Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Obama ve John Kerry, İran’a yapılacak bir saldırının Afganistan veya Irak saldırısı gibi olmayacağını, İran’a saldırılması halinde elini ve kolunu yetirmiş halde ABD’ye dönen Amerikan asker sayısının –oda eğer sağ kalırlarsa –oldukça fazla olacağını defalarca dile getirmişlerdi.
Rus Sputnik internet sitesi, İmad Abşinas’ın kalemiyle yayınladığı yazıda, dünyanın özellikle Amerika’nın en önemli gündem meselesini analiz etti.
Yazar, kaleme aldığı yazıda İran ve 5+1 ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşma ve bu mesele üzerinde Amerikan Kongresinde yaşanan tartışmalara değinerek şunları yazıyor:
ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi toplantısında John Kerry ve beraberindekiler hakkında verilen gensoru programını izlemiş olan her kes, Komite üyelerinden bazılarının gerçek dünyadan uzak olduklarını veya İsrail lobileri ve Suudi Arabistan paralarının onları kendi ülkelerinin çıkarlarına karşı konuşmaya ittiğini sizlere söyleyebilir.
Sözde bu oturum duruşma oturumuydu, fakat benzemediği tek şey duruşma oturumuydu. Bazı milletvekilleri John Kerry ve beraberindekiler hakkında gensorusu vermeye çalıştı. Bu nedenle, oturum için gensoru celsesi adını daha uygun olacağını düşünüyorum.
John Kerry, ABD’nin İran hakkında birçok gerçeği elde ettiğini ve İran’la anlaşmaya yanaşmasının çaresizlikten ileri geldiğini belli eden açıklamalar yaptı. Zira biliyor ki geriye kalan tek yol, savaştır ve ne ABD savaş şartlarındadır, nede Amerikan halkı Ortadoğu bölgesinde yeni bir savaşı ve macerayı kabul edebilir. Böyle bir savaşın ABD için hiçbir yararı yoktur. Sadece ABD’nin maceracıları (silah satma kartelleri), İsrail ve Suudi Arabistan bu savaşın faydasına umut bağlamışlar, fakat en nihayetinde İsrail ve Suudi Arabistan da dahil bütün Ortadoğu bölgesinin yok olmasıyla sonuçlanabilir.
Oysa ki John Kerry’nin deyimiyle, İran’ın komşuları yılda 130 milyar dolardan fazla silah alımına harcamaktadır ve alınan bu silahların büyük bir kısmı, Avrupa ve ABD için asıl tehlike sayılan İŞİD, el- Kaide, eş-Şebab vs. gibi terör gurupların eline geçmektedir.
Kongre temsilcileri, İran düşmanlarına bağlı basın tarafından beyin yıkamasına uğramaları nedeniyle İran’ı terörizme destek vermekle suçluyorlar. Onlar, Hizbullah’ın –ya da Suriye devletinin –Husilerin, Irak devletinin ya da Filistin direnişinin neden savaştığını biraz düşünmek için kendilerine zahmet bile vermiyorlar.
Tüm bu kesimlerin terörizme ve küresel terörizmin hamilerine karşı savaştıklarını bu temsilciler hala kavrayamamışlar. ABD Dış Politika Komitesi temsilcilerinin bölgedeki en büyük müttefiklerinin teröristlerin hamileri olduklarını ve ABD’nin bölgeye müdahalesinin bu tür terörist yapılanmaların ortaya çıkmasının asli nedeni olduğunu bilmemiş olmalarını uzak bir ihtimal görüyorum.
Maalesef Kongre temsilcileri, 11 Eylül olayını bile analiz etmeye hazır değiller, ki bu olayda ABD’ye saldırıda bulunan 19 teröristten 15’i Suudi Arabistan uyrukluydu. Daha da ilginci, diğer dört kişide ABD ile müttefik olan ülkelerin vatandaşlarıydı. Bu yelemi üstlenen ise Amerika’da eğitim görmüş Suudi hanedanına yakın olan Usame bin Ladin’di.
Amerika Kongresi temsilcilerden biri, üzüntülü ve gözü yaşlı halde Irak ve Afganistan’da bombalı saldırılarda kollarını ve ayaklarını kaybetmiş olan Amerikan askerlerinden söz ediyordu. Diğer ülkelere, lobi ve kartellere vicdanlarını satmış olan politikacıların aldığı yanlış kararlar nedeniyle, kendi ülkelerini savunmak için bu tür sorunlarla karşılaşmaları gerekirken Amerikan askerlerinin bu maceralara sürüklenmeleri benimde gerçekten üzüntü duyduğum bir meseledir. O, bir kez dahi kendine sormadı ki Amerikan askerlerinin orda ne işi var? Bu bombalı saldırılar, ABD’nin kurduğu ve müttefiklerince desteklenen guruplar tarafından mı düzendi? Yani Amerika Kongresi temsilcisi –ki bu ülkenin dış politika komitesinin üyesidir – İŞİD ve el-Kaide’nin ABD’nin kurduğu ve beslediği yapılanmalar olduğunu henüz bilmiyor! Bu temsilci, dünyanın dört bir yanında kaç yüz bin masum insanın ABD askerleri tarafından sakat kaldığını ve hala da kalmakta olduğunu düşünme zahmetine katlanmıyor. Acaba, ABD askerleri bir ülkeyi işkal edip halkını en feci şekilde katlettiğinde halkın onları tatlı ve helvayla karşılamalarını mı bekliyor?
ABD, her türlü kitle imha silahlarını Filistin ve Yemen’in mazlum halklarını katletmeleri için İsrail ve Suudi Arabistan’a verdiğinde bu ülkelerin halklarının ABD’ye karşı sevgi beslemelerini mi bekliyor?
Yoksa ABD Bahreyn halkının kendi müttefiki tarafından bastırılmasına göz yumarken ya da İŞİD teröristlerinin bütçesi, insan gücü, silahı ve mühimmatı bölgesel dostları tarafından yani Türkiye ve Ürdün tarafından temin edildiğinde, Irak ve Suriye halklarının Amerikalılar için sevgi gösterilerinde bulunmalarımı istiyor?
Ortadoğu bölgesinde, Libya, Mısır, Tunus, Cezayir ve Orta Afrika’da mevcut şartların asıl sorumlusu kimdir? Herhalükarda savaş, savaştır ve savaş ortamında hayrat yapılmaz. İran ise bu iltihaplı şartlarda kendini korumaya çalışıyor.
Belli ki Hollywood filmlerinin etkisi, ABD Kongresinin bazı temsilcileri üzerinde oldukça büyükmüş. ABD’nin bu dostlarının –ki Kongre temsilcileri onları himaye ediyorlar –kenara çekilip Amerika’yı çatıştırsınlar diye bölgede teröristleri Amerikan vatandaşları ve askerlerine saldırtarak onları öldürdüğünü teyit eden birçok rapor mevcuttur.
Obama ve John Kerry, İran’a yapılacak bir saldırının Afganistan veya Irak saldırısı gibi olmayacağını, İran’a saldırılması halinde elini ve kolunu yetirmiş halde ABD’ye dönen Amerikan asker sayısının –oda eğer sağ kalırlarsa –oldukça fazla olacağını defalarca dile getirmişlerdi.
Acaba böyle bir durumda, bu Kongre temsilcisi ABD halkına cevap verebilecek mi? Ben şahsen sayın Obama’nın İran’la barışçıl çözümden yana tavır alarak ülkesi için en uygun kararı aldığını düşünüyorum. Kongre temsilcileri de gerçekleri kabul etmek için daha fazla gayret göstermeli ve filmlerin, basının ve Yahudi lobilerinin etkisinde kalmamaları gerekir.
Oluşan şatlara ve imzalanan anlaşmaya rağmen eğer ABD Kongresi anlaşmayı reddedip İran’la çatışmada ısrarcı olursa zarar edecek olan taraf İran değil, ABD olacaktır, zira İran bu gün uluslararası camiada başkalarıyla olan bütün ihtilaflarını diyalog yoluyla çözmeye hazır olduğunu göstermiş durumda ve uluslararası camia, Güvenlik Konseyinde oybirliğiyle İran’ın samimiyetini teyit etmiştir.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, uluslararası toplumda ülkesini temsilen ve hatta New York Times gazetesinde yayınladı bir makalede, İran’ın bölgesel sorunların çözümü ve terörizmle mücadele için bölge ve dünya ülkeleriyle işbirliğine hazır olduğunu ilam etmişti. İran Cumhurbaşkanı da BM’de yaptığı ilk konuşmasında, şiddet ve aşırıcılığa karşı harekete geçmek için uluslararası ropluma çağrıda bulunmuştu.
Elbette, John Kerry aynı toplantıda anlaşmanın reddedilmesi halinde İran’ın değil, Amerika’nın yalnızlaşmasıyla sonuçlanacağını dolaylı olarak defalarca hatırlatmıştı. Aslında, ABD Cumhurbaşkanın veto edemeyecek şekilde anlaşmanın Kongre tarafından reddedilmesi halinde, uluslararası toplumun hatta ABD’nin Avrupalı dostlarının artık söyleyecek bir sözleri olmayacaktır. İran aleyhindeki yaptırımlar delinecektir ve İran nükleer programını şu anki şekliyle sürdürecektir. Yani, İran için en ideal ortam olacaktır, denilebilir.
Öyleyse, ‘ABD Kongresinin yüksek oyla anlaşmayı reddetmesi, İran’ın lehinedir’ söylenebilir.
Çev: Mehmet Gönül