10 Haziran 2015 - 06:41
HDP’nin kazandığı zafer, Sol’un Sağ’a, İslam’ın Küfr’e, Kürtler’in Türkler’e karşı bir zaferi değildi...

HDP Devrimi’ne Entelektüel Bakış

 Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bu zafer, Sol’un Sağ’a karşı zaferi değildir.

     İslam’ın Küfr’e karşı zaferi hiç değildir.

     Kürtler’in Türkler’e karşı zaferi hiç mi hiç değildir.

     Bu zafer; Sol’un Sol’a karşı zaferidir.

     Bu zafer; İslam’ın İslam’a karşı zaferidir.

     Bu zafer; Kürtler’in Kürtler’e karşı zaferidir.

     Bu zafer; Türkler’in Türkler’e karşı zaferidir.

     Bu zafer; sahte solculara karşı gerçek solcuların, sahte dîndarlara karşı gerçek dîndarların kazandığı muhteşemötesi bir zaferdir.

     HDP’nin siyasî kimliği, parti kurucularının fikrî temayülleri, hatta HDP’nin bir “proje” mi yoksa “hîv û roj” mu olduğu tartışmaları, hiç mi hiç önemli değil bu zaviyeden. HDP, bu “doğuş” için kurumsal bir adres işlevi gören “çatı” idi sadece.

     “Okuması olmayanların yazar, yazması olmayanların da gazeteci yapıldığı” bir ülkede yazacaklarımı kaç kişi anlayarak okuyacak bilmiyorum ama, mesele bir seçim meselesi değildi.

     Mesele şuydu Müslüman kardeşlerim, Sosyalist yoldaşlarım, Kürt ırktaşlarım ve Türk yurttaşlarım, mesele şuydu:

     Geri kalmış toplumlarda, özellikle de adına “Türkiye” dedikleri bu coğrafyada, üzerinde yaşadığımız bu cennet ve cinnet topraklarda, her türlü itikat, inanç, fikir, akım ve ideolojinin ırzına geçildi.

      Ne kadar itikat, inanç, fikir, akım ve ideoloji varsa, hepsi tahrif edildi, yozlaştırıldı, özünden saptırıldı.

     Özünde “proleter” ve “devrimci” olan Solculuk, ne hikmetse bizim ülkemizde “Kemalist” idi.

     Özünde “mustaz’âf” ve “devrimci” olan İslam, ne hikmetse bizim ülkemizde “Saltanatçı” idi.

     Özünde “halkçı” ve “eşitlikçi” olan Demokratlık, ne hikmetse bizim ülkemizde sadece kılları ağzının içine giren sarkık bıyıklar idi. Yani siyaseti değil, berberlik mesleğini ilgilendiren bir kavramdı.

     Özünde “özgürlükçü” ve “hoşgörülü” olan Liberalizm, ne hikmetse bizim ülkemizde sadece “liboş” idi.

     Ama bu vardı ve iktidarların yanına kârdı diye, bütün bu itikat, inanç, fikir, akım ve ideolojilerin sahte temsilcilerine karşılık, bütün bu itikat, inanç, fikir, akım ve ideolojilerin samimî ve halis temsilcileri de hiç yok demek değildi.

     Az da olsa uz da olsa, kovuldukları köy dokuz da olsa, onlar da hep vardı. “Marjnal” diyorlardı onlara. Az oldukları ve ellerinde saz oldukları için.

     Kendisini ırkçı İttihat – Terakki zihniyetinin faşist isimleri tarafından kurulan bu laik – kemalist rejimi korumaya adamış, bütün varlığını bu şoven rejimi koruma güdüsü üzerine bina eden Kemalist Sol’un yanında, proleteryanın ve emekçi işçi sınıfının onurlu mücadelesine dayanan, Latin Amerika rûhuna sahip Devrimci Sol, hep vardı bu topraklarda. Az da olsa uz da olsa, kovuldukları köy dokuz da olsa, onlar hep vardılar. “Kutsal kitap” muamelesi çektikleri “Nutuk” okuyan, Dersim ve Zilan katliâmlarının faillerini “ulu önder” kabul eden ve CHP, SHP, DSP, İP gibi partiler etrafında kümelenen bu sahte Solcular’ın aksine, samimî ve bilinçli gerçek Solcular, Roza Luxemburg okuyorlardı, Hannah Arendt okuyorlardı, Leo Hubermann okuyorlardı.

     Uğursuz Emevî saltanatının 1500 yıl sonraki temsilcileri olan, Rahmet Peygamberi (saw)’nin vefâtından sonra Qur’ân’ın aslî mesajını bırakıp uydurulan hadislerle ve saraylarda, iktidar sofralarında verilen fetvâlarla kurumsallaştırılan, Hz. İmam Ali (as)’nin ifadesiyle “kürkün ters çevrilip İslam’a giydirildiği” yoz ve yobaz bir İslamî anlayışa sahip Saltanatçı İslam’ın yanında, öz Qur’ânî ve Tevhîdî bir çizgide kalmayı başarmış, pâk Ehl-i Beyt (as)’in terbiyesinden geçmiş, mektebî donanımını Fatımâ Zehrâ (sa)’nın o – Ali Şeriatî’nin demesiyle – “tarihten daha büyük olan küçücük evi”nde almış, Muaviye’nin değil Ebû Zerr’in hattında yürüyen Sahih İslam, hep vardı bu topraklarda. Az da olsa uz da olsa, kovuldukları köy dokuz da olsa, onlar hep vardılar. Hayata dokunmayan, hele hele iktidarları ve egemen güçleri hiç rahatsız etmeyen, tüm uğraşları “Kızıldeniz ortadan mı ikiye bölündü yoksa kenardan mı?”, “Hz. Musa Tur Dağı’na çıktığında ayağında Ankara lastiği mi vardı yoksa cizlavut mu?”, “Kadının sesi mi daha çok haramdır yoksa boğaz burun kulağı mı?” gibi absürd, ne kendilerine ne de başka kimseye bir faydası olan konularla ilgili “İlmihal” kitaplarının beyinsizleştirdiği bu sahte Dîndarlar’ın aksine, samimî ve bilinçli gerçek Dîndarlar, Ali Şeriatî okuyorlardı, Seyyîd Qutb okuyorlardı, Mevdudî okuyorlardı. (Bir de bazıları benim yazılarımı da okuyorlardı ama Taraf’ta yazmaya başlayınca okumayı bıraktılar)

     Velhasıl-ı kelâm, üzerinde yaşadığımız bu cennet ve cinnet topraklarda, her türlü itikat, inanç, fikir, akım ve ideolojinin ırzına geçilmişti ancak, bütün bu inanç ve ideolojilerin samimî temsilcileri de her dönemde vardılar. Az idiler ama, çok az. “Marjinal” idiler. Fakat, vardılar.

     İşte bu seçim, 7 Haziran 2015’teki bu son seçim, bütün bu “az” olanların “çok” olanlara karşı kazandığı bir zaferle neticelendi.

     Her türlü itikat, inanç, fikir, akım ve ideolojinin sahte temsilcilerine karşı, bütün bu aynı itikat, inanç, fikir, akım ve ideolojilerin gerçek temsilcileri HDP çatısı altında biraraya geldiler, buluştular, tanıştılar, kaynaştılar, güçbirliği yaptılar ve herkes mensubu olduğu kendi dünya görüşünün sahte temsilcilerine asla ve asla unutamayacakları esaslı bir tokat attılar.

     Her inancın / düşüncenin “samimî” olanları, o aynı inancın / düşüncenin “münafık” olanlarına karşı devrimci bir başarı kazandılar.

     Siz bazıları Ekrad, bazıları Etrak, bazıları da matrak olan sevgili okuyucularıma anlatmak istediğim şey şu:

     HDP’nin kazandığı bu zafer, Sol’un Sağ’a, İslam’ın Küfr’e, Kürtler’in Türkler’e karşı bir zaferi değildi. Bu zafer; Sol’un Sol’a, İslam’ın İslam’a, Kürtler’in Kürtler’e, Türkler’in Türkler’e karşı kazandığı bir zaferdi.

     Selahattin Demirtaş çok yakışıklı ama şu sözü yakışıksızdı: “Bu zafer, Sol’un ortak zaferidir”... Hayır Selocan hayır, yanılıyorsun. İyi okuyamamışsın.

     Kemalist Sol’a karşı Sosyalist Sol’un zaferiydi bu.

     Saray İslamı’na karşı Aşurâ İslamı’nın zaferiydi.

     Köle Kürtlük’e karşı Vatansever Kürtlük’ün zaferiydi.

     Irkçı Türklük’e karşı Erdemli Türklük’ün zaferiydi.

     Samimî Solcular’ın sahte Solcular’a karşı zaferiydi. Samimî Dîndarlar’ın sahte Dîndarlar’a karşı zaferiydi.

     Politikaya alet edilip mitinglerde sallanan Qur’ân’a karşı, HDP’nin barajı geçmesi için Kürt anaların geceden sabaha kadar okuduğu Qur’ân’ın zaferiydi.

     Her türlü inanç ve düşüncenin (İslam, Sosyalizm, Liberalizm, Demokratlık hatta Millîyetçilik) “münafık”larına karşı “samimî” olanlarının kazandığı bir zaferdi.

     Velâkin şu nokta HDP’nin particileri için biraz nemli ama çok önemli: HDP’nin bu devrimi, HDP’yi de aşan bir devrim. Yani bu, parti veya partinin yetkilileri tarafından bilinçli olarak ayarlanan bir hadise değil. Esasında, çoğu böyle bir vizyona da sahip değil.

     Bu, kendiliğinden oluştu. İş, o noktaya vardı.

     Plan ve proje işlerinden fazla anlamam; bu parti hangi amaç ve saiklerle kurulmuş olursa olsun, 7 Haziran 2015 itibariyle ulaştığı menzil ve vesile olduğu devinim, çoook çok hayırlı olmuştur bence.

     Çünkü ülke, ülkeyi 13 yıldır yöneten iktidar, bütün değerlere tecavüz etti. En başta da İslamî değerleri adetâ iğfal etti. İslam’ın öngördüğü ne kadar ilke, ahlâk, değer varsa, hepsini çiğnedi. Bitirdi resmen İslamcılık’ı.

     AK Parti öyle “ayrıştırıcı” bir siyaset yürüttü ve öyle “kutuplaştırıcı” bir dil kullandı ki, en başta da aydınlar olmak üzere herkese sadece iki tercih sundu: Ya “yandaş” olup bütün geçmişini sıfırlayan, tüm birikimlerini maskaraya çeviren bir saray soytarısı olacaktın, ya da “muhalif” olup her türlü çirkin ve ahlâksız etiketi yemiş, tamamen dışlanmış ve rijit edilmiş vebalı biri durumuna düşecektin. İster Solcu olsun ister İslamcı, ister Kürt olsun ister Türk, en başta da aydınlar ve yazarlar olmak üzere hiç kimseye bu iki seçenekten başka seçenek bırakmadı.

     İkinci yolu tercih edip, yani saray soytarısı olmayı şahsiyetine ve birikimine yakıştırmayan, dolayısıyla her türlü çirkin etiketi yemiş, her türlü ahlâksız ithamlara maruz kalmış olanlar (dışlanan İslamcılar, dışlanan Solcular, dışlanan Kürtler ve Türkler), bir “çıkış yolu” arıyorlardı.

     Hiçbirinin bu badireyi tek başına atlatma gücü ve imkânı yoktu. Ancak güçbirliği yapabilirlerse, – o da belki, zayıf bir ihtimal de olsa – mümkündü.

     İşte bu adres, HDP oldu.

     Vakıâ budur sevgili dostlar, hadise budur.

     Bu zafer; kimsenin kimseye karşı kazandığı bir zafer değildir.

     Bu zafer; herkesin, kendi gölgesine karşı kazandığı bir zaferdir.

     Kimsenin kimseyi esir aldığı bir zafer değildir. Herkesin “kendi zindanı”ndan kurtulduğu bir zaferdir.

İbrahim Sediyani

sediyani@gmail.com