Şeyh Selim Bişri, Ehl-i Sünnet vel Cemaat mezhebinden olmuş olup, iki kere El- Ezher Üniversitesi başkanlığını yapmıştır. Onunla, Şia ulemalarından olan Abdul Hüseyin Şerefuddin arasında yapılan çeşitli münazaraların ardından yapılan mektuplaşmalardan el- Müracaat adında bir kitap ortaya çıkmıştır. Bu fıkıh içerikli münazaralar Selim Bişri’nin Şia olmasına sebep olmuştur. O, daha münazaranın başında mutaassıp olmadığını ilan ederek şöyle demiştir: “Ben sadece kaybettiğini bulmaya çalışan, aradığı da "hakikat" olan biriyim. Eğer hak meydana çıkıp, haklı olan belli olursa doğaldır ki hakka tabi olmak erdemdir, yok eğer olmazsa ikimiz de şairin şurada söylediği gibi
"Biz, bizde olana siz de, sizdekine razısınız; her ne kadar görüşler farklı olsa da.” Kendi düşüncemizde kalmaya mahkûmuz.
Bu münazaralar iki tarafında ilim, büyüklük, ahlak ve hakikat peşinde olduğuna işarettir. Selim Bişri münazaraların sonunda şu açıklamalarda bulunmuştur: “Gizliler açık, hakikatler kendi kapalı olduğu yerden zahir ve sabahın aydınlığı her görüş için ortaya çıkmıştır, Allah’a beni kendi dinine hidayet ettiği ve kendi yolunda amel etme başarısı inayet ettiği için şükranlarımı sunuyorum. Allah’ın salat ve selamı Peygamber ve Ehl-i Beyti’nin üzerine olsun.”
5- Mutaassıp üstat Seyyid Ahmet Sudani:
O da, büyük araştırmalar sonucu Şia’nın hakikatine vararak ehli sünnet mektebini terk edip, Şia mezhebin seçenlerden biridir. Aynı şekilde hiç kimseden korkup çekinmeden aleni bir şekilde Şia olduğunu itiraf ederek, Mısır halkını Şia mektebine davet edenlerden biridir.
“الخدعة, رحلتی من السنة الی الشیعة” kitabında şöyle yazmakta: “Sünni olduğum sürece halkı akla davet eder, aklın gerekliliğine vurgu yapardım, ama kendi kavmimin arasında bir yer edinemedim ve her yönden iftiralara ve şayialara maruz kaldım… ben çok iyi biliyordum ki akıl konusunda geri adım atmak geçmiştekilerin görüşlerinde erimektir ve sonuçta ona gerçekleri ortaya koyacak bir şahsiyetin olmamasıdır… Ben asla bir şeyi araştırmadan ve üstünde düşünmeden demem… Benim akla önem vermem; Şia mezhebine yönelmeme ve Ehl-i Beyt (aleyhimu’s selam) hattını seçerek, onların mezhebini seçmemin asıl sebebi olmuştur.
6- Üstat Abdulmun’im Hasan Sudani:
Üstat, tarih ve hadis alanında yapmış olduğu bir çok araştırmanın sonunda Ehl-i Beyt (aleyhimu’s selam) mezhebinin hakkaniyetini anlayarak, kendi mezhebini bırakarak Şia mezhebini seçmiştir. O “بنور فاطمه اهتدیت” (Fatıma’nın nuruyla hidayete erdim) kitabında şöyle yazmakta: “Her kes, hakka kılavuzluk edecek kendi derinliklerinde bir nur ihsas etmektedir, ancak nefsanî arzuları ve zanlara tabi olması o nura perde olmaktadır. Bundan dolayı insanın gafletten uyanması için tezekküre ihtiyacı vardır ve Fatıma (aleyha selam) o nurun aslıdır. Ben o nuru devamlı olarak kendi vücudumda hissetmekteyim.” Kitabın başka bir yerinde “sahabenin adaleti” nazariyesi hakkında şunları yazmakta: “Sahabenin adaleti nazariyesi Ehl-i Beyt’in (aleyhimu’s selam) ismeti karşısında ehli sünnetin uydurmuş olduğu bir görüştür ve bu ikisi arasında ne kadar fark vardır. Ehl-i Beyt’in (aleyhimu’s selam) ismeti Kur’ansal bir hakikattir, Peygamber de (sallallahu aleyhi ve alih) ona vurgu yapmış, ve gerçekte de hakikat bulmuştur. Ama sahabenin adaleti görüşü; Peygamberin de vurgulayıp, doğru olmadığını söylediği gibi Kur’an’a ters ve muhaliftir. Bilakis sahabenin kendisi Peygamber hayatta iken ve öldükten sonra dinde bidatler yaptıklarını ikrar etmişlerdir…” yine kitabın başka bir yerinde şöyle yazmakta: “Ben kendi vücudumda bir şeylerin olduğunu hissediyorum, ama onu anlatamıyorum, ancak şunu diyebilirim ki: her gün Ehl-i Beyt’in (aleyhimu’s selam) velayetine bağlılıkla, kendimde Allah’a daha fazla yakınlık duymaya başladım. Ve her ne kadar onların kelimeleri üzerinde düşünsem dine olan marifet ve yakinim o oranda artmaktadır. İnanıyorum ki eğer Şia olmasaydı, İslam’dan bir şey olmazdı. Her ne zaman Ehl-i Beyt’in talimatlarını kendimde uygulamaya başlasam iman lezzetini ve yakin letafetini kendimde hissediyorum. Ve her ne zaman Ehl-i Beyt kanalıyla elimize ulaşan ve hiçbir mezhepte olmayan mübarek duaları okursam Allah’la münacatın tadına varırım…”
7- Ünlü Mısırlı Avukat Dumurdaş Ukali:
Dumurdaş Ukali, Mısırlı ünlü ve tanınmış bir avukattır. Fıkhı bir meselenin araştırması sonucu o konuyu İmamiye Şia’sı fıkhıyla karşılaştırmış ve bu fıkhı araştırma sonucu İmamiye Şia’sının öteki mezheplerden daha güçlü olduğunu anlamış ve bu konu Şia nurunun onun kalbinde aydınlanmasına sebep olmuştur. Ve daha sonra karşılaştığı ilginç bir olaydan sonra alın yazısı tamamıyla değişmiş ve Şia mezhebine erme şerefine kavuşmuştur. O olay şöyle gerçekleşmiştir: Bir grup İranlı hacı yirmi karton itikadı kitapla Arabistan’a giriş yapıyorlar. Bu kitapların hepsine devlet el koyar. İran konsolosu Şah zamanında konuyu Kral Faysal’a haber verir. O da Arabistan iç işleri bakanlığına olayın incelenmesi emrini verir. İç işleri bakanı tüm kitapların incelenme emrini vererek, eğer kitaplarda bir sakınca yoksa kitapların iade edilmesini ister. O zamanlar Dumurdaş Ukali Hicaz’da bulunmaktadır. ondan kitapları inceleyerek hukuk ve yasal olarak son görüşünü bildirmesini isterler. O, bu kitapların mütalaasıyla Şia’nın hakkaniyetine varır ve orada Ehl-i Beyt (aleyhimu’s selam) mektebine adımını atar…
8- Allame Doktor Muhammed Hasan Şehhate:
Allame Muhammed Hasan Şehhate, el- Ezher Üniversitesinin eski üstatlarındandır. O da imamiye Şia’sı hakkında yaptığı yoğun araştırmalar sonucu bu fırkanın hakkaniyetine varır. İran’a yapmış olduğu bir yolculukta Ahvaz halkına yapmış olduğu konuşmasında şunları söylemiştir: “İmam Hüseyin’e (aleyhi selam) olan aşkım, tüm konumumu terk etmeme sebep oldu.” konuşmasının başka bir yerinde şöyle demiştir: “Eğer bana sorarsalar İmam Hüseyin’i doğuda veya batıda bulabilir miyiz? Diye. Ben derim ki İmamı benim kalbimde bulabilirsiniz. Allah, bana imam Hüseyin’le görüşme başarısı ihsan etmiştir.” Konuşmasının başka bir yerinde ise şöyle demiştir: “50 yıldır İmam Ali’nin (aleyhi selam) aşkına tutulmuşum ve yıllardır kendimde İmam Ali’nin velayetini görürüm.”
9- Filistinli Tabip Es’ed Vahit Kasım:
Doktor Es’ed Vahit Kasım, Şia hakkında yapmış olduğu mütalaalar sonucu Şia mezhebini seçmiştir. O, çeşitli yollarla Şia mezhebinin hakkaniyetini ispatlayıp yaymak için seferber olmuş ve bu yolda çok çaba sarf etmiştir. Onunla yapılan bir röportajda şunları söylemiştir: “Benim düşünceme göre, Şia İslam’ın İslam’da Şia’nın kendisidir.” Doktor Es’ed Vahit Kasım’ın da Şia mezhebini savunmak için yazmış olduğu çeşitli kitapları vardır. Örneğin bu iki kitap: “ازمة الخلافة و الامامة و آثارها المعاصرة”
ABNA.İR