Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 2010 Ekim ayı çok önemli. Türkiye Suriye ilişkilerinin doruktan yıkıma doğru yuvarlandığı tarihtir. Lazkiye’de bağlanan iki ülke ortak hükümet meclislerinin toplantısı ardından MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın Kürt dosyasıyla Şam’a gelişi ve eli boş dönüşü bu kırılmanın başlangıcı olarak kabul edilmelidir. Kürt özgürlük hareketini tüm bölgede tasfiyeye yönelik ABD onaylı plan ilk elden Suriye Beşşar Esad yönetimi tarafından ret edilmesi, Suriye’yi artık eyaleti olarak gören Diktatör Erdoğan için bir soğuk duş etkisi olmuştu. Militanlarının %70 Suriyeli Kürtlerden oluşan PKK’nin tasfiyesinde temel ayak olarak Suriye hükümetinin oynayacağı kirli ve karanlık rol üzerine inşa edenler, Esad’ın “ Türkiye’nin iç meselesi olan Kürt meselesini, Suriye meselesi haline getiremeyiz” demesiyle alt – üst olmuştur. İki ülke iki farklı Kürt sorunu algısı nedeniyle yollar birbirinden ayrılmıştır. Tarihinin hiçbir döneminde Suriye devletinin kürt halkına yönelik zerre kadar toplu kıyım politikası yada eyleminin olmaması bu gerçeği anlamak için yeterli bir veridir; Kamışlı olayı (2004) 54 cana mal olmuştur o da devletin saldırısı değil, Barzanici ve yayılmacı ırkçı milliyetçi Arap aşiretlerinin (bu dönemde bu aşiretlerin tümü selefi cinayet şebekesi İŞİD ve NUSRA’yı oluşturan taban haline gelmiştir) provokasyonuyla gündeme gelmiştir. Suriye devleti Kürt halkıyla demokratik haklarının bir çoğu ikame edilmemiş olmasına rağmen barışçıl bir süreç içinde gelişmekteydi.
Türkiye ise Osmanlı’dan bu yana 39 Kürt halk ayaklanmasının toplu kıyımla milyonlarca Kürdün katliyle susturulmuş bu sonuncusu 1984’le birlikte 75 000 Kürt şehit 17 000 Faili meçhulle bastırılmaya çalışılmıştır. Hala devam etmektedir.
Beşşar Esad yönetimi, Sayın Öcal’ın mektubunda da ifade ettiği Baba Esad Kürt dostudur (Beşşar Esad’a yazılan ve avukatları aracılığıyla iletilen mektup) Oğlunu da aynıyla bu dostluğu sürdüreceğine eminim tanımlamasında anlam bulan bir çizgi üzerinde ilerlemekteydi. Bu tanı gerçekçi ve doğru bir tanıdır. PKK’nin yükseliş döneminin saç ayağı Kürt halkı olduğu kadar Hafız Esad’ın bu satırların yakın tanıklığını ettiği ilişkilerle de geliştiği bilinmektedir; Bekaa vadisinde serbestçe eğitim imkanı ve diğer desteklerin de tanığıyım..
Hakan Fidanırn dosyaları, PKK’nin temel kadrolarının kovuşturulması amacı taşıyordu. Türkiye’den “sürülecek” kadroların Suriye’de esir edilmesi anlamına gelen Irak-Türkiye-Suriye üçgen kumpasının Suriye ayağında karınlık ve kirli bir senaryo tezgahı bulunuyordu. Suriye açık ve net tavırla bu sinsi planı ret etti. Bu Suriye’nin Kürt politikasının temel algısıydı. Kürtler Suriye’nin yerli halkı olarak eksik de olsa hakları, Türkiye’de Nevroz bayramından, Kürt diline kadar uzanan akıl almaz baskıların hiç bir yoktu. Kimliksiz Kürtler olayı ise baba Hafız dönemi öncesinden devralınan ve tamamen göçmen Kürt aşiretlerinin askerli hizmetinden uzaklaşmak, vergi ve kimi vatandaşlık yükümlülüklerinden muaf olmak için 1961 yılında “Suriye Geçici Anayasası” ile birlikte gelen 5 Ekim 1962 Nüfus sayımıyla 120.000’den fazla Kürt’e kimlik almadı. Bu daha sonra miras, evlilik eğitim sağlık gibi hizmetlerde sorun çıktıkça sorun olarak gündeme geldi. Bu sorun köklüce Beşşar Esad’ın yayınladığı 7 Nisan 2011 Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kökten çözüldü. Dolaysıyla Esad yönetimini karalamak için cahilce kullanılmak istenen “ Kürtlerin kimliği bile yok” martavalı bitmiş oldu.
Kürtler Kolektif kimlikleriyle anayasal yasal ve kurumsal güvencelerle olmasa da, Kürt toplumsal varlığıyla her yerde vatandaşlık haklarını kullanabildiler ve Suriye’nin ilk Arap lideri Hafız Esad öncesinde ise Cumhurbaşkanlığı dahil her düzeyde devlet yönetiminde yer aldılar. Bu güne kadar Kürt halk ayaklanmasının Suriye’de hiçbir koşulda gündeme gelmemesinin bir ucu da bu ortama bağlıdır demek abartılı olmayacaktır. Türkiye’de 39 Kürt halk ayaklanmasının zulme ve baskıya karşı bir isyan olduğu milyonlarca Kürdün ketline rağmen direnişin sürüşü ise Osmanlıdan Cumhuriyete Türkiye’nin Kürt politikasını belirler.
Bu süreçlerden bu güne geldiğimizde Kürt özgürlük hareketi Başkan Öcalan önderliğinde elinden gelen her çabayı gösterip barışçıl çözüm için çalışıldı. Türk devleti her zamanki inkarcı ve oyunbaz algılarıyla “Çözüm Süreci “ adı altında seçimden seçime yapılan kar amaçlı çözümsüzlüklerle bu güne gelindi. Diktatör Erdoğan başkanlık sistemine kadar bu işi nereye kadar götürebilirse Kürt oylarını sürü mantığıyla biat kültürü ortamına çekerek yararlanmaya çalıştı. Bu satırların yazarı Kürt önderliğinin bu gerçeği çok iyi bildiğini defalarca yazdı. Bir yerden sonra bu oyunun biteceği ve herkesin gerçek kimliğiyle mücadelesini vereceğini yazdı. Bu gün gelinin noktada Diktatör Erdoğan azılı bir Kürt düşmanı İslamcı-milliyetçi ırkçı olduğu Türk devletinin ise asla Kürt halkına bir hak verme taraflısı olmadığı belirginleşti; İŞİD’di kuran destekleyen MİT, İŞİD’i terör örgütü ilan eden batılılarla ipleri koparmamak için yaptığı hamleyi, Suriye ve Irak’ta PKK kamplarımı ve destekçi Kürt köylerini sivil asker demeden bombardımana tutmaya başlardı.
İŞİD blöfünün tek amacı Kürt özgürlük hareketini tasfiyedir. Eskinin planları yeniden gündeme gelmeye başladı. Suriye’nin 2010 Ekiminde elinin tersiyle ittiği planlar bir kez daha devreye girmeye başladı. Kürt direnişi Kuzey Suriye alanında büyük direnme başarıları gösterdikçe kaygıya kapılan Yeni-Osmanlılar, kurdukları destekledikleri selefi cinayet şebekelerini sözde Terörist ilan ederek, Kürt hareketine yapacakları kanlı operasyonların önünü açmaya çalıştı. Ve savaş uçaklarıyla bombalamalar ardı arkasına sıralandı.
Hedef Kürtler. Aynı süreçte birkaç gündür Barzanici eğilimin “PKK Kuzey Irak’tan çekilmesi gereklidir” diyerek kimi kimin toprağından kovduğu belli olmayan Siyonist Amerikancı Türkçü söylemler medyada öne çıkmaya başladı. Hedef Kürt halkının tarihinde yakaladığı en önemli özgürlük ve demokrasi hareketinin tasfiyesiydi.
Bu süreçte doğal ayıklanma saflaşma da kendini ifade etmeye başladı. YPG’nin Suriye ordusunu katılabileceği söyleminin Suriyeli Kürt liderler tarafından seslendirilmesi, bir kez daha Suriye Kürtlerin tek güvenli limanıdır söylemimize hak kazandırdı. Bu 1980’lerin başında olduğu gibi bu gün için de geçerli tezdi. Bunu söyleyip durduk. YPG Suriye ordusunun bir uzvu oldukça fiili olan vatansever mücadelesi meşru bir gücün vatansever mücadelesi haline gelecektir. Bu halde YPG’ye uzanacak eller meşru Suriye devletinin bir unsuruna yönelmiş olacaktır. Bu da YPG için en önemli koruma zırhıdır. Herkes kendi dayanaklarına dönerek güvenliklerini alıp var olma mücadelesini hak kazanma mücadelesini makul sınırlar içine çekmiş olacaktır. Bu satırların yazarı Kürt halkının kendini koruma birliklerinin ortak vatan savunmasındaki yeri ve etkinliğini teslim etmek kadar bağımsızlığının da sürmesi taraftarıdır. Ama büyük tehlikeler karşısında bu tür korunma çabalarının da haklı ve mantıklı olduğunu ifade eder.
Bu veriler ışığında bölge gelişmelerinde açıkça ortaya çıkan gerçek şudur. Suriye hariç bölgenin tüm devletleri ve Barzanici gibi yönetimleri Kürtlere düşmandır, Kürt özgürlük ve demokrasi hareketinin tasfiyesi için çabalamaktan geri durmayacak yapısallıktadır. Suriye ise dün olduğu gibi bu günde Kürt dostu olduğu ve Kürtlerin korunmasında asla taviz vermeyeceği açığa çıkmıştır.
Barzani, Obama, Diktatör Erdoğan hep bir ağızdan Kürt halkının katledilmesini meşru bir savunma olarak görüyorlar. Kürtleriyle güçlü olan Suriye, bu düşman söylemlere karşı Kürt halkıyla ülkesini ve halklarını korumak için mücadele ediyor. Suriye bölgenin tek Kürt dostu yönetimine sahip devletidir. Kimse parmağının arkasında saklanmasın, Kürtler ve Kürtlerin dostları teröre karşı gerçekçi savaşın Suriye tarafından yürütüldüğünü bilmeli, Suriye ordusuyla dayanışma içinde olmadan teröre karşı gerçekçi bir mücadelenin olmayacağını öğrenmelidir. Diktatör Erdoğan kadar ABD-İsrail-Barzani gibilerin İŞİD’le sahte mücadelesiyle açıkça ortayla çıkan Kürt düşmanlığına karşı terörle gerçek mücadelenin merkezinde duran Suriye Ordusuyla dayanışmayı seçmesi bölge barışı ve halklarının çıkarı için tek geçerli yoldur.
Mihrac Ural