Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Irak Şiilerinin Taklit Mercisi ve orta doğunun en etkin karakterlerinden olan Büyük Ayetullah Sistani’ye orta doğuda yaşanan gelişmeler ve özellikle Bahreyn’in masum halkının devrimi hakkında bir mektup gönderdi.
Ayetullah Sistani’nin Necef-i Eşref kentindeki ofisinden edinilen bilgiye göre dün Türkiye’nin Bağdat büyükelçiliğinden bir heyetin Ayetullah Sistani’nin ofisinde, ofis yetkilileriyle bira araya geldikleri kaydedildi. Türkiye heyetinin Recep Tayyip Erdoğan’ın Ayetullah Sistani’ye yazdığı bir mektubu ofis yetkililerine ilettiği belirtildi. Erdoğan mektubunda bölgede yaşanan gelişmeleri ve özellikle Bahreyn konusuna değinerek bölge hakkındaki görüşlerini ortaya koydu.
Türkiye’nin Bahreyn krizi konusunda rol alma girişimi, bu ülkenin şu anda Suriye krizinde ve bu ülkede Amerika, Avrupa, Suudi ve İsrail tarafından yakılan ateşte onların aldatmacalarıyla batının yanında yer alarak, Suriye devletinin karşısında saf tuttuğu bir sırada gelmiştir! Gerçi Suriye’nin tüm politikası İran tarafından benimsenmemektedir ve İran İslam Cumhuriyeti bu ülke yetkililerinden halkının haklı taleplerine kulak vermesini ve onların isteklerini yerine getirmesini istemiştir. Ancak İran İslam İnkılabı Lideri İmam Hamaney’in de belirttiği gibi küfür cephesinin oluşturduğu devrimleri İran desteklememektedir.
ÇELİŞKİLİ TAVIRLAR VE CEVAPSIZ SORULAR
Ama şimdi Erdoğan’ın bu tutumları hakkında şu sorular akla gelmektedir: “Türkiye neyin peşinde? Acaba gerçekten bazılarının iddia ettikleri gibi Türkiye İslami yeni bir orta doğunun şekillenmesi için geçici çıkarlarını göz ardı edip, özgür halkları destekleyerek İslami direnişin yanında yer mi alacak, yoksa bunların tümü Türkiye’nin milli çıkarları ve “Yeni Osmanlı İmparatorluğu”nu ihya etme düşüncesinden mi kaynaklanmaktadır?
Acaba “Erdoğan’ın Ayetullah Sistani’ye yazdığı mektuba”, “Davos’ta Siyonist rejim cumhurbaşkanına karşı diklenmesine” ve “Özgürlük filolarının Gazze’ye Gönderilmesi”ne mi inanmak gerekiyor, yoksa “Amerika ile olan sıcak ilişkilerine”, “İsrail’e askeri üst vermesine”, “NATO’ya olan üyeliğine” ve “Suudi prens Bender bin Sultan’ın Suriye’deki projesine” verdiği desteğe mi inanmak gerekiyor?!
GERÇEK NEDİR?
Acaba gerçek,Türkiye’nin özgür halklar ve İslami direniş hareketlerinin yanında yer almadığı gibi, bilakis sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmekte ve ekonomik ve askeri gücünün artmasıyla bölge konularına daha çok eğilerek hırslı arzularını elde etmek mi istemektedir?
Eğer böyle değilse, nasıl olurda on yıla yakın bir zamandır Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad’la ilişkilerini geliştirmek için yoğun çaba sarf eden biri, bir anda Siyonistlerle, Suudilerle birlikte hareket etmiştir, hatta kendi topraklarında Suriye muhaliflerinin konferansına ev sahipliği yapmıştır! Ve nasıl mümkündür ki Ankara o kadar ileri gitmiş ve resmen Güvenlik Konseyinde Beşşar Esad aleyhine çıkartılmak istenen kararı destekleme tehdidinde bulunmuştur? Bu tutumlar daha birkaç ay öncesine kadar kimsenin aklından bile geçmezdi.
BAHREYN KONUSUNA GELİNCE
Bahreyn macerası konusunda da akla gelen Türkiye’nin masum halkların yanında yer almış gibi gözükerek bölge ülkelerinin yanında itibarının arttırılması peşinde koştuğu yönündedir.
Bunun kanıtı ise bazı haber kaynaklarının ifşa ettiğine göre Erdoğan bir süre önce Irak başbakanı Nuri El Maliki’yle görüşmesinde, Nuri el Maliki’ye bazı şartlar sunduğu ve bu şartların yerine getirilmesi halinde İran ve Irak’ın yanında yer alarak Bahreyn’in mazlum halkını savunabileceğini belirttiği yönündedir! Ama anlaşılan Erdoğan’ın öne sürdüğü şartların kabul edilebilir bir yanının olmadığından Maliki bu şartların “adaletsiz” ve “insafsız” olduğunu deklere ederek bu şartları reddetmiştir.
Şimdi sormak gerekir: Ne oldu da Türkiye yeniden Bahreyn konusuna el atmakta ve Irak devletini baypas ederek Ayetullah Sistani’ye mektup göndermektedir?
TÜRKİYE BİLMELİDİR Kİ…
Anlaşılan o ki Erdoğan ve ekibinin içinden geçenleri geçtiğimiz günlerde Abdullah Gül şu sözleriyle özetlemiştir: “Orta doğuda yeni bir süreç ve değişim rüzgarları esmektedir” öyleyse en doğrusu Türkiye devlet yetkililerinin bu ortamdan en güzel bir biçimde yararlanmalarıdır!!! Bu ister Suriye konusundaki tutumunu değiştirmek pahasına olsun, ister uzun yıllardır başörtüsü konusunda atılan sloganların bir kenara bırakılma pahasına olsun!!!
Şayet burada “Merhum Necmettin Erbakan”ın ihtiramına şapkamızı çıkarmamız doğru olacaktır. Merhum ölümünden bir süre önce acı bir dille Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan hakkında “Onlar şu anda bilmeden ırkçı Siyonist ve dünya emperyalistlerinin değirmenine su taşımakta ve Siyonistler ile Batının adaletsiz düzenine destek vermektedirler” demişti.
Ama Türkiye devlet yetkililerinin bilmesi gereken nokta şudur: “Şu anda bölge halkları gerçekten uyanmışlardır, reformcu ve hakkı isteyen arabulucu ile fırsat peşinde koşan ve menfaatçi vurguncular arasındaki farkı çok iyi bilmektedirler.”
Türkiye ilk önce kendi konumunu doğru ve net olarak ortaya koymalı ve neden insan katili Siyonistlerle olan ilişkilerini elleriyle geri itmekte,ama ayaklarıyla çekmekte olduklarını açıklamalıdır. Ve neden Siyonist rejimin çıkarları gereği batının tahrikleri ve Vahabilerin paraları ile Suriye düzeninin değiştirmek için çaba sarf eden Suriye devlet muhalifleriyle aynı dili kullanmaktadır?
SON SÖZ
İran İslam Cumhuriyeti dış işleri yetkilileri Bahreyn devrimi, Suriye krizi ve bölgede yaşanan öteki gelişmeler konusunda fırsat peşinde koşanların elinden manevra kabiliyetini alacaktır. İran İslam Cumhuriyeti, İran İslam inkılap lideri büyük Ayetullah İmam Hamaney’in dediği gibi halk hareketleri ve İslami hareketlerin yanında yer alacak ve onları himaye edecektir. Ama Amerika’nın perde arkasında olduğu yerlerde olmayacaktır.