1 Haziran 2026 - 08:50
Batı Asya'da yeni düzen: Amerikan üsleri barış değil savaş getiriyor

ABD’nin Fars Körfezi’ndeki askerî üslerinin, yıllardır vaat edilen “güvenlik”i sağlamak bir yana, ev sahibi ülkeleri saldırılara daha açık hale getirdiği belirtiliyor. 2026 savaşı sırasında İran’ın bu üsleri doğrudan hedef alması, Washington’ın caydırıcılık kabiliyetine ilişkin ciddi soru işaretleri doğurduğu şeklinde değerlendiriliyor. Gözlemciler tarafından, “ithal güvenlik” modelinin iflas ettiği ve bölge ülkelerinin artık yerli bir güvenlik mimarisine yönelmeleri gerektiği vurgulanıyor.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Mehr Haber Ajansı’nın derlediği bilgilere göre, ABD’nin Basra Körfezi ülkelerindeki askerî varlığı, 1971 yılında İngiltere’nin “Doğu Süveyş”ten çekilmesinin ardından ABD Donanması’nın Bahreyn’e ayak basmasıyla başladığı aktarılıyor. Ancak asıl dönüm noktasının, 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında yaşandığı ifade ediliyor. Bu tarihten itibaren ABD’nin Kuveyt ile on yıllık bir savunma paktı imzaladığı, Arefican Kampı gibi büyük üsler inşa ettiği kaydediliyor.

Zaman içinde bu ağın Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü (bölgenin en büyüğü olarak gösteriliyor), BAE’deki El-Zafra Hava Üssü, Bahreyn’deki Beşinci Filo ve Suudi Arabistan’daki Prens Sultan Hava Üssü’nü kapsayacak şekilde genişlediği belirtiliyor. Toplamda 40 ila 50 bin askerî personelin konuşlandırıldığı bu üslerin, Körfez Arap ülkelerine “güvenlik teminatı” vaadiyle kurulduğu ifade ediliyor.

“Güvenlik sigortası” işlemedi

Analistlere göre, bu güvenlik vaadinin karşılığında ev sahibi ülkelerin ağır maliyetlere katlandığı değerlendiriliyor. ABD’nin, bu ülkelerin savunma bütçelerine büyük yükler getirdiği ve aynı zamanda onları dolaylı olarak bölgesel gerilimlerin içine çektiği gözlemleniyor.

Konuya ilişkin belgelere atıfla, ABD’nin onlarca yıllık varlığına rağmen ev sahibi ülkelerin kritik altyapılarına yönelik saldırıları engelleyemediği hatırlatılıyor. Örneğin, 2019 yılında Suudi Arabistan’ın Aramco tesislerine düzenlenen ve tarihin en karmaşık İHA saldırılarından biri olarak nitelendirilen operasyonda, ülkenin petrol üretiminin yarısının geçici olarak felç olduğu kaydediliyor. Bu durum, ABD savunma sistemlerinin ne denli etkisiz kaldığı sorusunu gündeme getirdiği şeklinde yorumlanıyor.

Kalkan değil, saldırı mıknatısı

Gözlemciler tarafından en çarpıcı tespitlerden biri olarak, ABD üslerinin ev sahibi ülkeler için caydırıcılık sağlamak şöyle dursun, adeta “saldırı mıknatısına” dönüştüğü ifade ediliyor. Orta Doğu Enstitüsü’nün (Middle East Institute) konuya ilişkin bir analizinde, “Bu üsler ev sahiplerine güvenlik getiriyor mu, yoksa onları saldırı hedefi mi haline getiriyor?” sorusunun sorulduğu aktarılıyor.

2026 savaşında İran’ın, ABD’nin bölgedeki üslerini doğrudan hedef alması, bu sorunun cevabını fiilen gösterdiği şeklinde değerlendiriliyor. Washington Post gazetesinin uydu görüntülerine dayandırdığı bir haberde, İran saldırılarının daha önce rapor edilenden çok daha fazla hasara yol açtığının ortaya konduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre, bu durum Washington’ın bölgedeki stratejik güvenilirliğine ciddi bir darbe vurduğu ifade ediliyor.

Tahran’dan net mesaj: “İthal güvenlik” iflas etti

İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney’in, ilk resmî mesajında komşu ülkelere yönelik önemli bir uyarıda bulunduğu aktarılıyor. Lider’in, “Onlara tavsiyem, o üsleri bir an önce kapatmalarıdır; çünkü artık ABD’nin güvenlik ve barış sağlama iddiasının yalandan ibaret olduğunu anlamış olmalılar” dediği kaydediliyor. Bu açıklama, “ithal güvenlik” politikasının stratejik başarısızlığına dair bir analiz ve bölgede yeni bir güvenlik mimarisine davet olarak yorumlanıyor.

Batılı analistlerden de çekilme tartışmaları

Bu stratejik başarısızlığın, yalnızca bölgesel aktörler tarafından değil, Batılı analistler tarafından da tartışıldığı belirtiliyor. ABD Savunma Bakan Yardımcılığı eski görevlilerinden Mark Kimmitt’in, bir televizyon programında ABD kuvvetlerinin Basra Körfezi’nden çekilmesi ihtimalini gündeme getirdiği aktarılıyor. Katar’daki Hamad bin Halife Üniversitesi’nden Profesör Sultan Barakat’ın ise, “ABD askerî varlığının asıl amacının Arap ülkelerinin güvenliği değil, İsrail’in güvenliğini korumak ve Washington’ın bölgedeki egemenliğini sürdürmek olduğu” değerlendirmesinde bulunduğu ifade ediliyor.

Aynı zamanda, bölge ülkelerinin de yeni bir yol arayışına girdiği gözlemleniyor. Bazı kaynaklara göre, Suudi Arabistan ve İran’ın “bölgesel saldırmazlık paktı” olasılığını görüştüğü aktarılıyor.

Yeni bir dönem: İç güvenlik mimarisi önerisi

Analistler tarafından, elde edilen bu deneyim ışığında bölge ülkelerinin yeni bir sayfa açması gerektiği belirtiliyor. Bu bağlamda öne çıkan önerilerden biri, ABD askerî personelinin bölgeden çıkarılmasına yönelik bir takvimin, İran ile kapsamlı bir anlaşmanın “temel taşı” olarak Körfez liderleri tarafından gündeme getirilebileceği ifade ediliyor. Bu üslerin kapatılmasının, İran’ın Hürmüz Boğazı yönetimine ilişkin yeni düzenlemelerden komşuların yararlanmasının ön koşullarından biri olarak görüldüğü aktarılıyor.

İkinci adım olarak, bölge ülkelerinin ortak katılımıyla “yerli ve içsel” bir güvenlik mimarisine yönelmeleri gerektiği değerlendiriliyor. Pentagon’a akan petrodolarlar yerine, karşılıklı güven ve ortak çıkarlara dayalı bir modelin inşa edilmesi öneriliyor.

Gözlemciler, İran’ın sekiz yıllık Irak savaşı, onlarca yıl süren ağır ambargolar ve üst düzey liderlerine yönelik suikastlara rağmen yıkılmadığı gibi daha da dirençli hale geldiğini hatırlatıyor. Buna karşın, Körfez ülkelerinin vekâlet savaşları ve misilleme saldırılarında en büyük zararı gördüğü ifade ediliyor.

Sonuç olarak, bazı çevrelerce şu değerlendirmenin yapıldığı aktarılıyor: “Onlarca yılda alınması gereken ders şu ki, güvenliğin yolu onu kilometrelerce öteden satın almaktan değil, komşuyu kabul etmek ve onunla ortak bir ev inşa etmekten geçiyor.” “ABD askerlerinin çekilmesi karşılığında İran ile kapsamlı bir güvenlik anlaşması” önerisinin, bu yeni dönemin temel taşı olabileceği belirtiliyor. Körfez liderlerinin, Washington’ın harekete geçmesini beklemek yerine inisiyatif alarak halklarına kalıcı güvenlik getirmeleri gerektiği yönünde görüşler dile getiriliyor.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha