(ABNA24.com) Türkiye Milli Güvenlik Kurulu-MGK cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığında son toplantısının ardıdnan yayınladığı bildiride, "Türkiye'nin, insani bir mesele olarak ele aldığı Suriyeli sığınmacıların evlerine bir an önce dönmelerini sağlayacak güvenli bölge projesinin hayata geçirilmesine ilişkin samimi gayretlerini daha ileri adımlarla güçlendireceği belirtilmiş; milli güvenliğin sağlanması için gereken iradeyi ortaya koymakta tereddüt etmeyeceği ifade edilmiştir" denildi.
Türkiye Milli Güvenlik Kurulu ayrıca, Suriye topraklarında 32 kilometre derinlikte sözde güvenli bölgenin oluşturulmasını de istedi. Söz konusu bildiri, Amerika'nın daha önce sadece 15 kilometre derinlikte bir bölgenin Suriye topraklarında oluşturulmasına onay verdiği sırada yayımlanmaktadır. Böyle bu bildiri bölgedeki tansiyonu da arttırarak savaş çapının genişlemesine de yol açabilir.
Türkiye Milli Güvenlik Konseyi bu tür kararları ilk kez almıyor. Gerçekte Türkiye'de yaşanan başarısız 15 Temmuz 2016 darbesinin ardından Türkiye hükümeti ilginç girişimlerde bulundu. Bunların en önemlileri arasında sınır ötesi Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarının Suriye topraklarında gerçekleştirilmesi idi.
Uluslararası hukuk açısından Türkiye ordusunun bu iki önemli operasyonu, komşu ülkeye açık bir saldırganlık ve bağımsız bir ülkenin siyasi egemenliğinin ihlali sayılmasına rağmen Recep Tayyip Erdoğan AK Parti propaganda araçlarından yararlanarak bu operasyonları, Türkiye milli güvenliğinin korunması doğrultusunda olduğunu savundu.
Mevcut durumda ise 15 Temmuz darbesinin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen Türkiye hükümeti bu kez de Fırat'ın Doğusunda bir operasyon düzenlemek istiyor.
Tabii bu operasyon Türkiye ekonomisine ağır masraflar yükleyecektir.
Bu hususta İsveç'in Uluslararası Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü-SIPRI'nin uzmanları ve araştırmacılarından Nan Tian şöyle bir tahminde bulunuyor:
" Mevcut sürecin göz önünde bulundurulması ile Türkiye dış siyasetinin Suriye silahlı Kürt gruplarına karşı koymak ve Türk silahlı kuvvetlerinin Doğu ve Batı Fırat'ta operasyonlarının artması yönünde gelişeceği söylenebilir. Bu girişimler ise Türkiye'nin askeri masraflarını git gide arttıracaktır. "
Her halükarda Türkiye'nin katlanmak zorunda kaldığı ağır askeri masraflarının yanı sıra, "Suriye ve Irak'ta askeri operasyonların devam etmesi talimatı, her iki ülkenin de Amerikan ve Türk askeri güçlerinin ülkelerinden çıkmasını istediği bir sırada verildiği” söylenebilir.
Bu hususta Suriye dışişleri bakanı Velid Muallim 28 Eylül Cumartesi günü Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi toplantısında bir kez daha işgalci Amerikan ve Türkiye ordusu askerlerinin Suriye topraklarından çıkmasını ve Astana anlaşmasının Ankara hükümeti tarafından uygulanmasını istedi.
Suriye dışişleri bakanı Muallim, “Türkiye'nin Suriye toprakları içerisindeki askeri gözlem kuleleri ve üsleri teröristleri destekleme üslerine dönüşmüş ve Suriye ordusu karşısında engel oluşturmuştur. Buna ilaveten Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapan Türkiye gibi bir ülke mültecilerin geri dönmesi yolunda engel oluşturup boş mazeretler ve şartlar ortaya atarak mülteciler meselesini kendi hedefleri doğrultusunda suiistimal etmektedir.” Dedi.
Aslında, Türkiye'nin Suriye topraklarındaki varlığını sürdürmesine vurgusunun, gelecekte iktidar partisi ve Türkiye halkı için ön görülemez olumsuz etkilere yol açmasının muhtemel olduğu söylenebilir. Buna ilaveten müdahalelerin devam etmesi Türkiye cumhurbaşkanı ve AKP başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bu doğrultudaki olumsuz adımı sayılır. Çünkü bu girişim, iki ülkenin gelecek nesillerinin de gerilim içinde ve husumet duyguları ile yaşamasına yol açacaktır./
/129
3 Ekim 2019 - 07:57
News ID: 980116
Türkiye Milli Güvenlik Kurulu-MGK cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığında son toplantısının ardıdnan yayınladığı bildiride, "Türkiye'nin, insani bir mesele olarak ele aldığı Suriyeli sığınmacıların evlerine bir an önce dönmelerini sağlayacak güvenli bölge projesinin hayata geçirilmesine ilişkin samimi gayretlerini daha ileri adımlarla güçlendireceği belirtilmiş; milli güvenliğin sağlanması için gereken iradeyi ortaya koymakta tereddüt etmeyeceği ifade edilmiştir" denildi.