olduğunu zannedecek.“Gömlek değiştirir” gibi değiştireceksin önceki söylemlerini bir anda. Yeni bir dünya kurmak için yeni derinle çıkacaksın meydana. Süsleyeceksin nifağınla dünyayı ve sızacaksın o dünya ile birlikte kalplere. Öyle bir kıvama getireceksin ki halkı dua ettiğinde büyük şeytanın askerlerine duymayacaklar, fuhşu yaydığında görmeyecekler, harama daldıklarında bilmeyecekler artık.
Bunca “çıraklıktan” sonra “kalfa” olacaksın. Ve uyutacaksın iyice zihinleri. Darbe üstüne darbe vurduğunda dahi uyanamayacak kadar mecalsiz bırakacaksın ruhları. Daha önce söylediklerini inkar edeceksin, yolunu belli edeceksin iyice. Bunca fedakarlığın için alacaksın “üstün cesaret madalyasını” seni var edenlerden ve mezarında eğilerek saygı duruşunda bulunacaksın atanın.Dinini dünyaya değişmeyenlerin dünyalarını din edindireceksin ama farkına dahi varmayacaklar yaptığın yollarda yürüdükleri için. Önce meclisinde konuşturacaksın şerrin cumhurbaşkanını sonra “one minute” diyeceksin kameralar önünde ki uyusun tekrar uyananlar. Ticaretin gelişecek her dem şerr ile ve gemicikler sahibi olacaksın simitlerden sonra. Ektiğini biçmeye başlayacaksın bu dönemde ama nifağını yine ekmeye de devam edeceksin ki boş kalmasın tarla. Tüm komşularına gülücükler dağıtacaksın kazarken altlarını. Sınırları kaldıracaksın sınırı olmayan şerrini bulaştırmak için. Kol kola gireceksin o kolları kırabilmek için. “Ana yurduna” düşman olan herkese dost görüneceksin önce tedbirlerini bırakmaları için. Sokulacaksın yılan gibi yanlarına. Meydanlarda haykıracaksın halkın hak zannetiklerini ki sonradan o hak(!) için dökmelerini isteyeceksin kanlarını.
Kıvama gelince ümmet “usta” olacaksın öldürmek için. Artık eline geçirdiğine emin olduğun zihinlere ve ruhlara son darbeyi vuracaksın “kader” diyerek. Ya madenlerde ya inşaatlarda öldürdüklerin yetmeyecek, şehirlerinde patlatacaksın bombaları. Zaten varlıklarının senin varlığına bağlı olduğunu düşündüklerine yeterince sabretmiştin. Artık çimeni gül, kargayı bülbül diye kabullendirmiştin ya ölmüşlerdi onlar çoktan ama cismende kalkmalıydılar ortadan.Yaşamalarına müsade edeceklerinin damarlarında dolaşmamalıydı kan. Yatsıda bile yanan “ampulün” ve sahte ışığın masrafını dahi alacaksın mazlumlardan hem de onları aydınlatmadan ve ısıtmadan. Diktiğin sarayın en tabii hakkın olduğunu söyleyeceksin ama itiraz edene “külliye” diyerek itiraz edeceksin. Halktan çaldıklarının halka ait olduğunu söyleyeceksin o halka zerre değer vermezken. Binlerce korumanla tavaf edeceksin Kabeyi, “yalnız Allah’tan (c.c.) korkacaksın” ve yalnız O’nu (c.c.) sevmeyeceksin ki kavuşmamak için bu kadar çaba sarfedeceksin. Herkes görüsün diye kıldığın “cuma”yı bekleteceksin koca şehirlerin cemaatlerini ve kameralar şahit olacak “secdelerine” ki kullanmak için delilin olsun.
Ve tüm kininle alt yapısını hazırladığın savaşı dayatacaksın en sonunda ümmete. Yerle bir edeceksin han-u manları, yıkacaksın ocakları en vahşi canavarları salarak mazlumların üzerine. Akacak her damla kan ile mutlu olacaksın ömrünü uzattığın “ana yurdu”na bakarak. Sana harcanan emeğin hakkını eda edeceksin gözyaşlarının üzerine kurduğun saltanat ile. Kendini ilah ilan ettiğinde dahi uyanmayanların ölüm uykusunun verdiği cesaretle kükreyeceksin meydanlarda bir korkak ne kadar kükreyebilecekse. Baktın ki kıpırdanıyor millet alacaksın Kur’an’ı eline “ben ancak ıslah ediciyim diyeceksin” (Bakara 11) hiç utanmadan. Yüzsüzlüğü yıllar öncesinde meziyet edinmiştin ya hani. Hani on dakika önce söylediğini on dakika sonra inkar etmiştin ya sıkılmadan, burda da göstereceksin maharetini. Ümmetin selametini düşündüğün için kanlarını döktüğünü söyleyeceksin. Direniş cephesine isyan edeceksin oluşturmak için ömrünü tükettiğin “yeni dünya düzeni” de denilen “bop”a karşı çıktıkları için. Her zulmün aktörü olacaksın her nifağın öznesi. Seni tanımlamaya yetmeyecek hiçbir sıfat, sıfatsız kalacaksın ömrün boyunca.
Bunlar zordur elbet tahmin ediyoruz. Nif”ak” zor bir zanaat ve sen bu zanaatın gelmiş geçmiş en “usta” temsilcisisin. Hakkını vermek lazım…