2 Ocak 2020 - 06:00
Türkiye'nin Askerileşmeye Odaklanması

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Envantere girecek" dediği görüş içi hava füzesi Bozdoğan'ın ilk atışı gerçekleştirildi. Göktuğ Projesi kapsamında geliştirilen Bozdoğan Füzesi, 2020 yılında uçaktan test atışlarının tamamlanmasından sonra Türk Silahlı Kuvvetlerinin envanterine girecek.

Ehlibeyt (as) Haber Ajansı ABNA - Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, Savunma Sanayii Araştırma ve Geliştirme Enstitüsünce (SAGE) Göktuğ Projesi kapsamında geliştirilen Bozdoğan Füzesi, 2020 yılında uçaktan test atışlarının tamamlanmasından sonra Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) envanterine dahil olacağı bildirildi.

Recep Tayyip Erdoğan gelecekte daha fazla güdümlü füzelerin geliştirileceği ve üretileceğini duyurdu.

Türkiye'nin Kıbrıs adası ve Yunanistan açık sularındaki askeri hareketlenmesi göz önünde bulundurulduğunda ayrıca Türkiye'nin Libya ve Kuzey Afrika açık sularında askeri ve ekonomik olarak varlık göstermesinden yola çıkarak Ankara hükümetinin ilk yerli havadan havaya füzenin başarılı bir şekilde test edilmesinin Türkiye'nin git gide askeri olarak geliştiğini söyleyebiliriz. Gerçekte Türkiye'nin askeri hareketlenmesi bu ülkenin ordusunun bölgede ve dünyada askeri varlığını arttırmak için uzun vadeli planlar yaptığını gösteriyor.

Bu hususta Recep Tayyip Erdoğan son zamanda Türkiye'nin askeri yeterliliği ve kendine yeter duruma gelmesine vurgu yaparak Batılı devletlere ve yabancı şirketlere askeri bağlılığın da 2002 yılından beri yüzde 40 azaldığını öne sürmüştür.

Daha önce ise Recep Tayyip Erdoğan Mayıs 2016'da Ankara hükümetinin 2023 yılına dek savunma sanayiinde tam bir yeterliliğe kavuşacaklarını da ileri sürmüştü. Recep Tayyip Erdoğan başarısız 15 Temmuz darbesinden iki ay önce bölgede özellikle de Türkiye komşuluğunda bulunan ülkelerde güvenlik tehditlerinin artmasına değinerek Ankara'nın halkın güvenliğini temin etmesi için askeri ve savunma alanında kendine yeter hale gelmesine vurgu yapmıştı.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümetindeki makmaların kimi Batılı devletler ve hatta NATO'dan dolayı kaygı duyduğu bir sırada askeri ve savunma alanında güçlenmekten ve yerlileşmekten söz etmektedir. Örneğin Türkiye askeri güçlerinin Suriye'nin Kuzeyine yönelik saldırısı sırasında Ankara makamları özellikle de Recep Tayyip Erdoğan konuşmalarında defalarca Amerika ve kimi Batılı kuruluşlar ve devletlerin bu ülkeyi bölmek istediğini ileri sürdü.

Bu hususta siyasi uzman Azerbaycan Cumhuriyeti milli meclisi temsilcisi Hikmet Babaoğlu şöyle bir değerlendirmede bulunmuştur: "NATO Türkiye'nin ortağı olsa da ancak bu ülkenin güvenliğini tehdit eden siyasi ve askeri bir merkeze dönüşmüştür. "

Sözkonusu  Azeri uzmanın belirttiğine göre  NATO'nun Batı Asya'da faaliyetlerinin artması ile Batı'nın da Türkiye'yi bölmek girişimleri ve çabaları tecelli etmiştir. "

Kimi gerçeklere rağmen şöyle diyebiliriz: "Amerika ve kimi Batılı devletlerin Türkiye'yi bölme çabaları Ankara hükümetinin diğer ülkeleri işgal etmesine ve Türkiye'nin yayılmacılık siyasetine alet olmamalıdır. Bu çerçevede Türkiye'nin askeri alanda da yerli kapasitelere dayanması bu ülkenin caydırıcılık gücünün artması ve teröristler ile mücadeledeki gücünün pekiştirilmesi doğrultusunda anlam kazanmalıdır. Tüm bunlara rağmen pratikte görünen o ki Türkiye hükümeti bu hedefin gerçekleşmesi yolunda bölge ve dünya ülkeleri aleyhinde saldırgan bir güce ve yayılmacı siyasetler izleyen bir ülkeye dönüşmektedir.

Genel olarak değerlendirmemiz gerekiyorsa Türkiye'nin bölgede ve dünyada askeri varlığını arttırması ve güçlendirmesi şöyle bir ifadede bulunabiliriz:Ankara hükümetinin Türkiye'nin savunma gücünün artmasına yaptığı vurguya rağmen ancak siyasi uzmanlar bu ülkenin Suriye, Irak, Doğu Akdeniz ve Libya'daki askeri varlığını Türkiye'nin milli çıkarlarına ters düştüğünü söylüyorlar.

Doğal olarak mevcut süreç Türkiye'yi Neo-Osmanlıcılık ülküsünde de olduğu yayılmacı hedeflere varmakta Ankara'ya yardımcı olmayacaktır. Kuşkusuz mevcut sürecin devam etmesi Türkiye'nin büyük bir bataklığa da sürükleyebilir. Böyle bir bataklıktan çıkmak ise öngörülemez masrafları Ankara ve Türkiye halkına dayatacaktır.

.........
340