13 Temmuz 2015 - 09:30
Çin niçin İslamcıların hedef tahtasında?

Toplumda “mezhepçi ve kavmiyetçi” duygular kabartıldı. Bu gizli el, Çin’i “İslamcı ve milliyetçi” kesimlerin hedef tahtasına oturtmayı başardı. Bir anda ülkenin dört bir yanını “Doğu Türkistan” protestoları sardı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın addıyla

Gizli(!) bir el, manevi atmosfer ve duyguların yoğunluk kazandığı Ramazan ayı ile birlikte Çin Sincan Özerk Bölgesi’nde Müslüman Uygur Türklerinin baskı ve dikta altında olduğuna dair önce sosyal ve internet medyasında ardından yazılı ve görsel basında yoğun bir propaganda başlattı.

Toplumda “mezhepçi ve kavmiyetçi” duygular kabartıldı. Bu gizli el, Çin’i “İslamcı ve milliyetçi” kesimlerin hedef tahtasına oturtmayı başardı. Bir anda ülkenin dört bir yanını “Doğu Türkistan” protestoları sardı.

Duygular kabartılıp, taassup egemen hale getirildikten sonra ne Uygur Türklerinin baskı altında olduğu algısı oluşturmak için kullanılan haber ve görsellerin neredeyse tamamının uydurma ya da eski tarihlere ait olduğunun açığa çıkması ve ne de bölgede görev yapan gazetecilerin Uygur Türklerinin herhangi bir dikta ve zulüm ortamında olmadığına dair geçtikleri güncel haber ve resimler, İslamcı ve milliyetçi çevrelerin hızını kesmeye yetmedi. Sığ, mezhepçi ve kavmiyetçi tepki ve protestolar “faşizm” sınırına ulaştı!

Bu noktada; “Çin’i kim ve niçin hedef tahtasına oturtmak istiyor?” sorusu olup biteni doğru algılamak ve anlamlandırmak için kilit bir mana ve önem arz ediyor.

Emperyalist ve siyonist mihraklar ve sahip oldukları gizli servislerin daha önce Gürcistan’da “Kadife Devrim”; Tunus, Cezayir, Libya, Mısır ve Suriye’yi cehenneme çeviren “Arap Baharı” ve Rusya’nın boğazını sıkmayı hedef alan “Ukrayna krizi” sırasında toplumsal isyan fitilini “sosyal medya” üzerinden tutuşturduklarını hatırlarsak, “doğal şüpheli”yi tespit ve teşhis etmiş oluruz.

Uzun bir süredir Türkiye İslamcılarında oluşturulmak istenilen zihin inşası için; “Pers İmparatorluğu, Fars yayılmacılığı, Safevi projesi, Şii hilali gibi ipe sapa gelmez iddia ve iftiralarla İran İslam Cumhuriyeti için serviste olan “mezhepçi ve milliyetçi” negatif algı operasyonu, projenin devamı olarak Çin’i de içine dahil etti.
Bu algı operasyonunu yürüten servis ve merkezlerin kanaatimce ana hedefleri şunlardır.

1- Türkiye toplumunda manevi atmosfer ve dini duyarlılığın en üst noktaya çıktığı Ramazan ayında insanların dikkat ve tepkilerini “küresel istikbar ve gasıp siyonizmden yani Büyük Şeytan Amerika ve İsrail’den uzak bir noktaya yöneltmek. Toplumda oluşabilecek olası bir Amerika ve İsrail protestosunu doğmadan önlemek/boğmak ve özellikle (Ramazan’ın son Cuma’sı idrak edilen) “Kudüs Günü”nü gölgelemek.

2- Kısmen de olsa “ümmet bilinci”nin yükseldiği Ramazan ayında “din” kullanılarak bir anda toplumun gündemi dünyada “emperyalist zulmün” esas hükümranlık alanı olan Suriye, Irak, Yemen ve Bahreyn coğrafyaları ile ümmet için en büyük musibet ve tehlike olan “Selefi-Vahhabi terör” (IŞİD, Nusra, Kaide, Boko Haram, Şebab, İslami Cephe vs. vs.)’den başka yöne kaydırıldı. Türk dış politikasına dair oluşabilecek sorgulama ortamı yok edildi.
3-Bilindiği üzere “Suriye Vekalet Savaşı”nda Esad yönetiminin emperyal ve siyonist müdahaleye karşı üç önemli destekçisi var: İran, Rusya ve Çin. Bu algı operasyonunu yürütenler; zalim, diktatör, işkenceci bir Çin algısı üretmek ve böylece toplumun zihin alt yapısına Çin’in Esad’a olan desteğini dikta yönetimlerin dayanışması olarak zerk etmek istiyorlar. İstiyorlar ki, “zalim Esed” algısı derinleşsin ve toplumsal zihinlerde Esad’ın destekçisi olan ülkeler yıpransın.

4- Küresel emperyalistlerin daha önceden yürüttükleri bu tür algı operasyonlarından hareketle şunu söylemek de zor değil, “Birileri Selefi/Vahhabi cihadist-teröristlere örtülü olarak yeni bir cihad(!) alanı işaret ediyorlar: Sincan Özerk Bölgesi!”
Burada tahlil edilmesi ve sorgulanması gereken bir başka noktada böyle bir algı operasyonuna balıklama dalan tüm İslamcı ve milliyetçi çevrelerin duruşu ve samimiyetidir. Benim onlara bu algı operasyonunun sinsi bir emperyal ve siyonist proje olduğunu kanıtlayacak bazı sorularım var:

1- Tüm Ortadoğu halkları, milletleri ve hatta ırkı, milliyeti, dini, mezhebi, meşrebi fark etmeksizin dünya toplumunun kahir ekseriyeti Amerikan emperyalizminin baskı ve sultası altında değil mi? Dünyanın neresinde bir savaş ve terör varsa bu Amerika ve İsrail kaynaklı değil mi? Peki, niçin Amerika ve onun İslam dünyasına bir kanser tümörü gibi yerleştirdiği ileri karakolu İsrail’i protesto için sokaklara dökülmüyorsunuz? Niçin Amerika ve onun uzantılarını telin etmiyorsunuz?

2- Diyelim ki, “Doğu Türkistan” için servis edilen bilgi ve resimler doğru ve Çin’deki otuz milyon Müslüman baskı altında olduğundan sokaklardasınız. Peki, Yemen’in mazlum ve mahrum halkı Amerika ve İsrail öncülüğündeki koalisyon güçleri tarafından yüz günü aşkın süredir bombalanıyor ve ölen insan sayısı üç bini aştı. Hakikaten amacınız mazlum ve Müslümanlardan yana tavır almaksa niçin Amerika, İsrail, Suud ve diğer koalisyon ülkelerini protesto etmiyorsunuz?

3- IŞİD ve diğer tekfirci teröristlerin Suriye ve Irak’ta ardı arkası kesilmeyen ve insanlığın daha önceden şahit olmadığı türden cinayetleri her gün gözünüzün önünde işleniyor. IŞİD ve diğer tekfiri örgütlerin gerek lojistik ve gerekse insan gücünün kahir ekseriyetinin Türkiye üzerinden temin edildiği de bilinen bir gerçek. Peki, niçin IŞİD ve ona destek olan kurum ve hükümetleri protesto etmiyorsunuz?

4- Bahreyn halkı yıllardır gerçek bir diktatörün baskısı altında inim inim inliyor. En temel insani ve İslami haklarından yoksun bırakılmışlar. En masum barışçıl gösteri ve protesto hakları bile gasp edilmiş. Peki, sizler bunca zamandır niçin bir kez olsun mustazaf Bahreyn halkı ile dayanışma ve Bahreyn diktatörünü telin için bir kez olsun sokaklara çıkmadınız?

5- Geçtiğimiz Cuma (10 Temmuz) “Dünya Kudüs Günü” idi. Dünyada Filistinliler kadar uzun ve sistematik zulüm, işkence, dikta ve zorbalığa maruz kalmış bir başka millet var mı? Sonra ilk kıblegahımız olan Mescid-i Aksa siyonist işgal altında değil mi? Sizler niçin böyle bir günü fırsat ve ganimet bilerek başta Büyük Şeytan Amerika ve siyonist İsrail rejimi olmak üzere “küresel istikbar”ı telin ve protesto için meydanlara inmediniz?

6- Sözde Çin zulmünü telin için ön safları kimseye kaptırmayan ve intikam için kriteri “çekik göz”e kadar indirgemiş olan Türk milliyetçileri, Azerbaycan’da İlham Aliyev’in baskı ve diktasından haberiniz var mı? Mesela Azerbaycan’da eğitimde hicab/tesettür yasağı olduğunu biliyor musunuz? Niçin İlham Aliyev’i protesto etmiyorsunuz?

7- Suud-i Arabistan’daki zulüm ve baskının boyutlarını zikretmeye gerek yok sanırım. Yasalarında “kadın”ın tam insan kabul edilmediği bu ülkenin “Vahhabizm”in kalesi ve dünyadaki tüm tekfirci terörün kalbi ve merkezi olduğunu hepimiz biliyoruz. Son olarak resmi polisler, “Ayetullah Nemr”i sokak ortasında vurdular ve yaralı hali ile zindana attılar. Siz insanlık ve İslam adına Müslümanları korumak istediğini söyleyen zavallı kitleler, niçin bu ülkede hiçbir zaman Suud’un protesto edilmediğini hiç düşündünüz mü?

“Suriye Vekalet Savaşı” sadece Suriye ve Suriye halkını kapsayan ve belirleyiciliği onlarla sınırlı bir savaş değildir. “Suriye Vekalet Savaşı”, nispeten yumuşak seyreden örtülü bir dünya savaşıdır. “Küresel İstikbar” ile “İslam İnkılabı” bu savaşın esas aktörleridir. Ancak Rusya ve Çin’in bu savaşta halklardan yana aldığı pozisyon ve verdiği destek asla yadsınamaz. Hepimiz “Suriye Vekalet Savaşı”nın taşıdığı küresel ve evrensel kader belirleyiciliğin farkına varmalıyız. “Suriye direnişi” sadece Suriye için değildir. “Suriye direnişi” tüm Ortadoğu ve hatta tüm dünya mustazafları içindir. Onun için bizler, “Suriye Vekalet Savaşı”nın cephe ve taraflarını doğru çözümlemeli ve emperyalist ve siyonist mihrak ve servislerin “direniş cephesi” üzerine oynadığı medya oyunları ve akıl hilelerini basiret ve ferasetle görmeli ve boşa çıkarmalıyız.

Muntazar Musavi