2 Haziran 2015 - 16:22

İman eden ve imanlarını zulümle karıştırmayan kimseler var ya, işte güven onlarındır ve onlar hidayete ermişlerdir. (En’am 82)

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bismillahirrahmanirrahim

Tevhit, tüm semavi dinlerin en başta gelen çağrısıdır. Çünkü dinlerin temel amacı insanı insanlığı ile buluşturmaktır ve bu ancak tevhitle mümkündür.

Tevhit, güç ve kudretin tümüyle Yüce Yaradan’a ait olduğu hakikatini içselleştirmektir. Tevhit, ancak kudreti tümüyle elinde bulunduran Allah’a tam bir teslimiyet göstermekle tahakkuk eder. Yani muvahhit bir insan Allah’a rağmen bir teşebbüs içinde asla olamaz. Çünkü o, Allah’ın rızasına aykırı bir davranışta sadece hüsran olduğunu çok iyi bilmektedir. Peki, neden tevhit bu derece önemlidir?.. Zira tevhit, varlık âleminde hikmet sahibi tek bir gücün her şey üzerindeki hâkimiyetini kabullenmek demektir. Bu inancı içselleştiren bir insan ise vakalara o zaviyeden bakar ve olgulara o açıdan yaklaşır. Tevhidi içselleştirmiş bir insan öncelikle kendi içindeki anlamsızlık kargaşasından kurtulur ve sorumluluğunun idrakine varır. Kendisi ve çevresi ile ilgili kararlarda Allah’ın rızasını önceleyen bir tutumla hareket eder. Vücudundaki bütün organlar tek bir merkezden emir alır ve tek bir merkezden yönetilir. Dolayısıyla tevhitle buluşmuş bir insan, kendine göre doğrular oluşturma gafletine düşmez; aksine gerçek doğruların samimi takipçisi olur. Davranışlarında kendisini sorumsuz ve bağımsız görmez. O, Rabbine olan inancının kendisine bir sorumluluk yüklediğinin bilinci içindedir ve bu bilinçle hareket eder.

Kur’an-ı Kerim, inanç ve salih ameli insanın felahına mucip iki kanat olarak görmektedir. İnancın salih amele dönüşmesi ise ancak onun içselleştirilmesiyle mümkündür. Ancak salih amelle buluşmuş olan bir iman insana güven ve huzur verir. İmanın insan için emniyet kaynağı olması ise insanın imana dönüşmesi ile mümkündür. İmana dönüşmemiş bir insan, gerçek anlamda mümin sayılmaz. Yani tüm varlığı ile imanın gereği gibi yaşamayı başaramamış bir mümin, eksik bir mümindir. O, imanı ölçüsünde emindir ve emniyettedir. İnsan, imanı ölçüsünde çevresine güven verir ve kendisini güvende hisseder. Şu ayette bu hakikat çok güzel ifade edilmiştir:

İman eden ve imanlarını zulümle karıştırmayan kimseler var ya, işte güven onlarındır ve onlar hidayete ermişlerdir. (En’am 82)

Allah’ın rızasına aykırı olan her davranış bir zulümdür. Zulüm haksızlık demektir, hak edene hakkını vermemektir; haklıyı haksız, haksızı haklı göstermektir. Zulüm zulmet ve karanlık demektir. Karanlıkta tehlike vardır, karanlıkta sapma vardır, karanlıkta kararsızlık vardır, karanlıkta kaos, kargaşa ve belirsizlik vardır. Onun için Firavunlar, Hamanlar, Nemrutlar genellikle karanlık ortamlarda neşvü-nümuv ve arz-ı endam ederler. Hiç düşündünüz mü, neden bu tağutlar hep iman abideleri olan peygamberlere karşı en çetin mücadeleyi vermişlerdir?! Çünkü gerçek anlamdaki bir iman, toplumu aydınlatır. Aydınlanmış bir toplumda artık karanlıktan beslenen tağutlar mevcudiyetlerini sürdüremezler.

Aydınlanmış toplumda yaşayan insanlar, sadece Allah’a kul olmanın şuuru ile bütün sahte kulluk prangalarından kurtulmuş olurlar. Kutsiyetin sadece Allah’a ait olduğunu anlamış olmanın basiret ve feraseti ile hareket ederler. Bu yüzden Allah hattından çıkmış ve nefsini ilah edinmiş olanların korkulu rüyasına dönüşürler. Aslında sözün özü şudur:

İyi olmayı beceremeyenler, iyileri kendilerine benzetmenin çabasına girerler. İyilikten ve iyilerden asla haz etmezler. Çünkü onları kötülükleri karşısında birer tehdit olarak görürler. Kur’an-ı Kerim’de bunun bariz örneklerinden biri Lut kavmidir. Onlar içinde bulundukları sapkınlık girdabında bocalarken birilerinin tertemiz kalmasından rahatsızlık duymaktaydı. Neml suresinin 56. ayetinde şöyle geçmektedir: “Kavminin cevabı sadece, “Lut’un ailesini şehrinizden çıkarın; çünkü onlar kendilerini temiz tutmaya çalışan kimselerdir” demek olmuştu.” Ayetten de anlaşılacağı gibi bazen toplumda öyle bir yozlaşma meydana gelir ki temiz olarak yaşamak cezalandırma sebebi sayılabilir… Ayrıca hukuki normları belirlemede çoğunluğun düşüncesinin her zaman doğru olmadığı konusu da ayetten anlaşılan bir diğer gerçektir. Hz. Lut’un tutumunda ise batıl ne kadar güçlü olursa olsun ona boyun eğmemek gerektiği hususunu net olarak anlamaktayız. Yani “nasıl olsa zulüm çarkı her tarafı kuşatmış, dolayısıyla da benim zulme karşı bir duruş ortaya koymamın anlamı yoktur” düşüncesi her zaman mahkûmdur. Bize düşen konjonktürel gelişmelere göre yaşamak değil, aksine tüm koşullara rağmen kulluğa yakışan bir duruş içinde olmaktır. Hakkı her şeyin üstünde tutan anlayışla vakalara yaklaşmak, her ne kadar bizi yalnızlığa itse de asla bundan taviz vermemeliyiz.

Yüce Allah’ın yardım ve zaferi inananlarladır. Bu Allah’ın gerçek vaadidir. Onun için asla gevşeklik ve zafiyete kapılmadan sırat-ı müstakimdeki yürüyüşümüze devam etmeliyiz. Gece karanlığının en doruk noktaya ulaşmasının ardından şafağın sökmeye başlamasından şu dersi çıkarabiliriz: Yeryüzündeki zulümler ve haksızlıklar ne kadar yaygın olursa olsun tabiatın gereği olarak yok olmaya mahkûmdur. Kalıcı ve hâkim olacak haktır, batıl ise yok olup gitmeye mahkûmdur. Onun için batıl ehlinin çokluğu ve hak ehlinin az oluşundan korkuya ve karamsarlığa kapılmamalıyız. Hakkın muzaffer olduğuna dair inanç ve güvenimizi her zaman diri tutmalıyız. Bunu başarabilmemiz içinse Allah’ın yeryüzündeki son hücceti olan Hz. Mehdi (a.s) ile irtibatımızı güçlü tutmalıyız. Onun ideallerine uygun bir yaşam tarzını hayatımıza hâkim kılmalıyız.

Allah'ım! Peygamber'imizin (Senin salât ve selâmın ona ve Ehlibeytine olsun) yanımızda olmamasından, İmamımızın gaybetinden, düşmanımızın çok ve sayımızın azlığından, üzerimize gelen fitnelerin şiddetinden ve zamanın şartlarının bizi güçsüz düşürmesinden Sana şikâyet ediyoruz. Muhammed ve Ehlibeytine salât eyle; katından olan acil bir zaferle, zorlukları gidermenle, güçlü bir yardımınla, aşikâr kıldığın hak bir saltanatla, bizleri kapsayan geniş bir rahmetinle, bizleri örten bir afiyetle bize yardımda bulun; rahmetin hakkına ey merhametlilerin en merhametlisi.

Mikail Gürel