Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla
Ademoğlu’nun İblis ve orduları ile mücadelesi yaratılışın hemen ardından başlamıştır. Kıyamete kadar devam edecek olan bu “hak-batıl” kavgası Adem (a.s)’ın oğulları “Habil ve Kabil” ile müşahhas hale gelmiş, “mustazaf ve müstekbir” olarak ete kemiğe bürünmüştür.
“İnsan”ın kendi türünden sapmışlara karşı verdiği çetin ve çetrefilli mücadelesinde İlahi Yaratıcı, tarihin her evresinde mazlum ve mustazaflara rahmetle muamele etmiştir.
İlahi Rab, “hak cephe”in müntesiplerine bu kutlu “insanlık” mücadelelerinde yollarına ışık olacak öğretiyi suhuf ve kitaplar olarak, peygamberleri ise bu suhuf ve kitapların mücessem şekli olan ilahi önderler olarak bahşetmiştir. Hiçbir zaman Yüce Yaratıcı “insan”ı terk etmemiş ve onu yalnız bırakmamıştır…
Ancak bazı İslami mektepler, Kur’an-ı Kerim’in inzali ve Hatemü’n-Nebi Muhammed Mustafa (s.a.a)’nın daru’l bekaya irtihali ile Allah’ın “önderlik makamı” noktasında “insan” ile ilişkisinin kesildiğini ve Ademoğlu’nun kendi haline bırakıldığını düşünmektedir.
“Allah’ın belli bir tarihten sonra “insan”ı kılavuzsuz bir şekilde kendi haline bırakması “ilahi adalet” açısından nasıl izah edilebilir?” sorusunu müzakere etmeyi konunun uzmanlarına bırakıyoruz. Zira bizim esas amacımız böyle bir konuyu teknik boyutları ile ele almak değildir.
“Peki, öyleyse bu makale de amaçlanan nedir?” sorusuna şöyle cevap verelim: “Bu makalenin amacı, -her tür ve boyuttan itikadi, fıkhi teknik tartışma ve ihtilafları bir kenara koyup sadece siyasal açıdan yaklaşarak- bugün “Velayet-i Fakih” iddiası ile İslam İnkılabı’na önderlik etmekte olan Seyyid Ali Hamaney’in gerek İslam dünyası ve gerekse insanlık toplumu üzerindeki kader belirleyici rol ve etkisini analiz etmeye çalışmak olacaktır.”
Seyyid Ali Hamaney, “insan”ın başardığı en yüce devrim olarak görülebilecek İslam İnkılabı’nın gerçekleşme sürecinde İmam Humeyni (r.a)’nin en değerli dost ve yarenlerinden biri idi. 1981 yılında İslam İnkılabı Cumhurbaşkanlığına ve İmam Humeyni (r.a)’nin vefatı ile 1989 yılında İmam’ın (r.a) tavsiye ve işareti, Hubregan (Bilgeler) Meclisi’nin onayı ile “Velayet-i Fakih” makamına geldi.
Tam otuz dört yıldır dünya kamuoyunu önünde. Yirmi altı yıldır İslam İnkılabı’na önderlik ediyor. İnkılab’ın toplumsal, diplomatik, bürokratik, politik, ekonomik, askeri ve kültürel tüm ana siyasetini O belirliyor. Her vesile ile gerek bölgesel ve gerekse küresel siyaset, din, ekonomi, ilim, irfan, felsefe, sanat vs. üzerine değişik katmanlardan insanlara hitap ediyor. Tüm gözler üzerinde. Küresel emperyalizm ve gasıp siyonizm aldığı nefesleri sayıyor. En küçük hata ve ayrıntıları yakalayıp aleyhte kullanmak için tüm düşman ve hasetçiler pusudalar.
Şimdi bu tespit ve veriler ışığında Seyyid Ali Hamaney ile ilgili bazı sorular soralım ki, onun gerçek şahsiyetini açığa çıkarmaya bir nebze olsun yardımcı olsun.
Otuz dört yıldır tüm siyaset, hitabet, resmi ve şahsi hayatı dünya kamuoyunun yoğun gözlemi altında olan Seyyid Ali Hamaney, bir kez olsun “vahdet”e aykırı veya vahdete zarar verici bir eylem ve söylemin sahibi olmuş mudur?
Bir kez olsun küresel emperyalizme –uşaklık yapmak bir yana- yandaşlık kabul edilebilecek bir amel ve söz serdetmiş midir?
Bunca zamandır “bir an” olsun “gasıp siyonist rejim”in varlık ve meşruiyetini kabullenmiş midir?
Sorumluluk üstlendiği ilk günden bu yana Seyyid Ali Hamaney, “Filistin Meselesi” ve kutsal “Kudüs Davası”ndan bir an el çekmiş midir? Filistin için bedel ödemek gerektiğinde bundan zerre miktarınca imtina ettiği olmuş mudur?
Kamuoyunun tüm imkanları ile projeksiyon altında tuttuğu bu otuz dört yıl boyunca Seyyid Ali Hamaney’den bir kez olsun dünya müstekbirlerinin lehine ve mustazaflarının aleyhine denilebilecek bir fiil veya fikir sudur olmuş mudur?
İslam İnkılabı Rehberi, önderlik ettiği bu on yıllar boyunca hiç birbirine tenakuz arz edecek ve birbirini zemmedecek görüş ve eylemler sergilemiş midir?
Gerek cumhurbaşkanlığı ve gerekse “Velayet-i Fakih” makamında olduğu yıllar boyunca sürdürdüğü özel ve resmi hayatı; müstekbirleri andıran bir yaşam mıdır yoksa toplumun en alt katmanından bir mustazaf gibi ilahi önderleri çağrıştıran bir yaşam mıdır?
Akıl ve vicdan sahipleri açısından bu soruların cevapları gün gibi aydındır! Akıl ve vicdan devre dışı kaldığında, kin ve haset damarları kabardığında ise güneş zaten karanlıktır!
Seyyid Ali Hamaney, ilmi ve takvası, basiret ve feraseti, siyaset ve yönetimi, merhamet ve cesareti, özel ve resmi yaşantısındaki peygambervari ahlakı ile İslam İnkılabı’na liderlik ve “Velayet-i Fakih” makamı ile ümmete önderlik etmeye kamilen layıktır.
Beşer tarihinin en “insan devrimi” olan İslam İnkılabı, belli bir mezhep ya da etnisite ile sınırlanmaktan çok daha yücedir. İslam İnkılabı, tüm Müslüman, mazlum ve mustazaf halkların inkılabıdır. Öyleyse İslam İnkılabı Rehberi Seyyid Ali Hamaney, bir mezhep, ırk ya da milletin değil -kabul etsinler ya da etmesinler- tüm İslam ümmetinin ve hatta tüm dünya mazlum ve mustazaflarının önderidir.
Rehber Seyyid Ali Hamaney’in basiret ve ferasetle inşa ettiği ve bugün özellikle Ortadoğu’da küresel emperyalizm ile gasıp siyonizme karşı halkların zaferi olarak tecessüm eden siyaset -karşıtları dahil olmak üzere- tüm İslam ümmetinin lehine ve geleceğinedir.
Velayet-i Fakih’in basiret ve feraset dolu önderliğiyle mazlum ve mustazaflar izzet ve göz aydınlığı yaşıyorlar. Müstekbirler ise rezil ve rüsva oluyorlar. Burunları sürtülüyor. Ancak müstekbirler bile -zulümde belirli bir çizgide durma zorunda kalmakla- bu rahmetten etkilenmiş oluyorlar.
“Hak-batıl” mücadelesinin modern zamanlar evresi “batıl”ın en sistemli teşekkül ettiği bir çağ olmuştur/olmaktadır. Küresel emperyalizm ve gasıp siyonizmin akıl almaz maddi güç, teknolojik imkanlar ve üst düzey organize oluşla ürettikleri fitneler, İslam ümmeti ve tüm dünya mustazaflarının üzerine kara bulutlar gibi çökmüş; İslam halkları emperyalizme uşak veya yandaş yönetimlere mahkum edilmiş; kanaat önderleri, aydınlar, entelektüeller, akademisyenler ya peşinen sus paylarını aldıklarından ya da gelecekte ulaşacaklarını umdukları imkan ve makamlar dolayısıyla kalem ve sözlerini ya satmış ya askıya almış durumda.
“Ya Velayet-i Fakih olmasaydı!” ümmetin ve mustazafların hali nice olurdu! Dünya mazlum ve mustazafları ne yapardı! Fitnelerin önünü kim kesecekti? Kim kirli olaylar, hain planlar ve kör desiseler üzerindeki perdeleri yırtacaktı? Mazlum ve mustazaflar kime sığınacaktı?
“Batıl”ın emperyalizm ve siyonizm eli ile azgınlığının doruğuna çıktığı bu fitneler çağında ya Velayet-i Fakih olmasaydı..!
Muntazar Musavi