Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allahın adıyla
İran ile 5+1 ülkeleri veya BM Güvenlik Konseyinin beş daimi üyesi ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa’ya ilaveten Almanya arasında İran’ın nükleer programı üzerinde 12 yıldan beri sürdürülen görüşmeler 14 Temmuz 2015 tarihinde açıklanan anlaşmayla yeni bir aşamaya geldi.
İran’lı heyetin “ Görüşmelerin Derlemesi”, ABD’nin ise “Anlaşma” başlığı altında sundukları bildirileri kendi açılarından niçin zafer olarak ilan ettikleri üzerinde ayrıntılı olarak durulması ve bu gelişmenin çeşitli açılardan irdelenmesi gerekir. Anlaşma metni incelenmeden bu konuda sağlıklı bir analiz yapılması mümkün ve tutarlı olmaz. Şimdilik İran’ın nükleer programı etrafında sürdürülen görüşmelerin amaçları ve geçmişi hakkında birkaç noktaya dikkat çekelim:
1- Defalarca yazdığımız üzere bu görüşmelerin yedi değil gerçekte iki tarafı vardır; ABD ve İran. ABD dışındaki öteki beş ülke İran’ın nükleer meselesinin bir an önce kapanmasını istiyor. Çünkü bu meselenin ABD ve İsrail tarafından uydurulmuş yapay bir mesele olduğunun farkında olarak İran’la siyasal, ekonomik, ticari ve hatta askeri konularda alış-veriş başlatmaya can atmaktalar. İran’ın nükleer teknolojisinde nükleer silahlara sapma olmadığı ve İran’ın NPT sözleşmesine, hatta Ek Protokole uyduğu daha 2003/2004 yılında ispatlanmasına rağmen ABD ve Batılı müttefikleri İran’ı uluslararası toplum dedikleri sulta sistemine entegre olmaya zorlamak için nükleer meseleyi bir baskı aracı olarak kullanmaktadır ve bundan sonra da hedefine ulaşmak için kullanmaya devam edecektir.
2- Yapılan açıklamalara bakılırsa daha işin başında bulunulduğu görülüyor. Çünkü anlaşma metinleri Amerika’da Kongre, İran’da ise İran Meclisi veya Milli Güvenlik Kurulu ve Rehber’in onayını alması gerekiyor. Amerikan Kongresi konuyu iki ay içinde incelemeye alacağını açıkladı. Gelecek yıl düzenlenecek başkanlık seçimleri dikkate alındığında Kongre’de çoğunluğu oluşturan Cumhuriyetçilerin Barack Obama’nın şahsında Demokratları sıkıştıracakları güçlü bir ihtimal olarak durmaktadır. İran’da ise Ruhani hükümeti tarafından her aşamada olduğu gibi bu aşamada da halk arasında oluşturulan heyecanın yatışmasından sonra ciddi eleştiri ve incelemeler başlatılacaktır. ABD’de olduğu gibi rakibi devre dışı bırakmak, varılan anlaşmayı reddetme dozunda olmasa da verilen ödünlerin mi yoksa kazanımların mı daha ağır bastığı konusunda halkın aydınlatılacağı kesindir.
3- ABD ile İran arasında dün varılan Viyana anlaşması iki ülke arasında yapılmış ilk anlaşma değildir ve ABD’nin daha önce yapılmış anlaşmaların hiç birine uymadığı ve Amerikalılara güvenilemeyeceği İranlılar tarafından unutulmuş değildir. Bu anlaşma ve işbirliklerinden bazıları şınlardır: a)Muhammed Musaddık 1953 yılında ABD’yle anlaşma yaptıktan kısa bir süre sonra CIA tarafından düzenlenen bir darbeyle devre dışı bırakıldı.
b)İran’ın ABD’deki onlarca milyar dolarlık mal varlığının serbest bırakılması ve İran’ın içişlerine karılmayacağı şartıyla rehinelerin serbest bırakılmasına dair 1980 Cezayir anlaşmasına rağmen İran’ın mal varlığı serbest bırakılmamış, İran’a yeni yaptırımlar uygulanmış ve İran içinde münafıklar aracılığıyla iç savaş başlatmış ve ABD Saddam’ı İran’a karşı savaşında desteklemiştir.
c)Haşimi Refsancani hükümeti döneminde Lübnan’daki Batılı rehinelerin serbest bırakılması için yapılan yardımlara karşı yaptırımların kaldırılacağı sözü verilmesine rağmen yeni yaptırımlar uygulanmıştır.
d)Muhammed Hatemi hükümeti döneminde 2001/2002 Taliban hükümetine karşı başlatılan Afganistan ‘a yönelik ABD-NATO işgaline yardım edilmesine rağmen bir yıl sonra İran “şerr ekseni” olarak tanıtılmıştır.
e)2003/2004 yılında şimdiki cumhurbaşkanı ve o zamanki baş müzakerecei Hasan Ruhani ‘nin yardımcısı M.Cevad Zarif ile birlikte Amerika temsilciliğinde üç Avrupa ülkesi Almanya-Fransa ve İngiltere ile Tahran’da vardıkları nükleer anlaşmada İran bütün taahhütlerini yerine getirmesine ve nükleer faaliyetlerini gönüllü olarak durdurmasına rağmen Batılı ülkeler verdikleri hiç bir sözde durmamış ve yeni yaptırımlar uygulamışlardı.
Batılı devletlerin ve özellikle de ABD’nin sadece bir kısmına değindiğimiz geçmişteki uygulamalarını gören İranlıların bu son anlaşmaya da ihtiyat ve tedbirle yaklaşmaları doğaldır.
4- Başta Cumhurbaşkanı Ruhani olmak üzere görüşmeci heyetin sık sık müzakerelerde win-win(kazan-kazan) peşinde olduklarına dair açıklamaları da gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü masaya yatırılan sadece İran’ın nükleer kazanımları ve bu kazanımların bir kısmından vazgeçmesidir. Buna karşılık zulüm/zorbalık temeli üzerine kurulu sulta sisteminin temsilcileri sadece haksız ve gayri insani baskılarını azaltma sözü vermektedirler. İran içinde ve hatta diğer ülkelerde bazı çevreler ve siyasetçilerin bu anlaşmayı zafer olarak tanımlamaları gerçekte uluslararsı sulta sisteminin meşruiyetini/yasallığını peşinen kabul ettiklerinin göstergesidir.
5- İran’ın nükleer müzakerelerde nisbî başarılar kazandığı inkar edilemez. Ama bu sulta sisteminin temsilcilerinin insafından, evrensel değerlere bağlılığından veya görüşmecilerin onları hakikatleri kabullenmeye ikna etmelerinden değil, bu ülkelerin İran karşısındaki acizliğinden, kendi bölgesel çıkarlarını korumanın İran gerçeğini kabullenmeden geçtiğini görmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu başarı masada kazanılmış gibi lanse edilse de gerçekte İran halkının sabrının, güçlüklere göğüs germesinin, otuzaltı yıllık direnişinin ve hepsinden önemlisi bütün baskılara karşın nükleer teknolojisini genç bilim adamlarının çabalarıyla baştan sona kendisinin geliştirmesi ve cesur yöneticileri tarafından muhafza edilmesinden kaynaklanmaktadır.
6- İran’ın 2003 yılındaki müzakereci heyeti ile 2015 yılındaki görüşmecileri hemen hemen aynı kişilerden oluşmaktadır. 2003 yılında nükleer tesislere kilit vuranlar şimdi Ahmedinejad hükümeti döneminden miras kalan nükleer kazanımlarla masaya oturmuş, bu kazanımlar sayesinde ve bir kısmını harcamak suretiyle anlaşmaya varmıştır. Hatemi hükümetinden kilit vurulmuş tesisleri teslim alarak üç adet santrifuju 20.000 adete çıkaran, %3,5 ile yetinmeyip uranyumu %20 oranında zenginleştiren ve Erak ağır su reaktörü ve Fordo yeraltı tesisleri de dahil bir çok nükleer tesisler açarak Batılılara meydan okuyan Ahmedinejad hükümeti ise şu sıralar döneminde sürdürülen görüşmelerde beceriksizlikle suçlanmaktadır. Halbuki Amerikalılar Ahmedinejad hükümetinin dik duruşu karşısında İran’ın nükleer teknoloji ve uranyum zenginleştirme hakkını kabul ettiklerini Umman Sultanı aracılığıyla İran’a bildirmiş ve bu konuda ikili görüşmeler teklif etmişlerdi. İki yıl önce Ruhani hükümeti tarafından başlatılan görüşmeler gerçekte daha önce Amerikalıların ısrarcı görüşme teklifleri sonucu Maskat’ta başlatılan görüşmelerin bir devamıydı.
7- Batılıların, özellikle de ABD’nin anlaşmaya İran’dan daha çok ihtiyacı olduğunun farkına varan İmam Hamanei’nin yol gösterici direktifleri ve kırmızı çizgilerden asla vazgeçilemiyeceğine dair açıklamaları bu noktaya gelinmesinde ve daha az ödün verilmesinde belirleyici olmuştur.
Hasan Ruhani hükümetinin daha anlaşma metni içeriğinin yayınlanmasından önce halkı meydanlarda şenlik yapmaya çağırması ve anlaşma metnine karşı çıkacakları bastırmakla tehdit etmesi daha çok verilen ödünlerin anlaşılmasını engellemek, anlaşmayı bir oldu bittiye getirerek yasal merciilerde incelenmesini zorlaştırmak ve bu sınırlı başarıyı kendi tekeline almaya yöneliktir.
8- Amerikalıların birçok ülkeyle yaptıkları anlaşmalara bir süre sonra uymadıkları dikkate alındığında planladıkları hedeflerine ulaşmadıkları takdirde İran’la yapılacak anlaşmaya da uymayacaklarını söylemek kötümserlikten ziyade ABD’nin mahiyetinden, şeytani karakteristik özelliklerinden dolayıdır. “Akrebin sokması kininden değil doğası gereğidir” Farsça atasözü gereği ABD’den emperyalist tavrından vazgeçmediği sürece yaptığı anlaşmalara uyması beklenemez. ABD, Hasan Ruhani ve onun baş destekleyicisi Haşimi Refsancani’nin verdikleri uzlaşma sinyalleri üzerine İran’ı bu anlaşma bahanesiyle tedrici bir şekilde İnkılapçı duruş ve davranışlarından vazgeçirme planları yapmaktadır. Ancak İran halkı geçici heyecanların yatışmasıyla birlikte yeniden ABD’nin gerçek mahiyetini, İran’a karşı yaptıklarını hatırlıyacaktır. İmam Hamanei’nin birkaç gün önce üniversite öğrencilerine söylediği gibi: “ Emperyalizme karşı mücadele asla tatil edilemez. ABD istikbarın/emperyalizmin zamanımızdaki en belirgin simgesidir. İstikbarla mücadele Kur’an’ın emridir ve kimse bundan vazgeçemez”
Ziya Türkyılmaz