Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Hamd, alemlerin rabbi Allah’a salat ve selam efendimiz ve nebimiz Muhammed’e, Tahir ehlibeytine ve seçkin sahabelerine olsun.
Allah’ım! Velinin ferecini, afiyetini ve yardımını çabuklaştır. Bizleri onun hayırlı yaranlarından ve yardımcılarından karar kıl.
Büyük Allah’a böylesine büyük ve değerli toplantıda huzur bulduğumdan dolayı şükranlarımı sunuyorum. Allah’ın en üstün yaratığı olan Peygamber ve Peygamber Ehlibeyti’ne kalpleri sevgiyle dolu olan mümin ve sadık erkek ve kadınlar, kendilerini ilahi muhabbet ve sevgi şükrüyle donatarak hazırlamışlardır. Sizin hepiniz nazar sahibi, üstat ve seçkin kişilersiniz. Benim sizin gibi ulema ve düşünürlerin içinde konuşmam beyhudedir, ancak Peygamber Ehlibeyti’ne saygılarımı sunmak adına ve onun değerli Ehlibeytinin aşıklarının huzurlarında birkaç noktayı arz etmek istiyorum.
Birinci nokta insanın yaratılışının aslı hakkındadır. İnsan, en önemli yaratılmış varlıktır. Tüm alemler insan için yaratılmıştır. Gökler, yer ve tüm alemdeki varlıklar insanın boyunduruğunda, hizmetinde ve onun karşısında secde edendirler. İnsan, Allah için yaratılmıştır. Böylelikle Allah’ın varlıklar alemindeki tecellisi, O’nun yeryüzündeki halifesi, isim ve sıfatlarının tecellisi olsunlar.
Allah, alemi insanın hizmeti için yaratmış ve insandan da kendisini Allah’a kadar yukarı çıkarmasını ve Allah’ın alemdeki tecellisi olmasını istemiştir. İnsanın hakikati birdir. Allah, insanı ilahi fıtrat üzerine yaratmıştır. Elbette onu yeryüzündeki en aşağı satıhta ve toprak olarak karar kılmış ve ondan yukarı çıkmasını ve ilahi olmasını istemiştir.
Bu görevlerini yerine getirmesi için Allah insanları yalnız bırakmamıştır. Liderler, hidayetçiler ve kılavuzcuları kendisi ve insanlar arsında vasıta olmaları için karar kılmıştır. Öyle bir vasıta ki kamil ve zirvede olmalıdır. Hem model ve numune, hem yol ve yol gösterici ve hem de tutacak ve destekleyecektir.
İnsanların hidayet olması, ellerindeki, ayaklarındaki, düşüncelerindeki ve kalplerindeki pranga ve zincirleri açmak için peygamberler geldi. Allah Teala, insanı yalnız bırakmadı. Peygamberlerden sonra vasiler geldi. İnsanların hakikati birdir ve fıtratı ilahidir. Tüm insanların nihai istek ve arzusu bir hakikattir. Hepsi tevhit, adalet ve Allah’a kavuşma peşinde koşmakta ve ilim, hikmet, kudret, yaratıcılık, rahmet ve bağış peşindedir.
Allah, bunların hepsini tüm insanların içine yerleştirmiştir. Yüce Allah bu zirveye ulaşmaları için de dini indirmiştir. Dinin hakikati birdir. Allah Teala, insanların hidayeti için birden çok din karar kılmadı ve o din İslam dinidir. Tüm ilahi peygamberler Müslüman ve onların hakiki takipçileri de Müslüman’lardı. Bizim aziz peygamberimizde kendisinin Hz. İbrahim’in dininden olduğunu söylemektedir. Hz. İbrahim Müslim’di , onun çocukları, bir birlerinin ardı sıra gelen tüm peygamberler, aziz İslam peygamberimiz ve Tahir imamlarımız da Müslüman’dılar. “inne diyne indellahi’l İslam” (Allah katında tek din İslam’dır) yüce Allah farklı dinler göndermemiştir, bilakis insan çeşidi için bir tek din göndermiştir. Elbette beşerin kapasitesine göre her dönemde dinin bir bölümünü, dinin tamamını, dinin kemalini ve kamil dini aziz peygamber Hz. Muhammed Mustafa (s.a.a) tarafından beşeriyete hediye edilmiştir.
Eğer birisi hakikaten Hz. Musa’nın takipçisi ise, Hz. Musa’yı peygamber olarak kabul ettiği delillerin aynısıyla Hz. İsa’yı da peygamber unvanıyla kabul etmelidir ve eğer birisi Hz. İsa’yı hakikaten ilahi bir peygamber unvanıyla kabul ediyorsa, onu kabul ettiği delillerin aynısıyla aziz peygamberimizi de ilahi peygamber unvanıyla tanımalı ve iman getirmelidir. Bu ikinci nokta.
Üçüncü nokta, aziz peygamberimiz ve İslam tüm beşeriyete aittir. Din kamil ve herkes içindir. Alemlere rahmettir. Peygamber tüm beşer için gelmiştir ve son peygamberdir. Beşeri hakikatin, rüştün ve kemalin nihayetine hidayet etmek için geldi. Peygamber, mesajını ulaştırmalı ve risaletini tamamlamalıdır. Ama toplumun hidayet ve yöneticiliği Peygamberin Ehlibeyti’nin eliyle istimrar bulmuştur.
Ehlibeyt, Peygamberin yolunu sürdürmek için beşeri toplumun yöneticiliğini yaparak, engelleri kaldırmakla, insanları Allah’ın kendisine ulaştırmak için görevlendirilmiştir. Bu hidayetin zorunluluğudur. Mükemmel, kusursuz ve kemalin zirvesinde olan kişiler hakiki hidayetçiler olabilirler. Beşeri toplumların lider ve yöneticileri eksikliklerinden ve kemal zirvesinden uzak olduklarından toplumlarda eksiklik oluşturmakta ve sorunlar, çelişkiler ve çatışmalara sebep olmaktadırlar.
Ehlibeyt (a.s) kamil, seçilmiş, mükemmel ve kusursuz insanlardır. Allah Teala, onları tüm kusur ve eksiklerden temizlemiş ve kemalin zirvesinde karar kılmış ve onlara beşerin hidayet ve yöneticilik görevini vermiştir. Ehlibeyt de tüm beşeriyete aittir. Emire’l Mümininin Hz. Ali (a.s) imam-ı mubin ve tüm beşeriyet içindir. Risalet ve imamet düşüncesi etnik kök, kavim, milliyet, renk, coğrafi ve siyasi sınırların ötesindedir. Eğer ehlibeyt bir gruba ait olursa, görev ve memuriyetinde kusur, ayrımcılık payesi ve ilahi adalete ve kamil insan zatına aykırı olur. Kamil insan adaletin tecellisi ve Allah’ın rahmetidir. Allah’ın rahmeti de tüm insanlara şamil ve onlar içindir, hatta tüm yaratılmış varlıklar içindir.
Dördüncü nokta, benim azizlerim, bugün ve tarih boyunca beşeri toplumun temel sorunu liyakatsiz yöneticilikler, gayri ilahi ve zalim hakimlerin beşeri toplumlardaki yönetimleridir. Tarih boyunca ayrımcılıklar, fesat, savaşlar, aşağılamalar, zulümler ve kemali hareketler karşısındaki engel çıkarmaların neredeyse tamamı Salih olmayan, adaletsiz ve gayri ilahi hakimler tarafından beşeri toplumda uygulanmıştır. Onlar, beşeri toplumların tefrikasına sebep olmakta, onları kısım kısım ve parça parça etmektedirler. Onlar, kendi hakimiyetlerinin payidar olması ve halkların servetlerini yağmalamak için halkları ve beşeri toplumları çeşitli gruplara bölmektedirler. Eğer imkan bulsalar aileleri bile kısımlara bölerek tezat ve çelişkileri onlara tahmil edeceklerdir. İhtilafın temeli şeytanidir ve ihtilafların sebebi şeytani ve liyakatsiz kişilerin yöneticilikleridir. Bugün de beşerin sorunu budur.
Toplantınızın açılışında tadınızı kaçırmak istemiyorum, ancak daha geçtiğimiz bu yüzyılda yüzlerce savaş çıkmış ve yüz milyonlarca insan ölmüş yüz milyonlarcası da evsiz kalmıştır. İnsanların refahı, kemali ve ilahi yeteneklerin ortaya çıkması için kullanılması gereken milli servetler sonu gelmeyen silah yarışlarına ve insanların ölümünü daha çabuklaştıracak ve çoğaltacak daha gelişmiş silahların yapılması ve insanların aldatılması için kullanılmaktadır. Halkların servetlerini yağmalamak için en kapsamlı ve ağır programlar uygulanmaktadır. Bir oyunla milyarlarca dolar halkların cebinden fasit, bozguncu ve savaş peşinde koşan Amerikalıların cebine ve hazinesine girmektedir. Kendi ekonomik sorunlarını çözmek için savaş çıkartmaktadırlar.
Bugün on beş Şehriver, yani 11 Eylül’dür. Beşeri toplumların duygularını etki altına almak, İslam ülkelerine saldırmak ve Afganistan ve Irak gibi ülkeleri işgal etmek için tasarlanmış ve karmaşık bir oyundur 11 eylül. Bu savaşlarda bir milyondan fazla insan hayatını kaybetmiş kaç milyon insan da yaralanmıştır. 50 milyar dolar, 90 milyar dolar ve 100 milyar dolar silah satıyorlar sonra savaş başlatıyorlar. Böylelikle silahlar kullanılacak ve yeniden silah satacaklar. Kitleler arasında bir sorun bulunmamaktadır. Onlar hak karşısında ciddi direniş ve iddia sahibi değillerdir. Tüm fesatlar gayri Salih, kirli ve gökle irtibatı olmayan hakimlerden kaynaklanmaktadır.
Başınızı ağrıtmak istemiyorum, kendi görevlerimize ulaşmak istiyorum. Ehlibeyt (aleyhimu’s selam) taraftarlarının görev ve memuriyeti nedir? 1400 yıl boyunca ne yaptık ve şimdi ne yapmalıyız? Öyle düşünüyorum ki 1400 yıl boyunca ve özellikle bugün karşımızda iki esaslı görev bulunmaktadır. Bunlar bir birlerinin tamamlayıcısı ve gerçekte bir görevdirler. Ehlibeyt (a.s) taraftarları, Ehlibeyt (a.s) gibi Allah’ı isteyen, öz tevhit peşinde koşan, adalet isteyen, mazlumların hamisi, zalimlerin düşmanıdırlar. İnsanların onur ve şerefi peşindedirler. Vücutları beşeri toplum için lütuf ve rahmettir.
Benim azizlerim, bugün iki görevimiz bulunmaktadır; birincisi aleme hakim olan düzeni tam anlamıyla reddetmek; öyle bir düzen ki ekonomik, politik, kültürel, küresel yöneticilik ve global hakimiyet iddiasında bulunmakta ve devamlı olarak düşünce üreterek dünya kamuoyunu etkisi altına alarak, bilim üretim merkezleri, ekonomik düşünce ve yönetim programlarıyla dünyanın politik ve emniyetini tasarrufu altına almış, kendisini haksız olarak Allah yerine koymuş ve kendi ölçümlerini hak unvanıyla güç ve silah zoruyla dünyaya dayatmışlardır.
Dünyaya nasıl bir düzen kurduklarına bir bakınız. Dünya nüfusunun 3 milyarından çoğu fakirdir ve her gün fakir milletlerle global bozuk sermaye düzeninin azınlıkları arsındaki uçurum artmaktadır. Hatta onların ekonomik krizlerinde bile dünyada çok ağır sorunlar doğmaktadır. Servetleri yağmalamış, sahte dolarları enjekte etmişlerdir. Ekonomik krizlerin çözümü için bile ellerini milletlerin cebine sokmakta ve onların cepleri sayesinde kendi sorunlarını halletmek istemektedirler.
Özgürlükler adına en ağır baskıları yüklediler, Yahudi kavmini koruma adına en utanmaz cinayetleri işlediler ve Filistin topraklarını işgal ederek altmış kaç yıldır cinayet işleyerek, terör estirmektedirler.
Birinci görevimiz bu zalimce düzenleri reddetmektir. Bir kişi Ehlibeyt (a.s) muhibbi olup da bu şeytani tağut düzenler karşısında durmazlık edemez. Bizim birinci görevimiz:
«كونوا للظالم خصم و للمظلوم عونا» (Zalimlere hasım, mazlumlara yardımcı olunuz)’dur. Ehlibeyt (a.s) muhipleri bu dünya düzeni karşısında kayıtsız kalamaz. Ehlibeyt taraftarı ve muhibbi sadece kendini, kendi toplumunu ve Ehlibeyt muhiplerini düşünmez. Şia’nın cilvesi ve günümüzdeki hakiki Ehlibeyt taraftarı olan aziz imamız, imam Humeyni (Allah’ın rahmeti ve selamı onun üzerine olsun) şöyle buyurmuştu: “Alemin her neresinde zulüm varsa, mücadele de vardır ve mücadele var oldukça bizde varız. Biz tüm dünya mustazaflarının yardımcısı, tüm tuğyancı, tağut ve despotların karşısında ayakta durmuşuz.”
Alemin fiili durumunu reddetmek bizim birinci görevimizdir. Birinci günden beri biz böyleydik. Dünyanın bu şartlarına razı olacak bir Ehlibeyt muhibbinin olacağı imkan dahilinde değildir. Bunun anlamı Ehlibeyt’in (a.s) muhipliğinden sakıt olmak ve insaniyetin şanından dışarı çıkmaktır.
İkinci görevimiz alternatif düzene davet etmektir. Bizler dünyadaki kurulu düzeninin yerine neyi tanıtmalıyız? Tüm sözlerimiz bu bir kelimede özetlenmektedir. Alternatifsiz reddedişin bir değeri yoktur. Alemin kurulu düzenini reddeden ve onu sakıt etme peşinde koşan başkaları da var, ancak konu alternatif düzen olduğunda başka bir tağuti, zorba ve gayri insani düzeni önermektedirler.
Bizim önermek istediğimiz düzeninin özelliği nedir? Acaba kamil insan Hz. Veliyi Asr İmam Mehdi’nin evrensel hükümeti dışında hakiki ve alternatif bir düzen var mıdır? İmamın evrensel hükümeti dışında neyi dünyaya sunabiliriz ki hem fıtratıyla uyum içinde olmuş olsun, hem hakikat olsun, hem de çekiciliği olmuş olsun? İmam Mehdi (a.s) tüm beşeriyete ait, tüm beşere Allah’ın hediyesi, tüm beşeriyetin kurtarıcı, Allah’ın baki kalmışı ve Allah’ın beşeriyete son hediyesidir. Kendisi zirvededir. Hem yol, hem kılavuz hem de kavrayıcıdır. O, ilahi feyiz kaynağıdır ve varlığın bütün iyilik ve güzelliği onun vücudu vasıtasıyladır.
Benim azizlerim, bugün bizim görevimiz ve daha da önemli olanı evrensel hükümeti ve imam Zaman’ı (a.s)