16 Aralık 2015 - 06:41
Teröre Karşı İslam İttifakı (yenilendi)

İslam, Ali'nin (a.s) kılıcından ve cihadından daha çok onun sükutuna ve sabrına borçludur...

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İlerleyen günlerde Merhum İmam Humeyni'nin tüm Müslümanları birleştirme amacıyla temelini attığı VAHDET HAFTASI var. Peygamberimizin (s.a.a) kutlu doğumu anısına 12-17 Rebiyülevvel günlerinde vahdete, Müslümanların zorba kâfirlere ve istikbara karşı birlik ve beraberlik içinde olmasının gerekliliğine dair çeşitli etkinlikler yapılır. Ama üzülerek söylemeliyiz ki tam da birliğe ihtiyaç duyduğumuz böylesi bir zamanda kendimiz türlü tefrikalara düşüyoruz, fitne ateşini Müslümanların arasında yakarak bölgemizde daha rahat hüküm sürmesi için Batı'nın ve İsrail'in elini daha da güçlendiriyoruz. İsrail'e karşı birlik ve ittifak oluşturmamız gerekirken, kalkmış Batı'nın oluşturduğu terör örgütlerini bahane ederek farklı inanç sahibi dindaşlarımızı yok etmek için eli bir sürü masum çocuğun kanına bulanmış Arabistan liderliğinde "Teröre Karşı İslam İttifakı" (!) kuruyoruz. Bu hususta birkaç konuyu başlıklar hâlinde hatırlatmanın yararlı olacağını düşündüm:


• İslam'ın özünü hedef alan küfür elebaşları dünyaya İslam'ı ve Müslümanları kötülemek maksadıyla Müslüman kitlelerden oluşan Batı destekli birtakım terör örgütleri oluşturarak İslamofobi olgusu oluşturdular.

• Sözde Müslüman olan bu terör örgütlerinin en bariz özelliği ise kendi özel inancında olmayan dindaşları tekfir etmek; malını, kanını, namusunu helal bilmek; Haricîlik ve Vahhabîlik gibi aşırı tekfirisit inançlardan kaynaklı düşünceye sahip olmaktı.

• Bu maksatla Müslümanları bölüp parçalamak ve birbirlerinin eliyle İslam'ı yok etme hayallerine kapılan Küfür Önderleri, Amerikan modeli Sünnîlik ile İngiliz Modeli Şiîlik diye iki aşırıcı akım oluşturdular.

• Şia âlimlerinin kahir ekseriyeti arasında kendine yer bulamayan İngiliz Modeli Şiîlik, maddî olarak direkt İngilizler ve buna ilaveten Arabistan tarafından desteklenirken, Amerikan modeli Sünnîliğin malî finansmanı Batı ile birlikte bizzat Arabistan ve Katar gibi bazı Arap ülkeleri olmuştur.

• Nitekim Suudi Arabistan'daki yönetim anlayışına muhalif olan Arabistan kralının torunu, aynı zamanda Arabistan İçişleri Bakanlığı eski üyesi Turki bin Bender bin Muhammed bin Abdurrahman Âl-i Suud, Arabistan İstihbarat Bakanlığı bünyesinde “Revafiz” isimli bir birimin oluşturulduğundan söz etmiş ve birtakım akademisyenlerle habercilere şöyle konuşmuştu : "Bu birim için Tunus, Ürdün ve Yemen'in yıllık devlet bütçesi ölçüsünde bir ödenek tahsis edilmiştir. Bu birim Şiîliği çirkin göstermek için yalan-yanlış bilgilerle dolu kitap ve broşürler çıkarmakta, bunları hac ve umre zamanlarında dünyanın çeşitli ülkelerinden gelmiş olan Müslümanlara dağıtmaktadırlar. Bu kitapların bazılarında Şiîlerin öldürülmesi gerektiği ve bunun faziletinden dahi söz edilmektedir! Ben içişleri bakanlığında bulunduğum dönemde Lübnanlı sözde Şiî bir âlim Suud hanedanına gönüllü uşaklık etmek için gelmişti. Ona uydu üzerinden bir kanal açması için 7 milyon dolar ödendi. O, bu kanalda Şiîliğin içini boşaltacaktı. Mesela Hz. Hüseyin'e yas tutmanın bidat olduğu, hiçbir dinî ve Kur'ânî dayanağı bulunmadığından söz edecekti. Nitekim o bunu yaptı. 'Sarhoş iken namaza yaklaşmayın.' ayetinin Ali b. Ebu Talib hakkında indiğini söyledi. Bir süre sonra Suud hanedanına uşaklık yapan o âlim öldü. Onun yolunu sürdürecek yeni uşaklar buldular. Bugün milyonlarca doların sırf Şiîlik aleyhindeki kampanyalar için harcandığı herkesçe bilinen bir gerçektir. Onlar Irak'tan Şiîlik ismini silmeyi planlıyorlar."

• İngiliz Modeli Şiîlik sıcak çatışma ve silahlı eylemler gibi bir girişim içinde olmazken, yegâne hedefi Şiîleri katletmek olan Amerikan modeli Sünnîlik ise dünyanın hiçbir yerinde eşi benzeri görülmemiş vahşet ve katliamlar yaparak asıl gayesinin Şiîleri ve Alevîleri yok etmek olduğunu söylemektedir.

• İlk günden varlığı İsrail ile savaşmak ve Siyonizm belasını İslam coğrafyasından bertaraf etmek üzere kurulan Seyyid Hasan Nasrallah önderliğindeki HİZBULLAH da ne hikmetse daha bundan birkaç hafta önce Arabistan tarafından terör örgütü ilan edilerek, teröre destek verdikleri ve Ortadoğu'da terör faaliyetleri yürüten Hizbullah örgütü yararına çalıştıkları gerekçesiyle örgüte bağlı şirketler ve 12 Hizbullah yöneticisi de terör listesine alındı.

• Tüm bunlara bir de geçenlerde Arabistan İstihbaratçısı Bender bin Sultan'ın dediği şu sözü ekleyelim: "Nazilerin yöntemiyle Şiîleri ve Alevîleri öldüreceğiz!"

• Dün ise Arabistan öncülüğünde, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 34 İslam ülkesinin bir araya toplanmasıyla "Teröre Karşı İslam İttifakı" adı altında yeni bir koalisyon kuruldu.

• Koalisyonun liderliğini yapan, her fırsatta mezhep fitnesi çıkartarak Şia düşmanlığı ekseninde bir siyaset yürüten ve DAEŞ gibi Şia düşmanlığına adanmış tekfirci terör örgütlerine her türlü desteği sağlayan Arabistan'ın bu koalisyonun liderliğinde olması ve sözde terör örgütleriyle savaşmak için kurulan bu koalisyonun içinde İran, Irak, Suriye gibi çoğunluğu Şia olan ülkelerin bulunmaması bir hayli dikkat çekici... İlginç olan bir diğer konu da aralarında Yemen'in de olması. Hayallerinde kurdukları hangi giyabî hükumetse tabi!

• Gelişmelere bakıldığında öyle anlaşılıyor ki bu koalisyon, aynı zamanda Yemen ile ateşkes sonrasında terör ve tekfirciliğin merkezini koruma altına alma gayretinde de olacaktır.

• Kurulan bu askerî İslam ittifakı sadece herkes tarafından terör örgütü olarak ilan edilen DAEŞ gibi örgütlere karşı olsa zahiren bir sıkıntı olmayacak ve bu koalisyon bir Sünni bloğu olarak görülmeyecek. Sonuçta DAEŞ vb. terör örgütleri Sünnilik âleminden doğmuş bir fitne unsurlarıdır ve çok doğal olarak Sünnîleri temsilen bu yöneticiler de toplanmış bu terör örgütlerine karşı bir önlem alınması doğrultusunda bu ittifakı kurmuşlar. Ama ne yazık ki, merkezi Riyad'da olması planlanan bu ittifakın sözcülerinin sonraki açıklarımı durumun sadece bundan ibaret olmadığını ve kendilerince terör örgütü bildikleri herkesle, örneğin Yemen'deki Ensarullah ile, Lübnan'daki Hizbullah ile de mücadele edeceklerini ortaya koymuştur.

• Nitekim Mısır doğumlu akademisyen Omar Ashour da ittifakın Sünnî yapısına dikkat çekip amacını şu sözlerle sorguluyor: "Bu, IŞİD'le mücadele koalisyonu mu yoksa asıl olarak İran'ın bölgedeki etkisini kontrol altında tutmak ve Hizbullah ya da Husiler gibi diğer Şiî gruplarla mücadele etmek amaçlı Sünni koalisyonu mu? Yoksa Mısır'da mevcut statükoya destek çıkıp Suriye'deki rejimi devirmeye çalışan bir koalisyon mu? Amaçları henüz çok net değil. Ama bu Sünni bir koalisyon."

• Sonuç olarak bu koalisyonun kurulmasıyla Mezhep Çatışması ilk kez resmileşerek bir kurum adı altında meşrulaştırılacağa ve belli bir mezhebin bloğu hâline geleceğe benziyor. Böylece Küfür İslam'la savaşta iken, Müslüman da Müslüman ile savaşacak, İslam Müslümanın eliyle yok edilmeye çalışılacak. Oysa olacaksa şayet din ve mezhep adına bir savaş, bu, İslam-Küfür arasında olmalı; Müslüman-Müslüman arasında değil!
• Hani demişti ya, ülkemizin de Müslüman çoğunluğa sahip tek üye ülkesi olduğu NATO’nun Genel Sekreteri Jens Stoltenberg: "Bu savaşta Müslümanlar ön cephede. Kurbanların çoğu Müslüman ve IŞİD'e karşı savaşanların çoğu da Müslüman. Bu mücadeleyi onlar için yürütemeyiz."

• Peki, bu sözde İslam ülkelerinin yöneticileri ne oldu da şimdiye kadar İslam'ın sırtına hançer misali saplanan İsrail hakkında bir gün olsun bir araya gelmediler?! Ortak bir görüş sahibi olmadılar ki hiç, İsrail ile ilişkiye girenler, hatta İsrail ile ilişkinin nice çıkarlar sağlayacağını ileri sürenler bile oldu!

⌂ Ama bilinmesi gerekir ki: Bizler her şeye rağmen yine de küfrün ekmeğine yağ sürenlerin karşısında kardeş kavgasına çanak tutmayacağız; vahdet uğruna, İslam'ın özünün korunması adına gereken her şeyi yapacağız, Sünnî olsa dahi Filistin'i savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Birçok acımız, kaybımız söz konusu olsa bile kendi kardeşlerimize karşı susmayı tercih edeceğiz. Dinin de, aklın ve mantığın da gereği budur çünkü. Dün Kerbela'da 72 kişiyi öldürmekle mesajlarının çağları aşıp bütün dünyaya duyulmasının önüne geçemeyenler, bugün milyonların feryatlarının karşısında duramayacaklarını bilmeliler oysa...

⌂ Ne güzel demiş Dr. Ali Şeriatî:
 
"İslam, Ali'nin (a.s) kılıcından ve cihadından daha çok onun sükûtuna ve sabrına borçludur. Ali'nin (a.s) kılıcı İslam'ın güçlenmesine vesile iken, susması İslam'ın varlığının korunmasına yönelikti.
 
Musa Güneş