10 Ağustos 2011 - 06:43

Suriye’de gerçekten çok kan akmaktadır. Bundan herkesin rahatsız olması gerekir. Bu kanın akmaması ve durması için neler yapıldığı ve yapılabileceği büyük önem arz etmektedir. Suriye’de akan kandan yalnızca Suriye hükümetini sorumlu görmek büyük bir yanlışlıktır.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Türkiye’de hiçbir Müslüman için Baas rejiminin kıymeti yoktur. Buradaki olaylar değerlendirilirken iki de bir Baas rejimini gündeme getirmek, olayları doğru anlamamızı engellemektedir. Dökülen kanlarda Suriye hükümetinin payı her gün anlatıldı, yazıldı. Suriye’de kanın akmasında başta isyancılar olmak üzere başkalarının da doğrudan ya da dolaylı payının olup olmadığı daha az yazıldı.

Beşşar Esad’ı yerden yere vuranlar, fazla değil üç ay öncesinde Arap dünyasında en olumlu değerlendirilecek lider olarak bakıyorlardı. Doğrusu Suriye’de olumlu adımlar atılmıyor değildi. Gerek hükümetimiz gerek değerlendirme yapan kimseler hep pozitif görüşler ortaya koyuyorlardı. Ne olduysa yönetime karşı başlayan eylemlerden sonra oldu.

İsyan dalgası Suriye’yi sardı, hem de dünyadan çok büyük destek görerek. Başta Amerika olmak üzere işbirlikçileri isyanı desteklediler. Türkiye, hükümeti ve medyasıyla başlangıcından beri isyancılara olanca desteği verdi. Hiçbir sınırlama koymadan yapılan bu destek birçok sorunu doğurdu. Bunlardan bazılarını ifade edelim:

1- Suriye’deki isyancı guruplar, arkalarında Türkiye’nin ve medyasının desteğini gördüklerinde daha bir kendilerinde güç görmeye başladılar. Bu durum isyanın daha da alevlenmesine neden oldu. Medya ve hükümetin tavrı, isyancıları isyan etme noktasında motive etmiştir. İsyancıların silahlı mücadele içerisinde olmaları, dünyadan ve Türkiye’den eleştirilere neden olmaması da kan akmasının en önemli nedeni olmuştur.

Suriye iktidarı kendilerine silahla karşı koyan güçlere şiddetli tepki göstermesi birçok kişinin ölmesine sebep oldu. Bu çatışmalarda sivillerin ölmesi ve bundan iktidarı sorumlu gösteren medya savaşları sayesinde gösteriler artmaya başladı. Böylece Suriye şiddet sarmalına girmiş oldu.

2- Türkiye’nin ev sahipliğinde toplantılar yapan Suriye muhalefetinin, bu desteği görmesi de isyanın alevlenmesinde etkili olmuştur. İsyancılara ev sahipliği yapan bir ülkeye Suriye yönetiminin güveni bitmiştir. Bu durum Türkiye’yi, Suriye’de iktidar değişikliğine endekslenen bir tutuma yöneltmiştir.

3- Suriye konusunda hükümetin adeta feraseti kaybolmuştur. Kardeş ve komşu Suriye’de isyancılar üç yüz -dört yüz kadar asker ve polisini öldürürken ülkemiz medyası daha önemlisi hükümetimiz tarafından mahkûm edilmemesi isyancıları cesaretlendirmiştir. Bu kadar asker ve polisinin öldürüldüğü yerde, komşu Türkiye’den öldürenlere yönelik ses çıkarılmaması, Suriye açısından ilişkileri kötüleştirmiştir.

Suriye muhalefetinin bazı öncülerinin bazı muhalif kanallarda şiddet çağrısı yapması ve öldürmekten bahsetmesi, kurtarılmış bölgeler oluşturmaya davet etmesinin medyamız ve hükümetimiz açısından değerlendirilecek tarafı yok mu? Diğer muhalif unsurlar da bu şiddete davetiye çıkaranlarla ilişkilerinin olmadığını neden söylemiyorlar?

4- Suriye’deki olaylar değerlendirilirken gerçeklerden hareket edilmemesi de bir gerçekliktir, bu hem hükümet hem de isyanı destekleyen kesimler için geçerlidir. Bunun en önemli kanıtı, olaylar değerlendirilirken 1982 Hama olaylarına atıfların yapılmasıdır. Kardeş ve komşuluğu en üst düzeyde yaşadığımız Suriye için isyan olayları başlayınca sen 1982 ‘de Hama’da şöyle katliam yapmıştın demek ne ilkeli olmayla, ne komşulukla ne de dostlukla izah edilebilir. 1982 ‘de Hama’da yapılanlar şuuraltında tutularak bu dostluk ilişkileri sergilenmişse, bu durum da ayrı bir sıkıntıdır.

5- Ülkemizde ki haber ve yorumlarda garipliklerin haddi hesabı yoktur. Haber verirken ve yorum yaparken Suriye askerleri ve tankları falanca şehre girdi derken ne denmiş olunuyor? Suriye askerleri Suriye’de yoksa işgalci bir güç mü de haberimiz yok.

6- Hesap sorma edasıyla Suriye’ye yapılacak ziyaretlerin yapıcı bir yanı olamaz. Öncelikle bu psikolojiyle ilişki olmaması gerekir. Hesap sorma ve el altından tehdit dili ancak radikal grup dili olabilir.

7- Suriye’de demokratik seçimlerin olmasını, şaşırtıcı gelecek ama yalnızca Suriye yönetimi isteyecek durumdadır. Bundan dolayı parti kurmayı serbest bıraktı ve seçime altı ay içerisinde giymeyi taahhüt etti. Suriye’de demokratik seçimi, Amerika, Avrupa ve başta Suriye muhalefeti asla istemez. Bu tür seçimin sonucunu her kesim tahmin ediyordur. Suriye muhalefeti serbest seçimde varlık göstereceğine inanabilse, hükümetin açılımlarına destek verir.

Türkiye şayet Suriye’de demokrasiden yanaysa, o zaman Suriye’nin serbest seçim açıklamasını değerlendirir. Suriye yönetimi ve muhalefetiyle görüşme imkânını kullanarak şiddetin sona erip seçimlere gitmeye yardımcı olabilir. Belki böyle bir girişimle muhalefeti de yakından tanıma imkânını elde eder.

Serbest seçim, batı ve Suriye muhalefeti tarafından engellenmeye çalışılacaktır. Amerika ve Avrupa, serbest demokratik seçimi ancak kim kazanacaksa ona göre isteyebilir. Mesela, Bahreyn’de serbest seçimi asla kabul edemezler.

8- Suriye konusunda Amerika ve işbirlikçileriyle aynı yönde hareket etmek, başbakanımızın imajını olumsuz yönde etkileyecektir. Suriye’ye yaklaşımda Suud, Bahreyn, Kuveyt kralları ve Hariri’yle yan yana duran bir imajın düzeltilmesi bile zor olacaktır. Haklı olarak Müslümanların gönlünde yer edindikten sonra bu durumun izahı zordur. İmaj algımızı ciddi manada sarsacak bu görüntüden bir an önce kurtulunması hem siyasi açıdan hem de uhrevi açıdan çok önemlidir.

9- Suriye’deki isyancılar, dünyadan ciddi destek görerek mezhep ya da kimlik savaşı çıkarmayı başarırlarsa, Allah göstermesin dökülecek kanın haddi hesabı olmaz. Bu durumda en büyük vebal de muhalefeti anlamadan bilmeden ve sonuçlarını hesap etmeden destekleyenlerin üzerine olacaktır. Bunu, muhalefeti destekleyen herkesin hesap etmesi gerekir. Bu kötü ihtimalleri mezhepçi yaklaşımlarda bulunanlar hesap edemezler. Bunu, her şeye rağmen yetkililerin hesap etmesi gerekir.

Suriye’yi ziyaret eden dışişlerine, basiret diyorum.

Hüseyin TAŞ