24 Eylül 2015 - 08:49
Aleviler ve Kürtlere her zaman ‘atış serbest’

Türkiye, siyasal amaçlar için devlet aygıtlarının tahrikiyle belli inanç gruplarına karşı linç girişimleriyle dolu toplumsal bir hafızaya sahip.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Türkiye, siyasal amaçlar için devlet aygıtlarının tahrikiyle belli inanç gruplarına karşı linç girişimleriyle dolu toplumsal bir hafızaya sahip. 
Son zamanlarda siyasal aktörlerin nefreti körükleyen söylemleri ve şiddeti normalleştiren tepkilerine paralel olarak linç kültürünün yeniden hortladığını gösteren yüzlerce olay yaşandı. Türkiye’nin yakın tarihinde linç girişimlerinin hedefi genelde Ermeniler, Süryaniler, Rumlar, Yahudiler, Aleviler ve Kürtler oldu. “Türkiye’nin Linç Rejimi” adlı kitabın yazarı Tanıl Bora’nın “Aleviler ve Kürtlere her zaman ‘atış serbest’; solcuların linç edilmesi hep mubah. Polis ve hassas vatandaşlar bu bilgiyle davranıyorlar” diye anlattığı linç kültürünün yeni kurbanları yine Kürtler.

Google’da hükümetin PKK’ye karşı operasyonlara başladığı 24 Temmuz ile 16 Eylül arasındaki zaman aralığında “linç girişimi” ifadesi arandığında çıkan sonuç 78.800 idi. 

7 Haziran seçim sürecinde ve sonrasında AKP’nin hedef gösterdiği, muhalefetteki Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) de öteden beri düşman bellediği Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) teşkilat binaları atış poligonuna döndü. HDP Basın Merkezi’nin Al-Monitor’a verdiği bilgilere göre sadece 6-11 Eylül arasında partinin 128 binası kalabalıkların saldırısına uğradı. Sadece siyasi bir hareket değil işçiler, yolcular, sokakta Kürtçe konuşan hatta görünümüyle Kürt’ü andıranlar linç dalgasının kurbanları oldu.

Türkiye’nin son 100 yılı devlet aygıtlarının bizzat katıldığı, tahrikçi ya da tertipçi olarak rol aldığı ya da göz yumduğu pogrom veya linç hadiseleriyle dolu.

1915’teki Ermeni soykırımı, 1914-1915’te Süryanileri coğrafyadan silen Seyfo katliamı, Dersim’de Alevi Zaza halkından 13 bininin öldürülüp 12 bininin sürüldüğü 1937-1938 tertelesi (katliamı) belki devletin planlı icraatları olarak anılabilir. 1934’te iki yazarın halkı galeyana getirmesi sonucu 13-15 bin Yahudi’nin evlerini terk etmek zorunda bırakan Trakya olayları, 6-7 Eylül 1955’de dini azınlıklara ait (Rum, Ermeni, Yahudi) mülklerin tahrip edilip yağmalandığı olaylar, 1978-80’de Alevileri hedef alan Maraş, Sivas ve Çorum olayları, 1993’te Sivas’ta 37 Alevi aydının yakılarak öldürüldüğü Madımak katliamı toplumsal linçin feci örnekleri olarak hafızalara kazındı.

Ancak “Demokratik değerler gelişti, toplum ilerledi, bütün bunlar geçmişte kaldı” deme şansı bırakmayan bir tekerrür hali mevcut.

2013’te sokaktan yükselen bir itiraz olarak iktidarı afallatan Gezi Parkı olaylarının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Esnaf gerektiğinde polistir, askerdir, alperendir, mahallenin bekçisidir” sözlerinden kendine vazife çıkartan eli sopalı esnafın sokakta estirdiği terör yeni bir sayfanın ilk ayak sesleriydi. Erdoğan esnafın elindeki sopayı meşrulaştırmakla kalmayıp muhtarlara “Benim muhtarım hangi evde kim var, gelecek emniyet müdürüne bildirecek" diyerek ihbarcılık görevi de tevdi etti. Bu şekilde “ihbarcı linçe” kapı aralayan yeni bir hukuk dışılık inşa edildi.

Hükümetin temmuzda askeri operasyonlara başlamasına paralel olarak PKK’nin saldırılarında yaşamlarını yitiren asker ve polislerin ardı ardına gelen cenazeleriyle hem AKP ile ilintili olarak Osmanlı Ocakları adıyla ortaya çıkan gruplar hem Ülkü Ocakları gibi milliyetçi yapılar hem de gaza gelmeye müsait “hassas” vatandaşların karıştığı olaylar patlak verdi. İşte bunlardan birkaç örnek:

  • 8 Temmuz’da Muğla’ya bağlı Fethiye’de bir grup, yerel Kürt giysileriyle çektirdiği fotoğrafı Facebook’ta paylaşan Urfalı İbrahim Çay’ın peşine düştü. Jandarma komutanı, Çay’ı arayıp “Evde bekle seni alacağım” dedi. Beklerken 2 araba ve 4 motosiklet evinin önüne geldi. Çay tehlikeyi fark edip kaçtı. Daha sonra 60-70 kişilik kalabalığın eline düşen Çay meydanda darp edildi, zorla Atatürk heykeli öptürüldü. Jandarmanın epey zaman sonra gelip kalabalığın elinden alarak hastaneye götürdüğü Çay’a doktorlar bakmak istemedi. Bu arada 300 kadar öfkeli kişi Çay’ı linç etmek üzere hastanenin önünde toplandı. Şiddete başvuran kişilere dokunmayan jandarma Çay’ı hastaneden karakola götürüp ifadesini aldı. Kalabalık bu kez karakolun önündeydi. Öfkeli kalabalık bu kez karakolu kuşattığı halde jandarma komutanı “Buradan gitmen lazım” diyerek dışarı göndermeye kalkıştığı Çay’ı yakınları araçla alıp ilçeden çıkardı. Çay’ın ifadesinde geçen 5 saldırgan serbest bırakılırken mağdur hakkında “Peşmerge kıyafetli” fotoğrafından dolayı “suçu ve suçluyu övme” iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Valilik “duyarlılığı artan vatandaşın tepkisinin anlaşılır olduğunu” açıkladı.

  • 14 Eylül’de Mudurnu’ya bağlı Taşkesti’de bir grup, Türk bayrağına ters baktıkları iddiasıyla Kürt işçilere sataştı. İşçiler çalıştıkları okul inşaatına kadar takip edildi. Kürtlerin bayrağı yaktığı şayiası çıkartıldı ve toplanan kalabalık okul inşaatını ateşe verdi. İnşaatın çatı katına saklanan 8 işçi saatler sonra zar-zor kurtarıldı. Burada da saldırganlar değil işçiler soruşturma geçirdi. İşçilerden birinin ilahiyat öğrencisi, dördünün devlet namına PKK ile savaşan korucu ailelerinin çocukları olduğu anlaşıldı.

  • 29 Temmuz’da Aşkale’de TOKİ inşaatında çalışan bir işçinin “PKK’yı simgeleyen yüzük” taşıdığı şayiası yayıldı. Ardından 2000 kişi 50 kadar Kürt işçiye saldırdı.

  • 8 Eylül’de Beypazarı’nda mevsimlik Kürt işçilerin çadır evleri yakıldı ve işçi aileleri linç edilmek istendi.

  • 9 Eylül’de Antalya’da bir kişi Kürt olduğu gerekçesiyle dövüldü. Kimliğini çıkartıp Amasyalı olduğunu ispat edince canını kurtardı.

Fiziki linç girişimlerinin yanı sıra siyasi ve algısal linç de yaygınlık kazandı. Algısal linçin hedefinde olan kurumlardan biri de Hürriyet gazetesi ve CNN Türk’ü içinde barındıran Doğan Grubu. PKK’ye karşı tutumuyla tanınan Hürriyet’e yapılan fiziki saldırıların ötesinde savcılık Doğan Grubu hakkında terörü desteklediği iddiasıyla soruşturma açtı.

Siyasi linçe dair en çarpıcı örneklerden biri de Antalya’da sergilendi. Erdoğan, HDP’yi teröre sırtını dayamış parti olarak resmedince AKP’li Gündoğmuş Belediye Başkanı Mehmet Özeren’e de ilçe meydanına ışıklı tabela asıp HDP’li seçmenleri düşman ilan etmek düştü: “Camide namaz kılıp sandıkta HDP’ye oy veren Kürt benim kardeşim olamaz. Kardeşlik yüce bir makamdır. Alçaktan kardeş olmaz. HDP’ye gönülsüz oy veren korkaktır. Gönüllü oy veren alçaktır.”

Özetle fiziki, siyasi ve algısal linç geleneği milliyetçi ya da mukaddesatçı hassasiyetlerle tekrar nüksetti. Erdoğan sözde sükûnet çağrısı yaparken öldürmeye ve yakıp yıkmaya kurgulanmış faşizan ruhu okşayacak şekilde “Öfkeyle kalkan yumruklar inecek yer ararken” ifadesini kullanabiliyor.

Faili kim olursa olsun devlet geleneğinin şaşmadığı bir husus da şu: Saldırganın değil mağdurun ifadesini alan güvenlik güçlerinin şiddet olaylarına karışanları kayıran tutumları değişmiyor. Yüzlerce linç girişimine rağmen gözaltına alınan insan sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Gözaltına alınanlar da sorgularının ardından bırakılıyor. Şiddetin mağdurları için de bir soruşturma konusu illaki bulunuyor. Bora’nın tespitiyle “linç bir yönetim tekniği ve kamuoyu oluşturma yöntemi” olarak 2015’in Türkiye’sinde yeni format ve aktörlerle yeniden devrede.

Fehim Taştekin