22 Mayıs 2026 - 10:05
Saigon’dan Tahran’a: ABD ve İsrail’in İran’a Savaşı Yeni Vietnam mı Oluyor?

Amerikalı analist Gideon Rose, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın, ABD’nin Vietnam’da yaşadığı felaketle giderek daha fazla benzerlik gösterdiğini belirtti. Stratejik hatalar ve yanlış hesaplar, Washington’un İran karşısında başarısız bir yol izlediğini ortaya koyuyor.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Amerikalı siyaset analisti Gideon Rose, ABD ve İsrail’in İran’a karşı savaşı ile ABD’nin Vietnam’daki felaketinin giderek daha fazla benzerlik taşıdığını vurguluyor. Rose’a göre bu benzerlikler, coğrafya veya ideoloji değil, savaşın stratejik yapısı ve Amerikan liderlerinin baskı altındaki davranışları üzerinden ortaya çıkıyor.

Al Jazeera’nın haberine göre, Rose Foreign Affairs dergisinde yazdığı makalede, Donald Trump yönetiminin yalnızca iki ay içinde, Johnson yönetiminin Vietnam’da izlediği beş aşamalı süreci tekrar ettiğini belirtiyor: müdahale, çatışmayı tırmandırma, askeri çıkmaza ulaşma, müzakereye yönelme ve çözüm arayışı.

Saigon’dan Tahran’a: ABD ve İsrail’in İran’a Savaşı Yeni Vietnam mı Oluyor?

Rose, Washington’un artık Richard Nixon dönemine benzeyen bir aşamada olduğunu belirtiyor. Bu aşamada ABD, yüksek maliyetli bir savaştan onurlu bir çıkış yolu arıyor ve başlıca siyasi hedeflerini gerçekleştirememiş durumda.

Vietnam örneğinde olduğu gibi, Johnson yönetimi, Güney Vietnam ve başkent Saigon’un Kuzey Vietnam güçleri tarafından ele geçirilmesinden korkarak müdahaleyi artırmıştı. ABD, Kuzey Vietnam’ı geri adım attırmayı umut ederek önce askeri danışman ve yardım göndermiş, ardından yoğun bombardıman ve büyük kara birlikleri sevk etmişti. Buna rağmen Kuzey Vietnam hedefine ulaşmakta kararlı kaldı. 1968 yılına gelindiğinde, Vietnam savaşı ABD için büyük bir kriz haline gelmiş, hem ağır ekonomik maliyetler hem de içte protestolar ve artan insan kayıplarına yol açmıştı. Johnson yönetimi, çözümü Nixon’a devretmek zorunda kalmıştı.

Rose’a göre, İran’a karşı savaş aynı yolu takip ediyor. 2025 yılında ABD ve İsrail’in İran nükleer programına yönelik saldırıları, Washington’un Tahran’ın yeniden güçlenmesinden kaygı duymasına yol açtı. Trump, İsrail’in İran yönetimini tamamen devirmeye yönelik planını kabul etti ve Şubat 2026’da ortak bir saldırı başlatıldı. Bu saldırılar sonucunda bazı üst düzey İranlı yetkililer ve komutanlar, Ayetullah Ali Hamaney dahil, hedef alındı.

Ancak Rose, bu stratejinin başarıya ulaşamadığını vurguluyor. İran yönetimi, Seyyid Mücteba Hamaney’in liderliğinde varlığını sürdürdü ve Basra Körfezi ile Hürmüz Boğazı’nda geçişleri kısıtlayarak küresel enerji krizini derinleştirdi

Saigon’dan Tahran’a: ABD ve İsrail’in İran’a Savaşı Yeni Vietnam mı Oluyor?

از سایگون تا تهران؛ شباهت‌های جنگ ایران و ویتنام از نگاه یک تحلیلگر آمریکاییRose, Trump’ın Johnson tarzı tırmandırmadan Nixon’un “deli adam teorisi” yaklaşımına geçtiğini belirtiyor: askeri tehdit ve baskı ile İran’ı yıldırmak, ancak bu politika da başarısız oluyor. Vietnam’da Nixon ve Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Kuzey Vietnam’ı korkutup teslim olmaya zorlamak istemiş, fakat liderler ABD’yi siyasi ve psikolojik olarak yıpratabileceğini göstermişti. Rose’a göre İran da aynı yolu izliyor; ne ABD’nin tehditleri ne de Pakistan aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmeler Tahran’ı önemli tavizler vermeye zorlayamadı.

Rose, İran’ın uzun süren çatışma ve Washington’un yıpranmasını lehine çevirmeye çalıştığını belirtiyor. Analist, savaşın sonunda 1973 Paris Anlaşması benzeri bir çözüm ile sonlanabileceğini öngörüyor: ABD’nin doğrudan müdahalesi sona erecek, deniz ticaret yolları yeniden açılacak, ancak nükleer program ve İran’ın siyasi geleceği geleceğe bırakılacak.

Sonuç olarak, Rose, İran tecrübesinin ABD dış politikasında askeri üstünlüğün siyasi sonuç üretmeyeceğini bir kez daha gösterdiğini vurguluyor. Bu savaşlar genellikle uzun, yıpratıcı çatışmalarla devam ediyor ve sonunda müzakere ve geri çekilme ile bitiyor; başlangıçta belirlenen siyasi hedefler ise çoğunlukla gerçekleşmiyor.

Bu analiz, direnişin kararlılığı ve stratejik sabrı sayesinde, ABD ve İsrail’in hesaplarının boşa çıktığını ve İran’ın bölgedeki caydırıcı gücünü bir kez daha kanıtladığını ortaya koyuyor

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha