18 Ocak 2026 - 18:59
İç Çöküşünü Dünyaya Pazarlayan Tek Ülke ABD

Ensarullah’ın resmi internet sitesinde yayımlanan analizde, ABD’nin tarihindeki “en tehlikeli eşikte” bulunduğu ifade edildi.

Uluslararası Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı -ABNA- Analizde, Washington’un artık küresel işleri yöneten bir süper güç değil, kendi iç krizini sınırlarının ötesine taşımaya çalışan “kriz yüklü bir yapı” haline geldiği belirtildi. Büyük güç imajının ardında, derin yapısal krizlerle kuşatılmış kırılgan bir sistemin bulunduğu kaydedildi.

Analize göre Washington, içerde yaşadığı başarısızlıkları küresel alana yansıtarak stratejik bir “ileri kaçış” izliyor. Büyük bir ekonomik ve diplomatik gerileme ortamında ABD’nin, ekonomik, toplumsal ve siyasal kurumlarının merkezini vuran yapısal çöküşün sonuçlarından kaçınmak amacıyla “kaos üreten ve düşman imal eden bir operasyon odasına” dönüştüğü belirtildi.

Analizde, ABD’de hanehalkı iflasının ortalama bir Amerikan vatandaşının “uçurumun kenarında yaşamasıyla” somutlaştığı belirtildi. Tüketici borçlarının “5,1 trilyon doları”, kredi kartı borçlarının ise “1,2 trilyon doları” aştığı aktarıldı.

Bu baskının, “Amerikan Rüyası’nı” yükselen fiyatlar nedeniyle günlük bir kabusa dönüştürdüğü kaydedilirken, konut maliyetlerinin pandemi öncesi döneme kıyasla “yüzde 35,2 arttığı” bildirildi.

Analizde, bu durumun, Trump yönetiminin çıkış yolu göremediği bir mali boğulma noktasına ulaştığı savunuldu. Yönetimin, başkanlığın ilk döneminde başlatılan ve ticaret savaşlarıyla şişirilen politikalarla “yapay çıkış yolları” aradığı ifade edildi. Bu savaşların içerde ters teptiği, fiyatları artırdığı ve ABD’nin üretim altyapısını vurduğu aktarıldı.

Bunun sonucunda Washington’un, başarısızlığın sorumluluğunu yükleyebileceği “harici bir düşman” arayışına yöneldiği, bu düşmanın kaynaklarının da bütçe açığını kapatmak için hedeflendiği ifade e dildi. Analizde, Washington’un Fransız strateji uzmanı Pierre Conesa’nın tanımladığı “düşman imalatı” mekanizmasını açık biçimde benimsediği belirtildi. Amacın krizi çözmek değil, “iç öfkeyi millileştirerek” dış bir hedefe yönlendirmek olduğu vurgulandı.

Analize göre ABD, bu kez demokrasi ve özgürlük söylemleriyle hareket etmiyor; bunun yerine yaptırımlar kılıfı altında “uluslararası bir yağmayı” açıkça hedefliyor. Bu yaklaşımın, mevcut uluslararası düzenin kalıntılarını yıkmayı ve zor gücüne dayalı yeni bir düzen dayatmayı amaçladığı belirtildi.

Venezuela başlığında, Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılması ve “303 milyar varillik petrol rezervleri” üzerinden yürütülen girişimlerin, ABD’nin kaynak açığını başka ülkelerin zenginliklerini yağmalayarak kapatma çabasının örneği olduğu vurgulandı.

Ukrayna’ya ilişkin bölümde ise Washington’un özgürlük söylemlerinin ötesinde, “500 bin ton lityum” ve Avrupa’nın titanyum rezervlerinin “yüzde 20’sini” hedeflediği ifade edildi.

Grönland ve Panama başlığında, Grönland’ı “satın alma” veya kontrol altına alma girişimlerinin Arktik’te Rusya ve Çin üstünlüğüne duyulan korkuyu yansıttığı; dünya ticaretinin “yüzde 6’sının geçtiği” Panama Kanalı’nın ise tedarik zincirlerini güvence altına almak için baskı altında tutulduğu aktarıldı.

İran’ın ise İslami sistemi, enerji kapasitesi ve coğrafi konumu nedeniyle özel bir hedef olarak görüldüğü belirtildi. Analizde, İran’ın nükleer programının bir bahane olduğu, asıl meselenin Çin’in Kuşak ve Yol girişimindeki konumu ve Hürmüz Boğazı üzerinden “küresel petrol ticaretinin yüzde 30’unu” kontrol etmesi olduğu ifade edildi.

ABD’nin, Çin’in nadir toprak elementlerinin “yüzde 90’ını” kontrol etmesinin kendi sanayi geleceğini tehdit ettiğini kabul ettiği; bu nedenle Bolivya ve Şili’deki “lityum üçgeninde” sessiz baskı alanlarına yöneldiği, istihbarat ve ekonomik savaşlarla küresel lityum rezervlerinin “yüzde 60’ını” kontrol etmeyi hedeflediği aktarıldı.

Kongo ve Nijerya’da ise kobalt ve Afrika petrolü üzerinde Çin ortaklıklarını kırmaya yönelik bir mücadelenin tırmandığı, bunun tüm Afrika’nın istikrarsızlaşmasına yol açmasının Washington açısından “kabul edilebilir” görüldüğü kaydedildi.

Analizin sonuç bölümünde, Washington’un izlediği çizginin bir “güç politikası” değil, açık bir “stratejik panik politikası” olduğu belirtildi. Havalanan her uçağın, fırlatılan her füzenin, uygulanan her yaptırımın ve dışarıda tasarlanan her darbenin, “ABD emperyalizminin borç ve toplumsal bölünme kazanı patlamadan önce zaman satın alma girişimi” olduğu ifade edildi.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha