Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Türk kıyılarına vuran üç yaşındaki Suriyeli çocuğun fotoğrafı, bugün Avrupa'yı etkileyen mülteci krizinin trajik derinliğini ve Suriye halkının dört yıldır maruz kaldığı acı tabloyu gözler önüne seren tehdidin en çıplak haliydi.
Üç yaşındaki Aylan, ailesiyle birlikte ülkelerinde yaşanan savaştan kaçmak için Akdeniz'de riskli bir yolculuğu göze alan binlerce Suriyelilerden sadece birisi. Avrupa ülkelerinin mültecilerin kaderine kayıtsız kalması, Suriyelilerin kendilerini Akdeniz 'in kucağına bırakmasına sebep oldu.
Her ne kadar üç yaşındaki çocuğun cansız bedeninin kumlar üzerindeki fotoğraflarının yayınlanması, bazı Avrupa ülkelerinin Suriyeli mültecilere karşı daha esnek tutum sergilemesine sebep olsa da geçmişte eşi görülmemiş 'Avrupa ülkelerine göç krizi' probleminin çözümü için köklü ve ciddi önlemler alınması gerekiyor.
Aylan, Suriye'deki kanlı savaşta hayatını kaybeden binlerce masum çocuktan sadece bir tanesi. Suriye'deki savaş, sadece yüz binlerce insanın ölümüne değil, milyonlarca insanında anavatanından kopmasına ve göç krizinden bölgedeki diğer ülkeleri etkilenmesine sebep oldu.
Terör gruplarının oluşturulması ve güçlendirilmesinin hâsılı olan ve bir ülkenin kaderini etkileyen bu buhran, bugün sadece Ortadoğu'yla sınırlı kalmayarak Batılı ülkeler dâhil olmak üzere birçok ülkeyi endişelendiriyor. Suriye krizi, ülke içindeki etkenlerin ve Suriye krizine dolaylı yollardan müdahil olan dış mihrakların Suriye'de bir vekâlet savaşı başlatmasının sonucudur.
Hiç şüphesiz Batı ve Arap-gayri Arap müttefikleri, Beşar Esad'ı devirmek için bu kadar ısrar etmiş olmasaydı ve Esad'ın devrilmesi için silahlı muhalifleri desteklemeseydi, Suriye'deki kriz belki de bu kadar büyümez, böylesi bir kördüğüme dönüşmezdi.
Bugün Suriye'de yaşananların asıl sebebi; bölgesel ve uluslararası faktörlerin etkisiyle Suriye'ye yoğunlaşan Amerika ve müttefiklerinin stratejik hatalarıdır. İşin en acı yanı, Suriye'deki stratejik hatalarından ders almayan Batı'nın sadece Suriye'yi değil tüm bölgeyi tehdit eden isteklerinde hala ısrarcı olması.
Uluslararası toplum ve uluslararası kuruluşlar ise her geçen gün biraz daha yayılan ve daha karmaşık hale gelen Suriye krizini çözmek yerine, krizin başladığı ilk günden itibaren yaptıkları şeye yani 'seyirci kalmaya' devam ediyor
Bir Savaş Hikâyesi; Suriye
Bazıları için Suriye savaşının başlangıç noktası; 2011 yılının Mart ayında Dera şehrinde başlatılan hükümet karşıtı protestolardı. Bu protestoların, Suriye'deki yaşamı şiddet sarmalına dönüştüreceğini birkaç kişi dışında kimse tahmin edemezdi. Suriye'de yaşanacak protestolardan önce, bölgesel ve uluslararası aktörler, bazı Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde yaşanan protestoları kendi lehine çevirme teşebbüsünde bulunmuştu.
Bu ülkeler için Suriye'deki protestolar, Ortadoğu projesinin eksik parçasını tamamlamak için bulunmaz bir fırsattı. Ama Suriye muhalefetinin silahlanması ve Suriye'nin bir bölümünde hâkimiyeti ele geçirmesi, olayın akışını değiştirdi ve muhalifler, destekçilerinin kontrol çemberinin dışına taştı.
Suriye'deki savaş ve şiddet birbiri ardınca tüm şehirlere yayıldı ve sonunda ordu ve yabancı destekli silahlı muhalefet arasındaki çatışma, bölgesel ve uluslararası güçlerinde katılımıyla bir vekil savaşına dönüştü. 4 yıllık savaşın asıl kurbanları, masum halk oldu. Birleşmiş Milletler'in yayımladığı en son rapora göre Suriye savaşında bugüne kadar 220 bin insan öldü ve neredeyse nüfusun yarısı mülteci pozisyonuna düştü.
Suriye'de Rüzgâr; Ortadoğu'da Tufan;
Her ne kadar başkalarının yakmış olduğu savaş ateşinin bedelini Suriye halkı canlarıyla ödemiş olsalar da bugün yakılan ateşin kıvılcımları Batı ve bölgesel müttefiklerine kadar yayıldı. Batı ve bölgedeki bazı ülkeler, Suriye krizinin ilk gününden itibaren silahlı muhaliflerin yanında yer alarak, Beşar Esad'ın istifa etmesi gerektiği noktasında ısrar etti.
Tek taraflı alınan önlemler arasında, Amerika ve müttefiklerinin anti-Şam içerikli yaptırımlar vardı. Batının macera arayışı, Suriye'ye yönelik yaptırımlarla sınırlı kalmadı. Batı aynı zamanda terörist gruplara mali ve lojistik destek vermeye başladı. Batı'nın Suriye'nin meşru hükümetini devirme girişimleri, tüm kırmızıçizgilerin göz ardı edilmesine yol açtı. Teröristler arasında "iyi" ve "kötü" ayrımı yapılması, El-Nusra ve IŞİD gibi tehlikeli terörist grupların güçlenmesine ortam hazırladı.
Suriye'deki krizin Irak'a sıçraması, bölgeyi Batı destekli teröristler için cennet haline getirirken, bu yayılma Batı'ya bağımlı ülkelerde bile ciddi anlamda güvenlik endişeleri uyandırdı. Son zamanlarda Danimarka ve Fransa gibi ülkelerde yaşanan terör saldırıları, Batının yaşadığı 'Ortadoğu'ya ithal edilen teröristlerin tekrardan Batı'ya dönmesi' kâbusunu, kâbus olmaktan çıkıp realiteye dönüştürdü. Teröristlerin Batı'ya dönmesi endişesine ilaveten, Avrupa'yı ciddi manada etkileyen göçmen krizi, yabancı ülkelerin Suriye'deki macera arayışını acı bilançosudur.
Bu süreçte Türkiye dâhil olmak üzere Batının bölgesel müttefikleri, kendilerinin yaktığı ateşe yakalandı. Batı ve müttefiklerinin Suriye'deki tavrı "Rüzgâr eken, fırtına biçer" atasözünün en bariz örneğidir.
Alınan Yetersiz Önlemler;
Amerika ve müttefiklerinin Suriye'de yanan ateşe müdahaleci yaklaşımlarına rağmen dünyanın süper güçleri(!) ve uluslararası kuruluşlar, bugüne kadar Suriye'deki kriz için geçerli ve uygulanabilir bir çözüm planı icat edemedi. Birleşmiş Milletler ve Arap Birliği gibi kurumların, sessizliği ve eylemsizliği, krizinin boyutunu her geçen gün biraz daha arttırdı.
Batı'nın Suriye'ye askeri müdahale için ürettiği kimyasal silahlar bahanesiyle BM Güvenlik Konseyi aracılığıyla kararnameler hazırlatmasının sonuçsuz kaldığı bir dönemde Suriye ve Irak topraklarının bir kısmının terör örgütünün kontrolüne geçmesinin ardından, Amerika ve müttefikleri bu gruplar aleyhine hava saldırılarına başladı.
Suriye hükümeti ile yaşanan koordinasyon eksikliği ve İran gibi önemli aktörlerin göz ardı edilmesi, Amerika öncülüğündeki koalisyonun terör örgütüne karşı pratikte pek başarılı olamamasına sebep oldu. Suriye'de insanlık dramının müsebbibi olan teröristleri 'ılımlı muhalefet' diye adlandırmak, batının yaptığı hatalar tablosuna atılan yeni bir çeltikti.
İşin aslı; Batı'nın tek taraflı yaklaşımı, Suriye krizinin çözümünde uluslararası toplumun fikir birliğine varmasının önündeki en önemli engeldir. Suriye krizi, Suriye'den binlerce kilometre uzaktaki ülkeleri bile etkisi altına alan karmaşık bir hal aldı. Ve maalesef bu karmaşada Aylan gibi binlerce çocuk ve gelecek nesiller, Suriye'deki krizin bedelini canlarıyla ödemeye devam edecek.