7 Ocak 2016 - 04:17
Sevgi ve İtimatla Gelip Korku ve Tehditle Varlığını Sürdüren Hâkim Güç

Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (ORSAM) “Türkiye-İsrail İlişkilerinde Güncel İmkânlar” başlığını taşıyan araştırma yazısında dini değerleri olmayanlar için reel ve ümit verici noktalara işaret edilmiş gibi bir imaj bırakılmaya çalışılmıştır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin  (ORSAM) “Türkiye-İsrail İlişkilerinde Güncel İmkânlar” başlığını taşıyan araştırma yazısında dini değerleri olmayanlar için reel ve ümit verici noktalara işaret edilmiş gibi bir imaj bırakılmaya çalışılmıştır. 
Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin  (ORSAM) “Türkiye-İsrail İlişkilerinde Güncel İmkânlar” başlığını taşıyan araştırma yazısında dini değerleri olmayanlar için reel ve ümit verici noktalara işaret edilmiş gibi bir imaj bırakılmaya çalışılmıştır. Ancak zikri geçen noktalara ne fakat dini, özgür bir pencereden bakıldığı zaman bile Kur’an’ın düşman ilan ettiği bir ırk ve ideoloji olması bir tarafa, özgür halkların kanı ve belleklerinde bile düşmanlığı bedihi derecede perçinleşen İsrail gibi gayrimeşru avare bir grupla Türkiye’nin birbirlerine son derece müştak ve samimi dostluk gösterisi sergilemesi, biz ülke insanları için kabul edilecek bir şey değildir ve olmamalıdır da.

Adı geçen makalede Türkiye’nin İsrail’i 1949’da tanıyan ilk Müslüman devleti olduğuna değinildikten sonra 1950’lilerin sonlarına doğru iki ülke ilişkilerinin örtük ilişki biçiminde geliştirildiğinden bahsediliyor. Elbette “örtük ilişki” söylemi tıpkı “örtük ödenek” söylemi gibi son derece dikkat gerektiren bir söylemdir, zira bu söylemin kullanıldığı her yerde tarafların en mahrem bilgilerini ve ileriye dönük vizyonlarını bile birbirleriyle paylaştıkları anlaşılır.

Şimdi makaleden bazı alıntıları sizlerle paylaşmak istiyorum:

“İki ülkenin 1990'lardaki 'aleni yakınlaşması' ise birtakım faktörlerin bir araya gelmesi neticesinde gerçekleşti. Bölgesel düzlemde, tehdit algılarının ortaklaşması bu ilişkinin zorlayıcı koşuluydu. İran, Irak ve Suriye'nin benimsedikleri söylem ve politikalar, hem Türkiye'yi (Soğuk Savaş sona erince NATO nazarında önceliğini kaybettiğine inanıyordu) hem de (öteden beri) İsrail'i tehdit eder nitelikteydi. İttifak teorisinin de başat gereği olarak kabul edilen bu olgu, iki ülkenin ortak tehditlere ortak bir cevap üretme ihtiyacını ortaya çıkardı.”

“İsrail'in sahip olduğu teknolojik imkânlar, geniş istihbarat ağı ve 1990'larda Türkiye'ye silah satacak bir ülke (Batılı ülkelerle aksaklıklar yaşanıyordu) olarak belirmesi, İsrail'le yakınlaşmayı askeri açıdan gayet rasyonel bir tercih kılıyordu.”

Sözü geçen araştırma yazısının tamamını okumak isteyen okuyucularımızı http://www.orsam.org.tr adresine yönlendiriyor ve ülkemizdeki hakim iktidar hakkında bir zamanlar bizlerde oluşan veya daha doğru bir ifadeyle oluşturulan halkın dillendiremediği ortak kanaati paylaşmak istiyorum: 

Ülkemizin hakim iktidarı ilk seçimlerde ezici bir oyla başımız ve hatta baş tacımız olduysa bunun arka planında hakim iktidarın Müslüman kimliği vardır. Biz ülke insanları Cuma’ya giden, günde beş vakit namaz kılan, oruç tutan ve İslam dininin usul ve furuuatını dikkate alan Cumhurbaşkanı ve Başbakanımız olması hasebiyle gurur duyuyor ve sair ülkelerin halkları karşısında başımızı dik tutuyorduk. Ülkemizin hakim iktidarlarının eşlerinin İslami örtü adabıyla örtünmeleri bile bizler için aşkın bir mutluluk kaynağı olmuştu. Kürsülerden aslanlar gibi dini söylemleri haykıran, örtüsünden dolayı okula gidemeyen ve üniversitesini bırakmak zorunda kalan bacılarımızın örtünme sorununu halleden, hastane masraflarından dolayı hastalanmaktan ödü kopan halkımızın sağlık sorunlarını çözen ve ülke kalkınmasında daha nice ve nice değerli hizmetler sunan bir iktidara sahip olmanın haklı gururunu haklı olarak teneffüs ediyorduk. Asırlardır Müslüman kimliği taşımasına rağmen Cumhuriyet sonrası sürekli ezilme ve sürekli bastırılma psikolojisiyle pısırıklaştırılan ve korkaklaştırılan bizler belki de tarihimizde halk olarak bir ilke imza atmıştık.

Hakim iktidarın ilk seçimlerdeki oy çoğunluğunun perde arkasındaki sevgi ve güven varken son seçimlerde oy çoğunluğunun perde arkasında korku ve tehdit vardı. Zira erken seçim tarihine kadar ülkemize hakim olan sevgi, saygı ve güven unsurları bir anda yerini korku, güvensizlik ve tehdide bırakıvermişti.

Derken genel kanılarda özü itibariyle bunca güzellikleri sergileyen hakim gücün gerek özünde ve gerekse zahirinde çelişkilerle dolu olduğu algısı oluştu. Halkımız ülke içi siyasetinde izlenen hizmet politikalarıyla teokrasinin temellerinin atıldığının farkına varamadı. Kim bilir sorunsuz sıfır politikasının, sorunlu ve güdümlü politikaya dönüştürülmesi hedeflendiği için halka vana ağzı verilmek istendi! Sonuç itibariyle halkımız şuan itibariyle en üst düzeyden tutunda en alt birimlere kadar idarecilerin tamamına önce kurtarıp sonra fiziki ve ruhi hegemonyası altına alan Western filmlerinin kahramanları gözüyle bakıyor ve komedi bir ifadeyle yüz hatlarıyla “Bu ciğerse kedi nerede ve eğer bu kediyse ciğer nerede” imajını sergiliyor.

Akın Tandoğan/jamnews