25 Haziran 2026 - 06:12
The Atlantic: ABD'nin İran'a hava savaşı planı baştan başarısızlığa mahkumdu

The Atlantic dergisinde yayımlanan analizde, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak hava harekâtının baştan başarısızlığa mahkûm olduğu ve bu savaşın sonuçlarının “facia” boyutunda olduğu belirtiliyor. Söz konusu makalede, ABD'li planlamacıların “hava gücünün tek başına zaferi garanti ettiği” yanılgısına düştüğü, İran'ın ise Hürmüz Boğazı'nı kapatarak ve stratejik dayanıklılık sergileyerek bu senaryoyu boşa çıkardığı kaydediliyor.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: The Atlantic dergisinde yayımlanan kapsamlı bir analizde, ABD ve İsrail'in Şubat ayı sonunda İran'a yönelik başlattığı ortak askeri operasyonun baştan başarısızlığa mahkûm olduğu ifade ediliyor. Makaleye göre, Washington’un stratejisi, İran'ı yoğun hava saldırılarıyla ya rejim değişikliğine zorlamak ya da Tahran yönetimini teslim olmaya ikna etmek üzerine kuruluydu. Ancak bu hedeflerin hiçbirinin gerçekleşmediği vurgulanıyor.

Analizde, İran yönetiminin halktan beklenen ayaklanmanın yaşanmadığı, Tahran'ın ise savunma pozisyonunu koruyarak Hürmüz Boğazı'nı kapattığı ve ABD’nin kara işgaline girişmeyeceğinden emin olduğu belirtiliyor. Bu durum, ABD’li planlamacıların "hava gücüyle zafer" yanılgısına düştüğü şeklinde yorumlanıyor.

Tarihsel yanılgı: Hava gücüyle zafer efsanesi

Dergide, hava gücünün tek başına savaş kazanabileceği fikrinin tarihsel olarak defalarca çürütüldüğü hatırlatılıyor. İtalyan General Giulio Douhet’nin 1921'de yayımlanan “Hava Hakimiyeti” adlı kitabındaki tezlerinden, İngiliz Mareşal Hugh Trenchard’ın "hava gücü düşmanın savaşma iradesini kırar" görüşüne kadar pek çok teorinin pratikte başarısız olduğu örneklerle aktarılıyor.

II. Dünya Savaşı’ndaki Alman Blitz saldırılarının İngiliz halkını teslim olmaya zorlamadığı, Müttefiklerin Almanya’yı bombalama kampanyasının ise Nazilerin savaşma azmini kırmadığı ifade ediliyor. Benzer şekilde, 1991 Körfez Savaşı’nda zafere ulaşmak için kara harekâtının şart olduğu, 1999’da Sırbistan’ın teslim olmasında ise NATO’nun kara işgali tehdidinin belirleyici rol oynadığı kaydediliyor.

RAND uyarısı ve İran'ın dayanıklılığı

1996 yılında RAND Corporation tarafından yapılan bir çalışmaya atıfta bulunulan makalede, hava operasyonlarının psikolojik etkilerinin sınırlı olduğu ve düşmanı teslim olmaya ikna etmek için başka faktörlerin gerektiği belirtiliyor. Bu faktörler arasında “düşmanın savaş alanında kesin yenilgiye inanması, savaşın devamının durumu iyileştirmeyeceği algısı, hava saldırılarından kaynaklanan kayıpların taviz vermekten daha ağır olması ve etkili bir savunma veya karşı saldırı umudunun olmaması” sayılıyor. Ancak analizde, bu koşulların hiçbirinin İran için geçerli olmadığı vurgulanıyor.

İran’ın Sırbistan veya Afganistan gibi ülkelerden farklı olarak, ABD’ye önemli maliyetler yükleme kabiliyetine sahip olduğu, Hürmüz Boğazı’nı kapatarak stratejik bir üstünlük sağladığı ve savaş boyunca tutarlı bir zafer teorisi izlediği ifade ediliyor.

Trump ve Hegseth'in stratejik körlüğü

The Atlantic, Başkan Trump ve Savunma Bakanı Pete Hegseth’in askeri danışmanların uyarılarını dikkate almadığını kaydediyor. Genelkurmay Başkanı General Dan Caine’in Trump yönetimini İran'a saldırı konusunda uyardığı belirtilirken, Hegseth’in tecrübesinin büyük ölçüde taktik düzeyde, sahadaki genç bir subay olarak edinilmiş deneyimlere dayandığı ve teknolojik üstünlüğün stratejik bir vizyonun yerini alamayacağını kavrayamadığı eleştirisi yapılıyor.

Makalede, “Bir yüzbaşı, düşman ateşini kesmek için bir eve iki bin poundluk bomba atmak isteyebilir, ancak kıdemli bir komutan bunun ertesi hafta yüz yeni düşman yaratacağını bilir” ifadesiyle, dar görüşlü askeri yaklaşımın yaratacağı uzun vadeli risklere dikkat çekiliyor.

Sonuç: Ağır bedel ve İran'ın yükselişi

Analizin sonuç bölümünde, bu “beceriksiz savaş macerasının” sonuçlarının tam anlamıyla “facia” olduğu değerlendirmesi yer alıyor. ABD’nin mühimmat stoklarının büyük ölçüde tükendiği, askeri itibarının ciddi şekilde zedelendiği, dış ilişkilerinin kopma noktasına geldiği ve buna karşılık İran liderliğinin tarihinin en güçlü stratejik konumuna ulaştığı belirtiliyor.

Makalede, “Bu, 'hava gücünün tek başına savaşı kazanmaya yetmediği' şeklindeki eski dersin defalarca tekrar öğrenilmesi için ödenen ağır bir bedeldir” ifadesine yer veriliyor.

DEĞERLENDİRME

The Atlantic’in analizi, ABD’nin İran'a yönelik askeri müdahalesinin sadece stratejik bir başarısızlık değil, aynı zamanda emperyalist dayatmanın sınırlarını gösteren bir örnek olduğu şeklinde yorumlanıyor. Hava gücüne aşırı güvenin, modern savaşın gerçeklerinden kopuk bir anlayışı yansıttığı ve İran gibi topyekûn direniş kapasitesine sahip bir ülkede işlemediği ifade ediliyor.

Washington’un İsrail’le birlikte başlattığı bu saldırının, bölgesel dengeleri altüst etmek bir yana, Tahran’ı stratejik olarak güçlendirdiği belirtiliyor. Analistler, ABD’nin müttefiklerinin bu başarısız girişimden çıkaracağı dersin, “güç kullanımının her derde deva olmadığı” ve “diplomasinin terk edilmemesi” gerektiği olduğunu, ancak Washington yönetiminin benzer maceracı politikalara devam etmesi halinde itibar kaybının daha da derinleşeceği uyarısında bulunuyor.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha